replika satış,dan islam bilgileri3 bugün replika satış sizin icin islam bilgilerini sizlere sunuyoruz ve replika satış sizin icin cok calısıyor replika satış sizin icin diyorki Vedduhâ sûresinin onbirinci [11] âyetinde (Rabbinin ni’metlerini anlat!) emrine uyarak, birkaç gizli bilgiyi açıkladım. Hak teâlâ, Hak tâliblerini, bundan fâidelendirsin! înanmıyanların inkârlarının artmasından başka birşey olmıyacağını biliyorum. Fekat, yalnız tâlible-rin fâideleneceklerini düşünüyorum. înanmıyanlar hesâba katılmaz ve onlara bakılmaz. Bekara sûresinin yirmialtıncı [26] âyetinde (Onunla, çoğunu yoldan kaydınr. Çoğunu da, doğru yola kavuşdurur) buyuruldu. Keskin görüşlü olanlar, iyi bilir ki, bir fâide düşünerek bir yolu seçmek, bunun başka yoldan üstün olduğunu göstermez. Öteki
Varlık, onlarca ağır bir yükdür. Bunların râhatlan hiç yokdur. Çünki, gafletde olan râhat olur. Bunlar devâmlı olarak yok olmuşlardır. Gafletin yeri yokdur. Şeyh-ül-islâm Hirevî buyuruyor ki, (Beni az bir zeman Hak teâlâdan gâfıl eden bir kimsenin günâhlarının afv olmasını umarım). İnsanın yaşıyabilmesi için gaflet lâzımdır. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğundan, onlann herbirini yaratılışlanna uygun olan işle uğraşdırmakdadır. Böylece gaflet hâsıl olmakdadır. Varlık yükü hafîflemişdir. Birkaçını da simâ’ ve raksa alışdırmışdır. Birçoğunu kitâb yazmak, ilm ve ma’rifetler yaymak yoluna koymuşdur. Kimisini de, mubâh olan işlerle meşgûl etmişdir. Şeyh Abdüllah-i Istahrî köpeklerle sahrâya giderdi. Bir kimse, büyüklerden bunun sebebini sordu. (Kendini varlık yükünden kurtarmak için böyle yapıyor) buyurdu. Allahü teâlâ, bunlardan kimisine de, tevhîd-i vücûd ve kesretde vahdeti görmek bilgilerini verdi. Böylece bu yükden birkaç sâ’at râhat oldular. Nakşibendiyye büyüklerinden birkaçında «kaddesallahü teâlâ esrârehüm» tevhîd ma’rifetleriningörünmesi, bunun içindir. Bu büyüklerin nisbeti, tâm tenzihe varır. Alem ile ve âlemde şühûd ile işleri yokdur. Rehberlerin başı, hakikatlerin ve ma’rifetlerin kaynağı, dinin yardımcısı hâce Ubeydüllah-i Ahrânn tevhid-i vücûd ve kesretde vahdeti görmek bilgilerine uygun ma’rifetleri yazması da böyledir. (Fıkarât) kitâ-bında tevhid ve buna benzer bilgiler vardır. Bu bilgiler ve ma’rifetler, kendisinin âlem ile oyalanması içindir. Yüksek hocamızın da, (Fıka-rât) kitâbmdaki bilgilere benzer ma’rifetler yazması böyledir. Bu tevhid bilgileri, ne cezbeden ve ne de görülenin sevgisinin kaplamasından değildir. Bunların âlemle ilgileri yokdur. Onlara âlemde gösterilenler, onların görmekle şereflendikleri hakikatlerin zilleri, benzerleridir. Şuna benzer ki, bir kimse güneşe âşık olsa, hep güneşe bakarak kendini ve âlemi unutsa, kendini hâtırlaması için ve güneş-den başka şeylere bağlanarak, onun ışıklarının parlaklığından biraz kurtularak râhat etmesi için, güneşi bu âlemin aynalarında gösterirler. Böylece, onun bu âlemle ilgisini sağlarlar. Ara sıra, bu âlem güneşin kendisidir, güneşden başka hiçbirşey var değildir derler. Başka zeman da âlemin her zerresinde güneşi gösterirler.Süâl: Âlem, güneş değildir. Bunu güneş olarak bildirmek, yanlış değil midir?Cevâb: Âlemde bulunan herşeyin ortak oldukları yerleri vardır. Birbirlerine benzemiyen yerleri de vardır. Hak teâlâ, sonsuz kudreti ile, birçok fâideleri sağlamak için, bunların benzemiyen yerlerini, gözlerinden örter. Yalnız ortak olan yerlerini görürler. Hepsi birdir, ayrılık yokdur derler. Böylece güneşi de, bu âlem olarak görürler.Bütün ni’metlerin ve ihsânların sâhibi olan Allahü teâlâya her zeman hamd olsun! Onun Peygamberine ve seçilmiş olan Aline ve en iyi olan Eshâbına sonsuz salât ve selâm ve düâlar olsun!
Bu mektûb, şeyh Abdülhamîd-i Bingâlîye yazılmışdır. Mürîdlere lâzım olan edebler ve onların birkaç şübhelerinin giderilmesi bildirilmekdedir:
Bismillâhirrâhmânirrahîm. Peygamberinin cdebleri ile bizleri edeblendiren ve Muhammed Mustafânın «aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ» ahlâkına kavuşduran Allahımıza hamd olsun! Bu yolun sâlikleri, ikiye ayrılır: Yâ mürîd olurlar. Yâhud, murâd olurlar. Murâd olanlara müjdeler olsun! Cezb ve muhabbet yolundan, bunları durmadan çekerler. Aradıklarına ulaş-dırırlar. Lâzım olan her edebi, pir yardımı ile veyâ arada pir olmadan, bunlara öğretirler. Yanıldıkları zeman, haber verirler. Ondan dolayı birşey yapmazlar. Eğer pire ihtiyâcı olursa, kendisi aramadan, uğraşmadan ona kavuşdururlar. Kısaca, Allahü teâlânm sonsuz olan ihsânı, onun her zeman imdâdına yetişir. Sebeb yaratarak veyâ sebeb-siz olarak, işini görürler. Şûrâ sûresinin onüçüncü [13] âyetinde (Allahü teâlâ, dilediğini seçerek kendine kavuşdunır) buyuruldu.Mürîd olanların, arada pîr olmadan kavuşmaları çok güçdür. Cezbe ve sülük ni’metlerine kavuşmuş olan, Fenâ ve Bekâ ile şereflenmiş olan, (Seyr-i ilallah) ve (Seyr-i fiüah) ve (Seyr-i anillah-i billah) ve (Seyr-i-fîl-eşya-i billah) yollarını geçmiş olan bir pirin yardımı lâzımdır. Pirin cezbesi, sülûkünden önce olmuş ise ve murâdlardan olarak yetişdirilmiş ise, bulunmaz bir ni’metdir. Onun sözleri, ölmüş kalb-leri diriltmek için devâdır. Bakışları şifâdır. Taş kesilmiş kalbler, onun muhabbetine kavuşmakla yumuşak olur. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik de, büyük bir ni’metdir Bu da tâlibleri yetişdirebilir. Onun yardımı ile, Fenâ ve Bekâ ni’metine kavuşurlar. Fârisî beyt tercemesi:
Evet, bir mürîd, pirinin yardımı ile Fenâ ve Bekâ mertebesine kavuşarak, ilhâm ve firâset yolu kendisine açılırsa ve pirinden bu müjdeyi alırsa ve kemâle geldiğini işitirse, o zeman, ilhâm olunan birkaç şeyde pirine uymaması ve kendi ilhâmına göre hareket etmesi câiz olur.Çünki böyle yükselen bir mürîd, rehbere uymakdan kurtul-muşdur. Başkasına uyması hatâ olur. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» Eshâbı ictihâd işlerinde ya’nî Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan şeylerde, o Serverin ictihâdından ayrılmışlardır. Bunların birkaçında, Eshâbın ictihâdı doğru olmuş-dur. Çok okuyanlar, böyle olduğunu bilirler. Bundan anlaşılıyor ki, olgunlaşan bir müridin pirine uymaması câizdir. Pirine uymaması edcbsizlik olmaz. Hattâ bu mertebenin edebi, ona uymamakdır. Eğer böyle olmasaydı, edeblerin en yüksek mertebesine varmış olan Eshâb-ı kirâm, hiç uymamazlık etmezlerdi. İmâm-ı Ebû Yûsüfün, ictihâd mertebesine yükseldikden sonra, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye uyması doğru değildir. Kendi re’yine uyması, imâm-ı a’zama uymaması doğrudur «radıyallahü anhümâ» İmâm-ı Ebû Yûsüfün (Kur’ ân-ı kerîmin mahlûk olup olmamasında, Ebû Hanîfe ile altı ay çekişdim) dediği meşhûrdur. San’atların ilerlemesi, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur. Bir düşünce ile kalsaydı, ilerleme olmazdı. Sîbeveyh zemanında olan Nahv bilgisine yeni buluşlar ve yeni görüşler eklenerek, bugün yüz kat fazla artmışdır. Fekat, bu ilmin temelini kuran odur. Üstünlük onundur. Herşeyin üstünü, kurucusudur. Yükseltmek şerefi ise, sonra gelenlerindir. Bundan dolayıdır ki, hadîs-i şerîfde (Ümmetim, yağmura benzer. Öndekilermi, sondakilermi daha iyidir, belli olmaz) buyuruldu.
Mürîdlerin şübhelerini gidermek için, şunu da ekliyelim ki, şeyh diriltir ve öldürür. Şeyhlik makâmının öldürme ve diriltme gücü olması lâzımdır. Diriltmek demek, rûhu diriltmekdir. Cismi, bedeni diriltmek değildir. Öldürmek de rûhu öldürmekdir. Cismi değil. Rûhun dirilmesi ve ölmesi, Fenâ ve Bekâsıdır ki, (Vilâyet makâmı) na ve kemâle ulaşdırır. Olgun bir şeyh, Allahü teâlânın izni ile, bu iki şeyi yapabilir. Şeyhin öldürmesi ve hayât vermesi lâzımdır. Hayât vermek ve öldürmek demek, Bekâ ve Fenâ makâmına kavuşdurmak demek-dir. Bedeni öldürmek ve ölüyü diriltmekle. Şeyhlik makâmının bir ilgisi yokdur. Şeyh, bir miknâtısa benzer. Miknâtısın te’sir etdiği iğne, saman çöpü gibi şeyler, onun arkasında sürüklenir. Ondan miknâtıs enerjisi alırlar. Evliyânın hârikalar ve kerâmetler göstermesi, mürîd toplamak için değildir. Mürîdler, [miknâtısın kuvvet çizgileri gibi] görünmiyen kuvvetlerle çekilirler. Onları tanımıyan ve sevmiyenler, onlardan istifâde edemez, yükselemezler.Allahü teâlânın lütfü ve ihsânı ile, böyle olgun ve oldurabilen bir pîr ele geçerse, onun şerefli vücûdünün kıymetini bilmelidir. Kendini ona tâm teslim etmelidir. Kendi se’âdetini onun rızâsına kavuşmakda aramalıdır. Onun râzı olmadığı şeyleri, kendi için felâket bilmelidir. Kısaca, bütün istekleri, onun rızâsına kavuşmak olmalıdır. Peygam-berı^miz «aleyhi ve alâ âihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ veekme-lühâ» (Bir kimsenin bütün istekleri, benim getirdiğim şeyler olmadıkça, îmân etmiş olmaz) buyurdu Sohbetin edeblerine uymak ve şartlarını gözetmek, bu yolda herhâlde lâzımdır. Feyz yolu, ancak bununla açılır. Bunlar gözetil-mezse, hiçbirşey elde edilemez. Pirden fâide elde edilemez. Çok lâzım olan edeblerden ve şartlardan birkaçını bildiriyorum. Cân kulağı ile dinleyiniz;Tâlib, gönülden, herşeyi çıkarıp, bütün varlığı ile pirine bağlanmalıdır. Onun yanında, ondan izn almadan, nâfıle ibâdet ve zikr yapmamalıdır. Onun yanında iken, ondan başka hiçbirşeye bakma-malıdır. Bütün gücü ile, ona bağlanıp oturmalıdır. O emr etmedikçe, zıkr bile yapmamalıdır. Onun yanında farz ve sünnet nemâzlardan başka nemâz kılmamalıdır. Bir sultânın veziri, sultânın yanında iken, kendi elbisesine bakar. Eli ile kuşağını düzeltir. O anda, sultân ona bakıyordu. Kendinden başkası ile olduğunu görünce, onu azarlıya-rak, benim vezirim olasm da, benim karşımda, elbisenin kuşağı ile oynıyasın. Buna dayanamam diyerek onu azarlar. Düşünmelidir ki, bu alçak dünyânın işleri için, ince edeblere dikkat edilince, Allaha kavuşduran işlerde edebleri tâm ve olgun olarak gözetmek ne kadar çok lâzım olacağı anlaşılır. Kendi gölgesi, onun elbisesine veyâgölge-^ne düşmiyecek bir yerde durmağa veyâ oturmağa dikkat etmelidir. Onun nemâz kıldığı yere hiçbir zeman basmamalıdır. Onun abdest aldığı yerde abdest almamalıdır. Onun kullandığı kabları kullanmamalıdır. Onun yanında, birşey yimemeli, içmemeli ve kimse ile konuşmamalıdır. Hiçkimseye,hiçbir yere bakmamalıdır. O yok iken, onun bulunduğu yere doğru ayak uzatmamalıdır. O yere doğru tükürme-mehdir. Onun her yapdığını, her söylediğini, yanlış görünse bile, doğm ve iyi bilmelidir. O herşeyi ilhâm ile ve izn ile yapar. Bunun için, hiçbir işine, birşey söylenemez. îlhâmında hatâ olsa bile, ilhâmda yanılmak, ictihâdda yanılmak gibidir. Ayblamak ve karşı gelmek câiz olmaz. Bu yolda pirini seven bir tâlibe, pirinin her yapdığı ve her sözü sevgili gelir. Ona karşılık vermenin yeri olmaz. Her işde, yimekde ıçmekde, elbise giymekde, yatmakda ve ibâdetlerde, hep ona uymalıdır. Nemâzı onun gibi kılmalıdır. Fıkhı, onun ibâdetlerini görerek öğrenmelidir. Fârisî beyt tercemesi:Bu sözümüze inanmak için, Ebû Cehli ve Ebû Lehebi gözönüne getirmek yetişir. Allahü teala. En am sûresinin yirmibeşinci [25] âyetinde, kâfirleri bildirirken (Ayetlerin hepsini görseler de, onlara inanmazlar. Hattâ, sana geldikten zeman, seninle döğüşürler. Kâfirler, bu söylediklerin, olsa olsa, eskilerden kalan hurâfelerdir, uydurma şeylerdir, derler) buyurdu. Vesselâm.replika satış sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder