replika s4,den islam bilgileri44

 replika s4


replika s4,den islam bilgileri44 bugün replika  s4 sizin icn yazıyor ve replika  s4 cok calısıyor gece gündüz demeden sizlere emek veriyor replika s4 diyorki Her gün takdîr ve tebrîk mektubları gelmekde, bir çok yabancı memleketlerden aldığımız yazılar, bizi teşvîk etmekdedir. Diğer İslâm Cem‘ıyyetle-rinde de, kitâblarımızın duyulduğunu, eserlerimizin beğenildiğini, oralarda basılan kitâblarda yazıldığını görmekdeyiz. Bunlarla öğünmiyoruz. Çünki, yapdığımız iş, dünyânın her tarafında din üzerinde ve dinle ilgili hususlarda yayınlanan eserleri okumak, incelemek, sıralamak, karşılaşdırmak, akl ve mantık süzgecinden geçirdikden sonra, elde etdiğimiz sonuçları herkes tarafından râ-haiça okunur ve anlaşılır bir tarzda sergilemekden ibâretdir. Bunları yaparken, en yüksek ilm derecesine vardığımız Üniversitede elde etdiğimiz bilgilerden, yüksek din bilginlerinden aldığımız din derslerinden, bildiğimiz yabancı dillerden, uzun senelerde edindiğimiz yazı tecribelerinden fâideleniyoruz. Yayınladığımız eserlerde kendiliğimizden kaldığımız hiç bir şey yokdur. Büyük bir zahmet ve meşakkat ile topladığımız ve dikkatle incelediğimiz bütün bu bilgileri okuyucumuzun önüne seriyor ve ona bunları kolayca okumak ve incelemcK fırsatını veriyoruz. Bunlardan bir sonuç çıkarmak artık okuyucuya aitdir. Bizim görevimiz, ona bu malzemeyi sağlamakdan ve bunları birbirile karşılaşdırmakdan ibâretdir. Bunu da seve seve ve karşılığında hiç bir şey beklemeden yapıyoruz. Öyle sanıyoruz ki, kitâbımızı okuyanlar, İslâm dîninin Allahı tanıtan tek yol olduğunu, insanların dinsiz yaşayamıyacakla-rmı ve dînin insanların ahlâkını düzelteceğini ve hiç bir zeman dünya çıkarları ve politika oyunları için kullanılamıyacağmı, özel kazançlar, âdî emeller için bir âlet olamıyacağını öğreneceklerdir.İslâm dîni, en mantıkî din olmasına rağmen, ne yazık ki, onun dahâ fazla yayılması için pek az emek sarf edilmekdedir. Hıristiyanların hırisliyanlığı yaymak için kurdukları teşkilât pek azametlidir. Bu kilâbda eserlerinden fâidelendiğimiz ve ilerde kendisinden ayrıca bahs edeceğimiz kıymetli din bilgini, Harputlu İshâk efendinin 1877 senesinde yayınlanan (I)iyâül-Kulûb) adlı eserinde bu husûsda şu bilgi vardır; (1804 senesinde kurulan İngiliz “Bible House = İncil Evi” adlı protestan Cem’ıyyeti, incîli 204 dile ter-ceme etdirmişdir. 1872 senesine kadar, bu cemiyet tarafından basılan kitâblarm adedi, hemen hemen 70 milyona varmışdır. O sene zarfında, bu cem’ıyyetin sarf etdiği para, 205.313 İngiliz altını idi ki, bu günkü para ile (bir İngiliz altını 13.000 Türk lirası değerinde olduğundan) 3,5 milyar lirayı tutmakdadır. Çünki, dikkatle incelenecek olursa, şimdiye kadar dünyâya gelmiş olan “Tek Allah’a inanma’’ esâsına bağlı dinlerin, birbirinin aşaması olduğu ve biri bozulunca cenâb-ı Hakkın, onu düzeltmek için, yeni bir Peygamber gönderdiği, bu aşamaların en sonunun ise, en İlmî ve mükemmel bir din olan İslâm dîni olması gerekdiği, bütün açıklığı ile görülür. Bu arada, kendisinden yukarda bahsetdiğimiz ve ilerde de bir çok kerreler ismi geçecek olan, îshak efendinin İslâm ve hıristiyan dinlerini karşılaşdır-ması da, bu iki dînin esâslarının aynı olduğunu göstermekdedir. Bunları biz de tekrar inceleyeceğiz.İslâm dîninin tek Allaha inanan dinlerin en son aşaması olduğunu isbât ederken, biraz da diğer dinlerin esaslarından bahs etmek gerekmekdedir. Vâkıa bundan evvel yayınlanmış olan (Müs-limânlık ve Hıristiyanlık) kitapçığında bu hususda biraz bilgi verilmişse de, bu kitâbda bu husûsa dahâ ehemmiyyet verilmiş ve daha genişletilmişdir. Bu kitâbda asi üzerinde durulan kısm, hıris-tiyanlık ile islâmiyyetin koyduğu ahlâk kurallarının karşılaşdırıl-masıdır ki, bu kısmı dikkatle inceleyecek olursanız, bu iki dînin aynı konuları nasıl aynı tarzda ele aldıklarını, insanlara aynı emr ve öğütleri verdiklerini göreceksiniz. Bugün bir hıristiyan, üçlü Allah yerine tek Allaha (esasda aklı başında olan hıristiyanlar da üçlü tanrı doğmasını red etmekde, bunu te’vîl için dürlü dürlü tefsirler ortaya koymakda ve tek Allaha inanmakdadır) ve son Peygamber olan hazret-i Muhammede inanırsa, tam müslimân olur. Esâsen “müslimânlık” yeni bir din değil, “Allaha teslîmiyyet’’ demekdir. Ya’nî, bütün tek Allaha inanan dinlerin ortak adıdır. Bu hakîkati gören bir çok hıristiyanlar, seve seve müslimân olmuşlardır. (Niçin Müslimân Oldular?) adlı eserimizde bunlardan bahs edilmekdedir. Din ruhun gıdâsıdır. Dinsiz bir adam, kafasız bir gövdeye benzer. Bir vücûdun nasıl (nefes almak, yimek ve içmek ihtiyâcı varsa. Ruh da tam bir asâlete erişmek, ter-temiz olmak, huzura kavuşmak için dîne muhtâçdır. Dinsiz bir adam bir makineden, bir hayvandan farksızdır. Din, insana Allahını tanıtan, onu fenâlık yapmakdan koruyan, onun yolunu açan, dimağını ferahlatan, sıkıntılı zemanlarda onu tesellî eden ve ona yaşama gücünü veren, toplum içinde ona saygı, şeref, sevgi kazandıran en büyük etkendir.Ne yazık ki, çok kerreler din, vicdansız, hâin insanların elinde, şahsî kazançları için, kullanılan bir vâsıta hâline getirilmişdir. Hâlbuki din, yalnız ve yalnız Allahı tanımak ve onun rızâsına kavuşmak yoludur.Şimdi, birlikde, yavaş yavaş bu kitâbı okuyalım, öyle sanıyoruz ki, bu kitâbı okuyup bitirdiğiniz zeman, siz de, bütün dinlerin birbirinin ta’kîbçisi olduğunu, ancak dürlü zemanlarda yenilenerek, tek Allaha inanan hakîkî dinlerin, esâsda tek bir din olduğunu, ancak insanların gafleti yüzünden yozlaşdıkça cenâb-ı Hakkın emri ve onun gönderdiği Peygamberleri sâyesinde düzeltildiğini ve en sonunun İslâm dini olduğunu görecek, en büyük ahlâk, fazîlet, kuvvet, cesâret kaynağı olan dînimize iki elle sarılacaksınız. Onu, yalnız ve yalnız, temiz ve âsil ruhlu bir adam olmak ve Allahın emr ve yasaklarına uymakla sonsuz se’âdete kavuşmak için kullanacaksınız ve onun başka amaçlarla kullanılmasına mâni’ olacaksınız.Katolikler de, aynı suretde çalışmakdadır. Bunlar, aynı ze-manda, fakîr memleketlerdeki gençlere iş bulmakda, ahâliye yiyecek yardımı yapmakda ve böylece onları Hıristiyanlığa alışdırmağa çalışmakdadır.Bunlara mukâbil, acaba dünyâda ne gibi İslâm kuruluşu vardır? Bugün ba’zı müslimân memleketlerinde, meselâ Pâkistanda, Güney Afrikada, Suûdi Arabistanda ba’zı ufak cem’ıyyetler olduğu gibi, Avrupa memleketlerinde ve Amerikada, ufak İslâm birlikleri vardır. Bunlar ba’zı yayınlar yapmakdadır. Fekat bunlardan hiç birinin neşr kudreti, Hıristiyan kuruluşlarının sermâye varlığına yanaşamaz. Hem de, çeşidli fırkalardan beslenen bu merkezlerin yayınları, birbirlerine saldırmakda, dînimizin emr etdiği İslâm vahdetini bozmakda, bölücülük yapmakdadırlar. İHLAS şirketimizin kudreti, ancak kitâblarımızın ucuz basılmasına ve bir mik-dar gencin okuyabilmesine kifâyet etmekdedir. Bütün müslimân kuruluşlarının maddî varlıkları, karşılarındaki dev Hıristiyan kuruluşları ile ölçülenemeyecek kadar ufakdır. Fekat, bütün bunlara rağmen, bütün dünyâda bizim alçak gönüllü yayınlarımız okun-makda,bu sayede müslimânların adedi her sene artmakdadır. Bundan yüz sene evvel müslimanlar Hıristiyanların ancak üçde biri kadarken, bugün bu oran, hemen hemen yüzde elliye varmışdır. Çünki müslimânlar, akidelerine sâdık kalmakda ve evlâdlarını müslimân olarak yetiştirmekde olup, Hıristiyan âleminde ise, bir yandan, gençler, Hıristiyanlığın, yeni sosyal bilgilere ve modern fen buluşlarına ters düşdüğünü görerek, dinlerine güvenleri kal-mamakda, öte yandan komünist devletler dîni büsbütün kaldır-makda, bunların ba’zılarında, meselâ aşırı komünist olan Arna-vutlukda “Dinsizlik Müzesi” kurularak, bütün dinlerle alay edil-mekdedir. Yukarda, bildirdiğimiz pek büyük dînî teşkilâtın kurucularından olan Ingilterede de Allaha inanmıyanların İngiltere nüfusunun yüzde otuzunu bulduğunu, İngiliz dergileri haber ver-mekdedir.O hâlde, bir tarafda bütün gayretlere rağmen Hıristiyanlık zaiflerken bizim mütevâzı’ yayınlarımız, niçin fazla ilgi buluyor? Bunun sebebi pek açıkdır: İslâm dîni en medenî, en anlaşılır, en mantıkî ve en doğru dindir. Tarafsız ve kültürlü her insan, müs-limânlığı açık tarzda belirleyen kitâblarımızı okuyunca, bu dînin en son din olduğunu, bütün modern bilgi ve anlayışlara uyduğunu, içinde hiç bir hurâfe bulunmadığını.

Viyanaya bakan Kahlenberg tepesine, ya’nî 1683 Viyana kuşatmasında OsmanlI Ordusunun karargâhına çıkarsanız, orada bir anıt görürsünüz. Bu anıtda “Allah bizi vebâ ve Türk şerrinden korusun” ibâresi vardır ve bu ibârenin altında bulunan taşbasma-sı bir resmde de, Türklerin kadın ve çocukları nasıl boğazladığı gösterilmekdedir. O târihde Türkler, dünyânın en vahşî, en zâlim, en gaddâr milleti olarak tanıtılıyor ve bu vahşetin sebebinin de onların bir “vahşet dîni” olan müslimânlığı kabûl etmiş olmalarında buluyorlardı. Hıristiyanlara göre, eğer Türkler Hıristiyan olsalardı, “vahşî” ve “gaddar” olmıyacaklardı. İslâm dîninin bir vahşet dîni olduğunu ileri sürenler, o zemânın Hıristiyan din adamları idi. Okullarda verilen din derslerinde bu husus dâima öne sürülüyor, genç Hıristiyan çocukları, İslâm dînini bir vahşet dîni olarak tanıyorlardı. Bu korkunç iddi’â ve iftira yüzyıllarca böyle sürmüş, günümüze kadar böyle gelmişdir. Harputlu İshak efendinin 1878 senesinde yayınlanan kitâbında, 1860 senesinde bir Hıristiyan din adamının kitâbından alınmış, aşağıdaki pasajlar bulunmakdadır:

“Hazret-i îsâ, kendi dînini dâima sevgi ile, güzellikle, insanlara acımak ve onların derdlerijıe çâre bulmakla telkin etmişdir. Onun içindir ki, dahâ Hıristiyanlık başlar başlamaz, bir kaç sene içinde 500 kişi Hıristiyan olmuşdur. Hâlbuki, bir vahşet dîni olan müslimânlık, insanlara zorla, ölüm korkusu ile kabul etdiriliyor-du. Muhammed “aleyhisselâm” müslimânlığı zorla, korkutarak, tehdîd ederek, ancak cenkle yaymağa çalışdı. Bundan ötürü, peygamber olduğunu iddi’â etdiği günün üzerinden 13 sene geçdiği hâlde, müslimânlığı kabûl edenlerin adedi ancak 180 kişiyi bul-muşdu. Bü da, hakîkî ve İnsanî bir din olan Hıristiyanlıkla, vahşet dîni olan müslimânlığın arasındaki farkı göstermeğe kâfidir. Hıristiyanlık, insanların kalbine giren, merhamet ve şefkat telkîn eden, hiç bir cebr ve zor kullanmayan mükemmel ve insânî bir dindir. Hıristiyanlığın tek ve hakîkî bir din olduğu şundan anlaşılır ki, Hıristiyanlık zuhûr edince, ondan evvelki tek Allah dîni olan mûsevîlik ortadan kalkmışdırZirâ, ye-hudılık, hırıstiyanlık zuhur etmeden çok zemân evvel bozulmuş Kudüs şehri Asûri hükümdarı Buhtunnasar (m.ö. 604 - 561) tarafından, sonraları da Romalılar tarafından yakılıp yıkılmışdı. Bundan sonra, yehûdîler darmadağın olmuşlar, bir daha kendilerine gelememişlerdi. Bütün bunlar, hıristiyanlığın zuhûrundan evvel meydana geldiğinden, hırıstiyanlık ile hiç bir ilgisi yokdur. Bu-pın, 21. yüzyıla girerken, karşımızda çok kuvvetli bir yehûdîdev-letı görüyoruz, ^mek ki, hırıstiyanlığa rağmen yehûdîlik, dip diri meydandadır. Esasen dahâ Isrâil devleti kurulmadan evvel de Avrupada bütün servet kaynaklarının, bankaların, basının, büyük ^nayı m başında yehûdîler bulunuyor, yehûdî avukatları bütün dünyada büyük rağbet görüyorlardı. Yehûdîlerin arasından DİS-RAELI gibi Ingiltere İmperatörlüğünün başvekili olacak insanlar zuhur etdı. Demek oluyor ki, bu hıristiyan din adamının, hıristi-yanlık zuhûr eder etmez yehûdîlerin ortadan kalkdığı hakkındaki İddi ası, tamamen yanlışdır. Ancak, kendi dımâğmda meydâna gelen bir hayalden ibâretdir.
Hıristiyan din adamları, hıristiyan dîninin sırf sevgi, şefkat, acıma, birbirine yardım esâsları üzerine kurulduğunu i’lân ederlerken, biz bir hıristiyan komşumuza, İncilin Ahdi Atîk (eski ahid) deki 34 .cü “tesniye” bâbının 20. ci kısmının 10-18 inci ayetlerin.
(Kılab-ı mukaddes) in 169 ncu sahifesinde yazılı olan bir parçayı gösterdik. Bu parçada aynen şöyle denilmekdedir:
Bir şehre karşı cenk etmek için, ona yaklaşdığın zemân, oranın halkını barışa çağıracaksın. Eğer, onlar bunu kabûl eder ve kapılarını sana açarlarsa, bu şehrin içindeki bütün insanlar artık senin hizmetçin (angariyecin) olacaklar ve ölünceye kadar sana kulluk edeceklerdir. Eğer barışı kabûl etmeyip, seninle cenk ederlerse, ^hri kuşatacaksın ve senin Allahın olan RAB, bu şehri sana verdiği zemân şehrde bulunan her erkeği kılınçdan geçireceksin. Kadınları, çocukları, hayvânları ve şehr içinde bulunan her şeyi (malları ve benzerlerini) kendin için yağma edeceksin. (Ya’nî onlara el koyacaksın.) Böylece, Allahın olan RABın sana verdiği düş-mân mallarını yiyeceksin.
uzakda bulunan diğer bütün şehrlerde de böyle yapacaksın. Allahın olan RABın sana mîras olarak vermekde olduğu bu kavmlerın sehrlerinde nefes alan hiç bir kimseyi sağ bırakmıyacaksm. Hıttı-leri ve Amorileri, Ken’ânîleri ve Perizzileri ve Hivılen ve Yebusı-leri Allahın olan RABın sana emr etdiği gibi, tamamen yok edeceksin, tâ ki kendi ilahlarına yapdıklan bütün iğrenç hareketlerine göre ibâdet yapmağı size öğretmesinler. Yoksa, Allahın olan RA-Ba karşı suç işlemiş sayılırsın.) Hıristiyan komşumuza, (sızın mende zevalh insanlara karşı çok gaddarca davranılması emr olun-makdadır. Sizin tncîlde bulunan bu emrin, mütemadiyen tekrarladığınız hiristiyanlık şefkati ile hiç bir ilgisi yokdur. Nerede sızın merhametiniz, acımanız? indideki bu parça tâm bir korkunç vahşet ve acımazlık nümûnesidir. Demek sizin din, size vahşeti emr ediyor Bizim kudsî kitâbırnız Kur’ân-ı kerîmde ise, düşmana böyle mu’âmele edileceği hakkında tek bir kelime yokdur. Aksine, Kur’ân-ı kerîm, dâima şefkatden, anlayışdan, afv etmekden bahs ediyor. O hâlde, nasıl oluyor da, hıristiyan din adamları, ıslam dininin vahşeti emr etdiğini, hiristiyanlık dîninin ise şe^at dîni olduğunu söylemeğe cesâret ediyorlar? işte, elimizde sizin kutsal kitabınız Incîlden bir parça! Demek oluyor ki, sizin iddi anızın aksine olarak, Incîl vahşeti, barbarlığı, gaddarlığı emr ediyor. Buna ne dersiniz?) dedik.

Evvelâ bu parçayı bilmediğini söyleyen ve kendisine yukarıda bildirilen türkçe Incîl getirilerek 169. cu sahifesi gösterilen, hıristi-yan papas, (efendim, bu parçanın hazret-i Isâ ile hiç bir ilgisi yokdur. Bu parça, hazret-i Mûsâya aid olan Tevratdan almınış bir parçadır. Bahs konusu cenâb-ı Hakkın Mûsevîlere Mısr ılardan intikam almak için verdiği emrdir. Mısriılar, o zeman hak dinim tanımamışlar, hazret-i Mûsâyı öldürmeğe kalkmışlardı Bunun üzerine, cenâb-ı Hak, onlardan intikam almak ıçm Yehudılere, ismi yazılı kâfir milletleri yok etmek emrini vermışdı. İşte Incîle sokulan bu parçanın ma’nâsı budur. Bunun hakîkî Hıristiyan dmı ile hiç bir ilişkisi yokdur) diye cevab verdi. Bunun üzerine, ona dedik ki: (Her dînin bir kutsal kitâbı vardır. O dîne inananlar, ona âid kutsal kitâbm başından sonuna kadar her zorundadırlar. Parçaların nereden geldiği, nasıl tertıblendığı bahs konusu olamaz. Zirâ kutsal kitâb, Allah kitâbı ve da, Allah emri olarak tanınır. Hıristiyanların kutsal kitabı İne -dir. Onun için, siz Incîlde yazılı bütün yazıları Allahın emri olarak tanımak zorundasınız.
Çünki, yeni Peygamber göndermek, ondan evvelki dinlerin bozulduğuna alâmetdir. Hâlbuki Muhammed “aleyhisselâm” geldik-den sonra, Hıristiyanlık ortadan kalkmamış, aksine dahâ fazla ge-lişmişdir.Müslimânların bütün uğraşmalarına, milletleri kılınç-dan geçirmelerine, kiliseleri yakıp yıkmalarına (meselâ, halife Ömer zemanında 4(XX) kilise yıkılmışdır) rağmen, hıristiyanlar gün geçdikçe artmakda, refâha (zenginliğe) kavuşmakda, buna karşılık müslimânlar perişan olmakda, fakîrleşmekde ve dünyâ üzerinde hiç bir kıymet ve ehemmiyyetleri kalmamakdadır.

Bu iddi’âya hoca İshak efendi ile birlikde aşağıdaki cevâbı veriyoruz:
Her şeyden önce, papasın verdiği bilgi ve rakkamlar hakikate uymamakdadır. Çünki, İslâm dininin mukaddes kitâbı (Kurân-ı kerîm) de (Dinde zorlama yokdur) emri bulunmakdadır. Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), din telkin ederken, hiç bir cebrde bulunmamışdır ve hiç bir cebr ve tehdid kullanılmadığı hâlde, kendiliğinden ve seve seve müslimânlığı kabûl edenler kısa zemanda artmış ve XYOSYL adlı hıristiyan din bilgininin de 1850 de yayınlanan kitâbında bildirdiği gibi, (Medinede dahâ hicretden evvel, içinde müslimân bulunmayan bir tek ev kalmamışdı.) Demek oluyor ki, o zemana kadar hiç kılınç yüzü görmeyen şehrler-deki insanlar sırf islâmiyyetin büyüklüğü, doğruluğu, Kurân-ı kerîmin belâgati sâyesinde, bu dîni severek kabûl etmişlerdir. Müsli-mânlığın pek çabuk yayıldığını aşağıdaki hakîkî rakkamlar meydâna koymakdadır: Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) vefât etdiği zemân, müslimânların adedi 124.0(X) i bulmuşdu. Hazret-i Peygamberin vefâtından dört sene sonra, hazret-i Ömer 40.(XX) kişilik bir müslimân ordusu meydâna getirerek, bununla îrânı, Sûriyeyi, Konyaya kadar Anadoluyu ve Mısrı zabt etdi. Hazret-i Ömer, hiç bir zemân, gaddarlık göstermedi. Zâlim diktatörlerden aldığı memleketlerdeki hıristiyanlara, ateşe tapanlara hiç zulm yapmadı. Onları insan haklarına kavuşdurdu. Bu adâle-tini bütün cihan, dost ve düşman, kabûl etmekdedir. 4000 kiliseyi yakıp yıkmak şöyle dursun, Kudüse girdiği zemân, kendisine hangi kiliseyi câmi’ yapmak istediği sorulunca, bu teklîfı şiddetle red etmiş, ilk nemâzını kilise dışında kılmışdır. Büyük adâleti yüzünden hıristiyanlar, mecûsîler seve seve ve hiçbir zor kullanılmadan ona katılmışlar, müslimân olmuşlardır. Hazret-i îsanın göğe kaldırılmasından 300 sene sonra, dünyâda 6 milyon hıristiyan vardı.
Bir kısmına inanıp, bir kısmına nmamazlık edemezsiniz. Tümüne inanmak zorundasınız. Eğer iCÎlin (Tesniye) kısmında bulunan bu parçanın Hıristiyanlıkla hiç oir ilgisi yoksa, sizin dînî meclisleriniz, bu parçayı Incîlden çıkarmağa, yâhud bunun bir hürâfe olup, sonradan încîle eklendiğini bütün dünyâya bildirmeğe mecbûr idi. Böyle bir şey yapılmadığına göre, bu parçaya da, Allah emri olarak inanıyorsunuz demek-dir. O hâlde, hıristiyan dîninin çok gaddar, vahşî bir din olduğunu, kimseye acımadan bütün insanları yok etmek istediğini kabul etmek mecbûriyyetindeyiz.
Hıristiyan papası şaşırıp kalmışdı. Kendisi İncîli hiç bir ze-man tam okumamış, hele eski ahid kısmını gözden bile geçirmemiş olduğu için, bu parçayı ancak bizim göstermemiz üzerine okumuş, hayretden ağzı açık kalmışdı. Nihâyet, bize (Siz yalnız beni değil, bütün hıristiyanlık âlemini mahcûb etdiniz. Ben bir din adamı değilim ve i’tirâf edeyim ki, pek dindâr da sayılmam. Fekat, Incîlde yalnız şefkât, merhamet ve hoşgörü parçaları bulunduğunu sanıyordum. Bu korkunç vahşet parçası, bana müdhiş bir şok te’sîri yapdı. Aynı zemânda, papas olduğum için de, çok utandım. Memleketime dönünce, bu işde uzman olan din bilginleri ile görüşeceğim. Kabilse, İncîlin bu kısmını, kutsal kitâbdan çıkartmak için gereken makamlara başvuracağım. Bu kısım, muhakkak bir hürâfedir. Çünki, böyle korkunç bir emri Allah veremez. Her hâlde, bu kısm bir yehûdî uydurması olacak.) dedi. Kendisini tesellî etdik. Ona Deedat’ın încîl hakkında İngilizce neşr etdiği kitâbdan verdik. Dedik ki, (Bu kitâbı okursanız, İndide dahâ pek çok yanlışlar bulunduğunu görürsünüz. Hattâ, bir rivâyete göre, bu yanlışlar 20.000 i bulmakdadır!). Deedat’ın kitâbından alarak, Incîl ile Kur’ân-ı kerîm mukayesesi, bundan önceki (Kurân-ı Kerîm ve tncîller) adlı kısımda bulunmakdadır. Lütfen ona mürace’at ediniz.)
Hıristiyan din adamları, İslâm dîninin vahşet dîni olduğunu isbât etmek için Kur’ân-ı kerîmde tek bir kelime bile bulamazlar. Fekat, yukarda İncîlin eski ahid kısmında bulunan bu bahs, İslâm dîninin değil, Hıristiyan dîninin tâm bir vahşet dîni olduğunu göstermiyor mu? Kendi kutsî kitâblarında böyle vahşet örneği bulunan hıristiyan din adamları, acaba ne yüzle İslâm dîninden “vahşet dîni” diye bahs ediyorlar? Evvelâ kendi kutsî kitâblarını incelesinler, sonra târihlere başvurarak, “Hıristiyanlık” adı altında yapılan vahşetleri okusunlar ve ondan sonra bir parçacık utansm-1ar.

Şimdi müsâ’adenizle, Hıristiyan din adamlarının, anlaşılan incelemeye vakt bulamadıkları için bilmedikleri ba’zı târîhi olay-ardan bahs edelim ve ma’sûm, medenî, müşfik denilen hıristiyan-arın güyâ sırf insan aşkı, merhamet ve şefkat hesâbları ile yapdık-larını sandıkları ba’zı işleri size anlatalım.
hazret-ı Isanın kutsi topraklarını ve Kudüsü vahşi dedikleri müsli-manlardan kurtarmak için “Haçlı Seferleri” tertîb etdiler. Hâlbuki, hakıkatda o zemânkı hıristiyanlar, darılmasınlar, yarı vahşî bir halde yaşarken, müslımanlar medeniyyetin son derecesine varmış-ar ılm, fen ve tıbda ilerleyerek dünyâya hocalık etmeğe başlamış-lardı Onların bu yüksek medeniyyeti, zengin olmalarını sağlamış, mushmanlar buyuk bir refâha (zenginliğe) kavuşmuşlardı. Bu yüksek refah derecesi, yarı aç, yarı çıplak olan Hıristiyan milletlerinin gözünü kamaşdırıyor, onları kıskandırıyordu. Aklları fikr-lerı, bu zengin müslimân memleketlerini yağma etmekdi. İşte bu-nun için, bir vesîle bulundu: Hazret-i îsânın mukaddes toprakları müshmanların elinde bulunuyordu. Pierre TErmite adlı bir fana-papas, rü yâsında hazret-i îsânın ona göründüğünü, “beni müs imanların elinden kurtar” diye feryâd etdiğini söyleyerek, her tyafda Kudüsü kurtarma işine katılacak insanlar aradı Çapulcular tam fırsatı bulmuşlardı. Gidecekleri yerde, ellerine pek ço mallar, kıymetli eşya ve benzerleri geçeceğini düşünerek, deli papaz Pierre l’ErmiteMn açdığı “Haçlı Seferi” ne katıldılar. Evve-a, yalnız çapulçulardan ibâret olan haçlılar, dahâ memleketlerinden ayrılmadan evvel, yağmaya başladılar. Almanyada ba’zı şehr-lerı soydular. Yolda, Istanbula girince, oldukça zengin olan bu şehri, Hıristiyan sâhiblerine kulak asmadan yağmaladılar. Kordobada bu işe en uygun arsayı seçdı. tiyana âiddi. Bu adam, arsası için çok para istedi. Çok âdil bir hükümdar olan birinci Abdürrahman, isterse, zorla bu araziyi alabilirken kat’iyyen böyle bir yola başvurmadı. Aksine, Hıristiyan sahibine’ istediği parayı ödedi. Hıristiyanlar, bu para ile kendilerine üç küçük kilise yapdılar. Câmi’in yapılmasına 169 [m. 7851 senesinde başlandı. Abdürrahman, günde bir kaç sâat bina yapı alcına gidiyor. Bizzât kendisi, bir amele gibi (^lışıyordu. Yapı malzemesi, doğunun bir çok yerlerinden getirtildi. Tahta kısmlar için Lübnanın en mükemmel ağaçları, mermer
bir çok yerlerinden renkli mermerler, Irakdan ve Sünyeden k y-metli taşlar, inci, zümrüd, fıl-dişi, bu arâziye yığıldı. Her şey çok güzel her şey çok boldu. Câmi’ ihtişamlı bir bina halinde yavaş yavaş yükselmeğe başladı. Birinci Abdürrahmanın ömrü, camı m bitdiğini görmesine yetmedi. 170 (m. 787] senesinde öldü. Ondan sonra hükümdar olan oğlu Hişâm ve torunu Alhakem camı ın te-mâmlanmasına gayret etdiler. Câmi’ 10 senede temamlandı. e-kat, bundan sonra, her sene bir parça ilâve edilerek, en son şeklini, 990 yılında, ya’nî ancak 205 sene sonra aldı. Akıncı A hak^^^^ 976 da câmi’e altından bir mimber yapdırdı. İşte, böylelikle bu câ mi’ pek mu’azzam, pek haşmetli ve son derecede güzel bir eser olarak ortaya çıkdı. Câmi’ 120 X 120 metre boyutunda, bir k^e seklinde idi. Karenin iki (kolu) biraz ileriye doğru uz^ıyor. Bu kolların uzunluğu 135 metreyi buluyordu. Bu uzanan ıkı kolun binanın esas göğdesinden çıkan kısmları arasında havlu meydâna gelmişdi. Câmi’in içinde her bin 10 metre yüksekliğinde 1419 sütun bulunuyordu. Bu sütunlar dünyânın en mükemmel mermerlerinden yapılmışdı. Sütun tepelerindeki kemerler bı^^ renkli mermerden parça parça olarak meydana getirilmişi. Câmi’e girince, insamn gözü bu sütun ormanında gayb oluyordu.Mermer sütun başlıklarına bakanlar, bu güzellik karşısında hayran kalıyordu. Câmi’e giren herkes, âdetâ büyülerıiyoŞu. Bu kadar güzellik o zemâna kadar dünyânın hiç bir yerinde görülme-mişdi.
Câmi’in 20 kapısı vardı. Kapıların önünde özel portakŞIıklar kurulmuş, her taraf yeşilliğe bürünmüşdü. Câmi’in f^âfında bağ-çeler, havuzlar, fıskiyeler, çeşmeler vardı. Müslımânların abdest alabilmesi için bir çok şadırvanlar yapılmışdı. Zemini en kıymetli mermer ve süslü tahtalar ile işlenmişdı. Tavanın yapılması için kullanılan kıymetli Lübnan tahtaları, ayrı bir güzellik, ayrı bir heybet veriyordu.Fekat, ancak bir kısmını devirebildiler. Geri kalan sütunları âdî kireçle badana etdiler. Yıkılan sütunlar, yüzlerce idi ve cami’in içinde büyük bir mermer yığını hâlinde serilmiş, kalmışdı. 20 kapıdan çoğu taşlarla örülerek kapatıldı. Nihâyet, en son bir vahşet eseri olarak, 929 [m. 1523] senesinde cami’in içine bir kilise koymağa karâr verdiler. Bunun için, o zeman İspanya ve Almanya İmperatörü olan 5.ci Karlosdan [ya’nî Charles Quint’den (1500-1556)] izn istediler. Charles Quint, bu teklifi evvelâ red etdi. Fekat, fanatik kardinaller onu mütemâdiyen sıkışdırıyor, din uğruna bu işin muhakkak yapılması gerekdiğini savunuyorlardı. Bunların başında çok büyük nüfûzu olan kardinal Alonso Maurique bulunuyordu. Bu kardinal, aynı zemanda papayı da bu iş için kandırmış ve papanın da câmi’in kiliseye çevrilmesini arzu etdiğini gören Charles Quint, bu işe muvâfakat etmek zorunda kalmışdı. Böyle-ce, cami’in ortasına bir kilise yapılmasına karar verildi. Kilise yapmak için bir çok sütunlar daha yıkıldı ve câmi’de kalan sütun sayısı 812 ye kadar düşdü. Ya’nî, en azdan 600 kıymetli mermer sütun yıkıldı. Yapılan kilise, câmi’in ortasında haç şeklinde 52 X 12 metre boyutunda çirkin bir binâ olarak kendini gösterdi. Charles Quint, bizzat Kordobaya gelerek bu kiliseyi gördü. Çok üzüldü. (Yapdığınız vahşeti görünce, size bunun için izn verdiğime çok pişman oldum. Dünyâda bir benzeri bulunmayan, bu güzel eseri böylece tahrîb edeceğinizi bilseydim, size müsâ’ade etmez ve hepinizi cezalandırırdım. Yapdığınız bu çirkin kilise, eşi her yerde bulunan âdî bir binâdan ibâretdir. Hâlbuki, bu haşmetli cami’in bir eşini yapmak imkânı yokdur.) dedi. Bugün bu haşmetli binâyı ziyâret edenler, harâb olmasına rağmen, İslâm mi’mârisinin bu büyük eserinin güzelliği, büyüklüğü karşısında hayran kalmakda, ortada bir cüce gibi görünen kilisenin hâline acımakda ve böyle bir haşmetli eserin bu hâle gelmesine müteessir olmakdadırlar.” Şimdi İslâm dîninin vahşet dîni olduğunu iddi’â eden hıristi-yan teoloğuna hitab ediyoruz: İşte, hakîkat budur! Sizin ancak lafla yapdığınız kuru iddi’âya karşı, biz size ortada bulunan bir hakîkat ile mukabele ediyoruz. Yukarda okuduğunuz yazı, hıristi-yanlardan kurulmuş ve içinde din adamı da bulunan bir heyet tarafından yazılmışdır. Sırf hakîkatdir. İşte görünüz: Kim zorla din değiştirtmiş, kim ibâdet yerlerini yakıp yağmalamış, kim zulm yapmış, siz de öğreniniz. Kordobadaki cami’in adı bugün (La Mezquita Kilisesi) dir. Bu kelime “Mescid” isminden gelmekde-dir. Ya’nî, hâlâ bu binâ mescid ismini taşımakda, onu ziyâret edenler, bir kilise değil, İslâm medeniyyetinin bir büyük ve haşmetli eseri olarak görmekdedir.Hıristiyanların yapdıkları dürlü zulmleri saymak ve uzun uzadıya anlatmak istemiyoruz. Târih başdan başa bu zulmlerle doludur. Din uğruna yapılan Enkizisyon (lnquisition) zulmleri, Sen Bartelmi (Saint Barthelemy) fâci’ası ve buna benzer toplu öldürmeler, hıristiyanların diğer dinlere karşı gösterdikleri akl ermez vahşetleri birer birer gözümüzün önüne yaymakdadır. Acaba müslimân hükümdarlar, müslimân kumandanlar, müslimân devlet adamları arasında böyle zulm yapanlar var mıdır? Yokdur demiyoruz. Çünki müslimânlar arasında da böyle zâlimler çıkmış-dır. Fekat, adedleri çok azdır ve bunlar, hiç bir zemân hıristıyanla-rın yapdıkları gibi, bu zulmleri “din namına yapıyoruz” demek küstahlığında bulunmamış, müslimân âlemini hıristiyanlara k^-şı kışkırtmağa kalkmamış, kendi cezâlarını kendileri çekmişdir. İslâm dîninde hiçbir mahlûka zulm yapmak yokdur. Bütün müslimân din adamları, zulme karşı çıkmış, zulm yapmak isteyenlere karşı koymuşdur. İşte, size küçük bir örnek:
Fezleke-i târîh-i Osmânî) sekizinci baskısında ve mekteb-i sultânî müdîri Abdürrahman Şeref beğin (Târîh-i devlet-i Osmâ-nlyye) sinin 1325 [m. 1907] deki üçüncü baskısında diyor ki, (Dâ-rüsse’âde ağası iken emekli olan Sünbül ağa Mısra giderken, gemisi Rodos açıklarında. Malta korsanları tarafından basılıp, ağa şe-hîd edildi. Venedik gemileri Moraya asker çıkarıp çocuk ve kadın demeden, birkaç bin müslimânı öldürdü. Onsekizinci pâdişâh sultan İbrâhim, çok merhametli idi. Hıristiyanların bu katli âmini işitince pek üzüldü. 1056 (m. 1646] senesinde bunlara karşılık olarak, OsmanlI idâresinde müste’min [müsâfır] olarak bulunan hı-ristiyanlara kısâs yapılmasını [öldürülmelerini] emr ve fermân eyledi. O zemanda Şeyh-ul-islâm olan Ebüssa’îd efendi, yanına Bostancı başıyı alarak pâdişâhın huzûruna çıkdı. Böyle bir karârın ye haksız yere insan öldürmenin İslâm dînine aykırı olduğunu bildirdi. Sultan İbrâhim, bütün Osmanh sultanları gı^bi, İslâm dînine ve Allahın kitâbına çok bağlı olduğu için, bu nasîhati kabûl ederek, karârından vazgeçdi). Şemsüddîn Sami beğ, (Kamûs-ül-a lâm) da diyor ki, (Sultan İbrâhimin kaddi ve kameti mevzûn ve yüzü, gözleri güzel idi. İyi ahlâkı ve cömerdliği ile meşhûr idi.) İşte İslâm dini budur. Müslimân din adamları, hıristiyanları ölümden kurtarırken, hıristiyan papalar, dünyâyı müslimânları öldürmeğe da vet ediyorlardı. Bir de karşımıza çıkarak, İslâm dîninin vahşet dîni olduğunu iddi’âya kalkıyorlar! Yukardaki yazıları okudukdan sonra, siz de bu iddi’âlara gülersiniz sanırız. Hazret-i îsâ, (sağ yanağınıza tokat atan kimseye sol yanağınızı da çevirin) demekdedir.replika s4 sizin icin azırladı ve sundu.





replika s4,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder