samsung note 4,den islam bilgileri12

 samsung note 4


samsung note 4,den islam bilgileri12 bugün samsung note 4 sizin icin yazıyor ne yazıyor
samsung note 4 islam yazılarını sizlere sunuyor samsung note 4 diyorki Bir hadîs-i şerîfde, (Bir kimse din kardeşinin ırzına veyâ malına saldırırsa, malın, paranın geçmez olduğu gün gelmeden önce, onunla halâllaşsm! İyi amelleri varsa, hakkı ödeninceye kadar bu amellerinden alınır. İyi amelleri yoksa, hak sâhibinin günâhları buna yükletilir) buyurdu.

Bir hadîs-i şerîfde, (Müflis kimdir, biliyormusunuz?) buyurdu. (Bizim bildiğimiz müflis, parası, malı olmayan kimsedir) dediler. (Ümmetimden müflis şu kimsedir ki, kıyâmet günü nemâzları ile, oruçları ile ve zekâtları ile gelir. Fekat, kimisine sövmüşdür. Kiminin malını almışdır. Kiminin kanını akıtmışdır. Kimini dövmüşdür. Hepsine bunun sevâblarından verilir. Haklarını ödemeden önce sevâbları biterse, hak sâhiblerinin günâhları alınarak buna yüklenir. Sonra Cehenneme atılır) buyurdu.

[Tirmüzîde bildiriliyor;] Mu’âviye «radıyallahü teâlâ anh>», hazret-i Âişeye «radıyallahü teâlâ anhâ» mektûb yazarak nasîhat yazmasını istedikde, cevâb yazarak: Allahü teâlânın selâmı senin üzerine olsun! Resûlullahdan «sallallahü teâlâ aleyhi ve alâ âlihi ve sahbihi ve selleme» işitdim. Buyurdu ki, (Bir kimse, insanların kızacakları şeyde Allahın rızâsını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlânın kızacağı şeyde, insanların rızâsını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır) dedi.

Allahü teâlâ bizi ve sizi, hep doğru söyliyenin «sallallahü aleyhi ve sellem» haber verdiği bu hadîs-i şeriflere uymakla şereflendirsin! Bu hadîs-i şerifler, her nekadar terceme edilmedi ise de, şeyh Ciyû hazretlerinden bunları sorar ve anlarsınız. Bunlara uygun hareket etmeğe çalışırsınız.

Dünyâ hayâtı çok kısadır. Ahıretin azâbları pek acı ve sonsuzdur. İleriyi gören akl sâhiblerinin, hâzırlıkh olması lâzımdır.Dünyâ-nın güzelliğine ve tadına aldannıamalıdır. İnsanın şerefi ve kıymeti dünyâlıkla ölçülse idi, dünyâlığı çok olan kâfirlerin herkesden dahâ kıymetli ve dahâ üstün olması lâzım gelirdi. Dünyânın görünüşüne aldanmak aklsızhkdır, ahmaklıkdır. Birkaç günlük zemanı büyük ni’met bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır. Allahü teâlânın kullarına ihsân, iyilik etmelidir. Kıyâmetde azâb-lardan kurtulmak için, iki büyük temel vardır: Birisi Allahü teâlânın emrlerine kıymet vermek, saygı göstermekdir. İkincisi, Allahü teâlâ-nın kullarına, yaratdıklarına şefkat, iyilik etmekdir. Hep doğru söyle-yici «aleyhissalâtü vesselâm» her ne söyledi ise, hepsi doğrudur. Şaka, eğlence, sayıklama sözler değildir.

dünyâya sarılırlar. Allahü teâlâ bu alâkalarından râzı değildir, beğenmez. Başka bir fark da, başkaları bu âlemden yüz çevirip, Allahü teâlâyı tanımağa ve sevmeğe kavuşabilirler. Müntehinin, halkdan yüz çevirmesine ise, imkân yokdur. Onun halk ile olması, vazifesidir. Ancak, vazifesi biterse, o zeman, onu, bu geçici dünyâdan, ebedi, sonsuz âleme naki ederler. Hakiki makâmına kavuşur.

Tarikat büyükleri, da’vet makâmını, irşâd derecesini, başka başka anlatmışlardır. Çokları, (Halk arasında, Hak ile olmakdır) dedi. Sözlerin başkalaşması, söz sâhibl'erinin hâlleri, dereceleri başka başka olduğu içindir. Herkes, kendi makâmına göre, söylemişdir. Herşeyin doğrusunu Allahü teâlâ bilir. Seyyid-üt-tâife Cüneyd-i Bağ-dâdinin «kuddise sirruh» (Nihâyete varmak, başlangıca dönmekdir) buyurması işte, yukarda bildirdiğimiz da’vet makâmına uygun bir ta’rifdir. Çünki, başlangıçda, hep mahlûkât görülmekde ve sevilmek-dedir. Nitekim, (İki gözüm uyur, fekat kalbim uyumaz) hadîs-i şerifi, kendilerinin Allahü teâlâya olan dâimi bağlılık ve uyanıklığını bildirmiyor; belki, kendi hâllerine ve ümmetinin hâllerine uyanık olup, gâfıl olmadığını haber vermekdedir. Bunun içindir ki. Peygamberimizin «sallallahü aleyhi ve sellem» uyuması, abdestini bozmaz idi. Peygamber, ümmetini korumakda, bir sürünün çobanı gibi olduğu için, ümmetini bir ân unutması. Peygamberlik makâmına uygun olmaz. Bunun gibi, (Allahü teâlâ ile öyle vaktlerim oluyor ki, o zeman-larda, aramıza hiçbir üstün melek ve Peygamber giremez) hadîs-i şerîfı de, her zeman değil, ba’zandır. Bu zemanlarda da, mahlûklardan yüz çevirip, ayrılması îcâb etmez. Çünki, Allahü teâlâ, ona tecellî etmekde görünmekdedir. Yoksa o, mahlûkları unutup, tecellîleri ara-makda değildir. Ma’şûkun, âşıka cilvesi gibi olup, âşık ma’şûkun peşinde değildir. Fârisi beyt tercemesi:

Sûret aynasmda sefer, hareket olmaz,

Çünki onda nûrâni olmıyan sûret olmaz.

Hulâsa, mahlûklara dönülünce, önce kalkmış olan perdeler, geri gelmez. Arada perde olmadığı hâlde, onu mahlûklar arasına salıp, mahlûkların kurtulmasına, uyandınimasma sebeb ve vâsıta kılarlar. Böyle bir kimse, böyle bir pâdişâha çok yakın olan, bir devlet adamı gibidir. Bununla berâber, kendisine milletin işlerini görmek, derdle-rini çözmek vazifesi de verilmişdir. Sona gelip, geri dönmüş olanlar ile henüz başlangıçda olanlar arasındaki farklardan biri de budur. Çünki, başda olanlar, perdelerin arkasındadır. Geri dönmüş olanlardan ise, perdeler kalkmışdır. Allahü teâlâ size ve doğru yolda olanlara selâmet versin! Âmîn.

Bu mektûb, yine molla Hasen-i Kişmîriye yazılmışdır. Şeyh Abdülkebir-i Yemeninin, Allahü teâlâ gaybı bilmez sözüne cevâb vermekdedir:

Okşayıcı, kıymetli mektûbunuzu okumakla şereflendik, thsân ederek yazdıklarınızı anladık. Şeyh Abdülkebir-i Yemeni, Hak teâlâ gaybı bilmez demiş. Bunu soruyorsunuz. [(Reşehât) kitâbında Muhammed Rûcı okunurken, Abdülkebirin bu sözü de görülmekdedir.]

Efendim! Bu fakir, bu gibi sözleri dinlemeğe dayanamıyorum. Elimde olmıyarak, Fârûki damarım kabarıyor. Bunlardan, islâmiy-yete uygun bilgiler çıkarmağa vakt bırakmıyor. Böyle sözleri söyleyen kimse, ister şeyh Kebir-i Yemeni olsun, ister şeyh Ekber-i Şâmi olsun, hiçbirini duymak istemiyorum. Bize Muhammed-i Arabinin buyurduğu sözler lâzımdır «aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm». Muhyiddîn-i Arabinin ve Sadreddîn-i Konevinin ve Abdürrezzâk-ı Kâşinin sözleri lâzım değildir. Bize (Nass) lâzımdır. (Fuss) [ya’nî Füsûs kitâbı] lâzım değildir. Fütûhât-i Medeniyye varken, (Fütûhât-i Mekkiyye) kitâbına bakmayız. Hak teâlâ, Kur’ân-ı kerimde, gaybı bildiğini söyliyerek kendini övüyor. (Âlim-ül-gayb) olduğunu bildiriyor. (Hak teâlâ gaybı bilmez demek), çok çirkin, pek iğrenç bir sözdür. Doğrusu, Hak teâlâya inanmamakdır. Gayb kelimesi, başka şeyi de göstermekdedir demek, insanı bu alçaklıkdan kurtaramaz. Ağızlarından çıkan sözün büyüklüğünü, kulakları duymuyor, tslâ-miyyete uymıyan'böyle sözlerle ne demek istediklerini keşki bilseydim. Hallâc-ı Mensûr (Enel Hak) dedi ise ve Bâyezed-i Bistâmi (Sübhânî) dedi ise, suçlu olmakdan kurtulabiliyorlar. Kendilerini hâl kapladığı zeman, şü’ûrları, aklları örtülmüş iken, söylemişlerdir. Fekat, bunların sözleri, hâlleri bildirmiyor. Bir ilm, bilgi anlatıyor. Başka şeyi anlatmak istemişdim demeleri, onları suçlu olmakdan kurtarmaz. Bu kelimelerle, akla gelenden başka birşey anlatılmak istenildiğine kimse inanmaz. Çünki, yalnız sekr hâlinde söylenmiş olan uygunsuz sözlerden, başka şey anlamağa çalışılır. Aklı başında olan kimsenin sözünden başka şeyler anlamağa çalışılmaz. Böyle şeyler söyliyen kimse, eğer (Melâmet) yolunu tutarak, kendini herkesin gözünden düşürmek istemiş ise, bu da çok çirkin ve utanılacak birşey olur. İnsanları kendinden soğutmak, yanından kaçırmak için, yapılacak çok şey vardır. Bunları bırakıp da, kâfir olmağa yaklaşmağa ne lözûm vardıf?
bövledir Bunların neler oldukları düşünülebilir. Fekat var olmala düşünülemez Çünki, varlıkları bilinirse, bunlara var olamıyacak dSilemez Hiç olmazsa, zihnde var olmaları lâzım gelir. Mevlana Muhammed Rûcînin yukandaki sözden anladığını ^ğenmemekde haklısınız Yalnız bir varlık olan o mertebede ilmin bağlılığı yokdm demek, ilm yok demekdir. Yalnız gaybın ümı yokdur demek, değe sizdir. Mevlânânın o sözden anladığının doğm olmadığını ş gösteriyor ki o (Ehâdiyyet-i mücerrede mertebesi) nde ilmin yok işerde, Hak teâlânın âlim olması değişmez. Çünki, o mertebede kendTsi âhmdir. İlm sıfatı ile âlim olmaz. Çünki, o mertebede üm Şıfatı yokdur. Sıfatlara inanmayan kimseler de, Allahu teâlânın âlım ^^nu bildirmekdedir. Um sdatımn var manmad^^^^^^^

hâlde, bu sıfatda olan bilmenin, zatda bulunduğunu

bildi rmekdedirler.

Yukandaki sözden sizin anladığınıza gelince, S^yb kelimes^ zât-i İlâhiyi anlıyorsunuz. Bu gayba hiçbir ilm, ha«ayac;>> malanın ilmi de yetişemez diyorsunuz. Anlaşılacak şeyler 'Çmde, pStny vrkm oLnSn bu anlayışınızdır. Bununla berâber, Vac.b tealanm Li, kendi zâtını bilmez demek, bu fakire ağır göstermek için, ilmin, bilinecek şey.

ise ihâta edilemez. Kavranamaz. Bunun ıçm de bı\memez dıyorsu nuz Bu sözünüz, Um-i husûlî için doğrudur. Çünki, ılm-ı husuh le bilmekde bilinen şeyin sûreti, ilm

Fekat ilm-i huzûrî ile bilmekde, suretin Umde hasıl olması hıç la« değildir. Allahü teâlânın ilm sıfatı ilm-i huzûrıdır. Bundan dolayı, îlm i İlâhî hûzur yolu ile, zât-i İlâhîyi bilir. Herşeyın doğrusunu ancak Allahü teâlâ bilir. Allahü teâlâdan, sevgili med aleyhisselâma ve onun temiz Aline salat ve selamet ve bereket dileriz. Evveliniz ve sonunuz selâmet olsun.

dirhemin hepsi harâm olur. Fâiz ile ödünç vermek ve almak harâm olduğu, Kur’ân-ı kerîmde açıkça bildirilmişdir. İhtiyâcı olanında, olmıyanın da, fâizle, ödünç alması harâmdır. İhtiyâcı olana, fâiz harâm olmaz demek, Kur’ân-ı kerîmin emrini değişdirmek olur. (Künye) kitâbı, Kur’ân-ı kerîmin emrini değişdiremez Lâhor şehrinin büyük âlimlerinden olan mevlânâ Cemâl, (Künye) nin birçok haberleri kıymetli kitâblara uymamakdadır. Böyle haberlerine güvenilmez buyururdu. [İbni Abidîn de, (Künye) nin birçok haberi za’îfdir,güvenilmez buyurmakdadır. Bu kitâbı, Zâhîdî yazmışdır]. (Künye) nin bu yazısını, doğru kabûl etsek bile, buradaki ihtiyâç kelimesine, zarûret ve ölüm tehlükesi ma’nâsmı vermek lâzımdır. Böylece, Mâide sûresi, dördüncü âyetindeki, (Ölüme sebeb olan sıkışık hâle düşen) izninden istifâde edilmiş olur. Çünki, bu âyet-i kerîme, harâmdan afv olunabilecek özrü beyân buyurmakdadır. Fâiz ile ödünç almak için, her ihtiyâç özr olsaydı, fâizin harâm edilmesine sebeb kalmazdı. Çünki, fâiz ödemeği, ancak ihtiyâcı olan kabûl eder. İhtiyâcı olmıyan kimse, açıkdan para vermek istemez. Allahü teâlânm, bu yasak emri, yersiz lüzûmsuz olurdu. Allahü teâlânm kitâbına, böyle iftirâ edilemez. Abes, yersiz, birşey bulunması düşünülemez. Her ihtiyâcı olanın fâiz ile para alması câiz diye, bir ân düşünsek ihtiyaç da, bir nev’ zarûretdir. Zarûretin dereceleri vardır. Ziyâfet vermek için, fâiz ile para almak ihtiyâç değildir. Meyyitin bırakdığı malda meyyitin ihtiyâcı, kefen ve cenâze masrafı olduğu kitâblarda bildiriliyor. Onun rûhu için, ziyâfet vermeğe, ihtiyâç denilmemişdir. Meyyit, sadakanın sevâbına, herkesden çok muhtâc olduğu hâlde, onun rûhu için yemek [helva] dağıtılmasını islâmiyyet emr etmemişdir. O hâlde bunları yapmak, fâizle para almak için ihtiyâç, özr olur mu? Ölünün ihtiyâcı kabûl edilse bile, fâizle alınan para ile pişen yemekleri yimek halâl olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, erkeğin askerde bulunması, özr, ihtiyâç sanılarak, fâizle para almak câiz ve halâl olur demek, bir müslimâna yakışmaz. Böyle belâya yakalanmış olanlara, emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker yaparak, doğru yolu göstermek lâzımdır. Bir müslimân, nasıl olur da, böyle harâm işi yapabilir? İhtiyâçları te’mîn edecek yol çokdur. Bu zemanda,şübheli olmıyan kazanç kalmadı diyorsunuz. Evet öyledir. Fekat elden geldiği kadar, şübhelilerden kaçınmak lâzımdır. Tarlayı abdestsizsürmek, tohumunu alxlcstsiz ekmek, rızkın bereketini, tayyıb [güzel] olmasını giderir demişlerdir. Hindistânda, böyle çalışan, hemen yok gibidir. Fekat, Allahü teâlâ, kulundan, elinden geldiği kadar yapmasını istemekdedir. Fâiz ile para alıp ziyâfet vermekden sakınmak, herkes için kolaydır. Halâle harâm, harâma, halâl diyen kâfir olur.
samsung note 4 sundu.




samsung note 4

samsung note4

seo calısması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder