birebir ürünler ve replika satış,dan islam bilgileri6 bugün birebir ürünler ve replika satış sizin icin yazdı ve size daha kalıcı bilgileri sunuyor birebir ürünler ve replika satış gece gündüz demeden calısıyor birebir ürünler ve replika satış diyorki Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkdan gelen cezbeyi elde etmek için de başka bir yol kurulmuşdur. Bu yol (Vukûf-i adedî) dir.ismler bulunur. Bunun için, bu ismdeki yolculuk sonsuz olur. Bu fakirin bu makâmda, ayrıca bir ma’rifeti vardır. Biraz sonra, inşâal-lahü teâlâ bildirilecekdir. Yükselirken, bu ism, (Ayn-i sabite) nin üstündedir. Çünki, .sâlikin ayn-i sâbitesi, bu ismin zillidir. Onun ilmdeki suretidir. Allahü teâlânın lutf ederek seçdikleri, bu ismden de ileri yükselirler. Allahü teâlânın dilediği kadar, sonsuz ilerlerler. Arabi beyt tercemesi:
Bundan :»onrasını anlatmak çok incedir,anlatmamak daha iyi olan da vardır.Başka yollardan vâsıl olanlar da, İkincisinde, bunlarla ortak iseler de ve Fenâ-fıllah ile Bekâ-billaha kavuşmuşlarsa da, onların rizâyetler çekerek ve mücâhedeler yaparak, çok uzun zemanda sonuna varabildikleri yolu, bu yolun büyükleri, tadını alarak ve şühûd ni’meti ve maksûda kavuşmanın zevki ile, çok kısa bir zemanda geçer, aradıklarına kavuşurlar. Kavuşdukdan sonra da, sonsuz ilerlerler. Sülük ile sona varanlar arasında, böyle ilerlemeğe ve yakînliğe kavuşan pekazdır. Çünki, cezbenin sülûkden önce olması için, biraz sevilmiş olmak lâzımdır. İstenmedikçe çekilmek olmaz. Çekilirse, dahâ yakîn olur. İstenilen ile isteyen arasında çok ayrılık vardır. Bu, Allahü teâlânın öyle bir ihsânıdır ki, dilediğine verir. Allahü teâlâ, büyük ihsân sâhibidir. Fârisî iki beyt tercemesi:Sevilenlerin aşkı, gizli ve keskindir.Sevenlerin aşkı, davul zurna iledir.Sevenler, aşk ateşi ile erir, biter.Sevilen, hem semizler, hem de dâim güler.Süâl: Başka silsilelerdeki sevilenler de, böyle ilerliyor ve yaklaşıyorlar. Onlarda da cezbe, sülûkden önce oluyor. Böyle olunca, bu yolun, başkalarından üstünlüğü ne olur? Niçin dahâ yakın olur?Cevâb: Başka tarîkler, bu işi elde etmek için kurulmamışdır. Bunlarda bulunan pekaz kimseyi, rastgele bu ni’metle şereflendirirler. Bu yol ise, bu ni’meti elde etmek için kurulmuşdur. Bu yolun büyüklerinin sözleri arasında yer alan (Yâd-i dâşt), cezbe ve sülûkün her ikisi de hâsıl oldukdan sonra ele geçebilir. Buna nihâyet demek şühûd ve huzûr mertebelerinin ötesidir. Bunu şöyle açıklıyalım: Şühûd, yâ sûret aynasında, veyâ ma’nâ aynasında olur. Yâhud da, sûretin ve ma’nânın ötesinde olur. Bu perdesiz olan şühûde (Berkî) ya’nî şimşek gibi demişlerdir. Ya’nî, bu şühûd şimşek çakar gibi hâsıl olup, sonra hemen araya perde girer. Allahü teâlânın büyük ni’meti olarak, bu şühûd, perdelenmeyip, devâm ederse, buna (Yâd-i dâşt) demişlerdir ki, gayb olmıyan huzûr demekdir.Cezbeden sonra hâsıl olan sülük de, iki dürlüdür, hattâ çok dürlüdür: Birisi, Ebû BekrSıddîk «radıyallahü teâlâ anh» hazrcılerini maksada kavuşduran yoldur. Peygamberlerin .sonuncusu «aleyhissa-lâtü vesselâmü vettehıyye» de bu cc/.bc vc bu sülük ile vâsıl olmuşdur. Eshâb-ı kiram «rıdvânüllahi teâlâ ve lekâddcse aleyhim ecma’în» arasında Resûlullaha en çok ihlâsı olan ve Resulullahda fanı olan, ha/ret-i Ebû Bekr-i Sıddîk olduğu için bu yola kavuşdu. Bu cezbe ve sülük, imâm-ı Ca’fer-i Sâdık hazretlerine olduğu gibi ulaşdı. İmâmın annesi, hazret-i Sıddîkın soyundan olduğu için, imâm-ı C’a’ter-i Sadık (Ebû Bekr, beni iki kerre meydana getirdi) buyurmuşdur. |Böyleec, Sıddîkdan gelen cezbeyi ve onun .soyundan olduğunu bildirmişdirj. İmâm hazretleri, yüksek babalarından da, başka bir nisbel almış ve bu iki yolu kendisinde toplamışılı. Bu cezbeyi, onlardan gelen sülük ile birleşdirdi. Bu sülük ile maksada vaidı. İki sülük arasındaki ayrılık şöyledir ki, hazret-i Emîr «kerrcmallahü vecheh» (Seyr-i âfâkî) ile ilerlemişdir. Hazret-i Sıddîkın sülûkü, âfâka o kad.'iı bağlı kalmaz. Cezbe odasının divân delinerek maksada yetişdirmeğc benzer. Birinci sülûkde ma’rifetler hâsıl olur. İkincisinde, talibi muhabbet kaplar. Bunun için, hazret-i Emir, ilm şehrinin kapısı oldu. Hazret-i Sıddîk ise, o Serverin «aleyhissalâtü vesselâm» hılletinden pay aldı. Hadîs-i şerîfde (Halil edinseydim, Ebû Bekri halîl edinirdim) buyuruldu. Hazret-i imâm-ı CaTer-i Sâdık cezb« ile sü!ûk-i âfâkîyi topladığı için, muhabbetden vc ma’rifetden çok pay aldı. Çünki, cezbesi muhabbete, sülûki ise ilmlere ve ma’rifetlerc kaynak idi. İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık «rahmetullahi aleyh» bu biricşjk nisbeti, sultan-ül’ ârifîn Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine «kaddesallahü teaia sirreh» emanet olarak bırakdı. Bu emânet, sanki onun sırtında kalmışdır. Yavaş yavaş, elverişli olanlara ulaşdıracakdır. Bu emâneti yüklenmeden önce, başka tarafa bakıyordu. Bu nısbetle ilgisi yokdu. Bunu yüklenmesinde nice hikmetler vardır. Bu nisbeti taşıyanlara, hernekadar bundan az pay düşer ise de, bu nisbetde büvüklcrin nûrları çok bulunur. Şöyle ki, bu nisbetde bulunan az bir sekr, Sultân-ül’ ârifînin nûrlarmdan bulaşmışdır. Bu sekr, mübtedîlerin hissini giderir. Aklını dağıtır. Sonra kendisi, yavaş yavaş yok olur. Sahv kapılar. Bu nisbet, sahv mertebelerinde de bulunur. Görüniişde sahvalır. İçi ise, sekrdir. Şu beyt ’ounlarm hâlini anlatmakdadır. Fârisî beyf tercemesi:
İçerden âşinâ ol, dışardan yabancı.
Böyle güzel yürüyüş az bulunur cihanda!Bunun gibi, her büyükden bir nûr alaı ak. elverişli olanlara ulaş-mışdır. Ârif-i Rabbânî lıâce Abdii!hâlık-ı Cionalevânî hazretleri, Hâcelerimiz zincirinin baş halkasıdır.Hâce Nakşibend hazretlerinin halîfelerinden sonra, bu yüksek zincirin buyuk halkası, hâce-i Ahrâr hazretleridir. Hâcelerin cezbe-kadar ulaşdırdı. isme girmeden önce. Fenâ hâsıl oldu. Sonra yine cezbeye dondu. Boylece, ayrı bir Fenâ sâhibi oldu. Ayrıca bunun Bekasına da kavuşdu. Bu makâmda büyük şân sâhibi oldu. Fenâ ve eka bilgilen ve rna rıfetlerı, kendisine bu makâmda verildi.Büyüklerden birisinden işitdiğime göre, hace-i Ahrar hazretleri annesinin babasından da bir nisbet almışdır. Büyük babası şaşılacak hallere ve kuwetlı cezbelere sâhibdi. Hâce hazretleri, oniki kutbun makamından da çok pay almışdır. Dîni kuvvetlendirmek, bu kutb-lara bağlıdır. Muhabbetde büyük şânları vardır. Hâce-i Ahrânn islâ-mıyyetı kuvvetlendirmesi ve dîne yardım etmesi, aldığı bu paydan ilen gelmekdedır. Mubârek hâllerinden birazı, yukarda bildirilmişdi.haberleri olmayan Hindistan memleketlerine yayan mürşidlerin büyüğü ve ma rıfetlerın kaynağı ve Allahü teâlânın râzı olduğu dînin bekçisi, şeyhimiz ve efendimiz Muhammed Bâkî «sellemehüllâhü teâlâ»
Bu mektûb, mevlânâ Abdülhayy için yazılm.şdır. Tevhîd-i vücûdî ve tevhîd-i şühûdî mertebeleri bi'dirilmekdedir:Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu mektûbu yazarken, dan yardım istiyorum.kabesini çok yandıkları içindir. (LA İLAHE İLLALLAH) kelime tayyibesini, Allahü teâlâdan başka hiçbirşey yokdur diye mekden de hâsıl olur. Tevhîd bilgilerinin, böyle uğraşarak elde edıl-Te^ hayâlin kaplamasından olur. Tevhîdın ma’nas. çok düşünülünce, hayâlde yerleşir, donradan elde ed.ldıklern 1er kalıcı olmaz. Tevhîd bilgilerinin sahibi, hal sahibi değildir. Çu/» ’ hâl sâhibleri (Erbâb-ı kulûb) dürler. Bunun ise, o zemanda, kalb mâkâmıS haberi yokdur. Yalnız (Tevhîd-i vücûdî) nın bilgisini elde etmişdir İlmin de dereceleri vardır. Herbın, birbirlerinden üstündürler T^hîd-i vücûdî bilgileri, birçoklarında da kalbın muhabbetinden ve çekilmesinden hâsıl olur. Önce, ma’nâsını düşünmeden çok zikr ve murâkabe yapılır. Böyle çalışarak veyâ yalnız ^Hahu lealamn ihsânı olarak, (Kalb makamı) na gelir. Bu makamda, cezbe hasıl olu . Eğer bunlarda, tevhîd-i vücûdî cemâli hâsıl olursa, sevdikleri için olur. Sevdiklerinin mâ-sivâsı gözlerinden ortulur. Ma-sivâsın. görmeyince ve bulmayınca, mahlûkdan başkasını yok bdır-1^ Böyle tevhîd, hâllerden hâsıl olur. Vehm ve hayal ile dışığı yokdur^ Böyle olan Erbâb-ı kulübü eğer, âleme gen döndürürlerse Lvdiklerini^âlemin her zerresinde görürler. Herşeyi, sevgililerinin güzelliklerini gösteren birer ayna bilirler.baslar Ne kadar çok yükselirlerse, kendilerim bu ma rıfelden o kadar daha ilgisiz bulurlar. Bunlardan birkaçı, bu ma’rıfel sahihlerini beğenmemeğe, onlara dil uzatmağa bile varmışlardır. Birçok Evliyânm, başlangıeda tevhîd ™’rif«'erini bildirmeleri onları hiç küçültmez. Bu ma’rifetler, Kalb makamında 'hen ha^l olur Bu fakir de, o zeman, tevhîd bilgilen, risaleleri yazmışdı . tdikirimizden birçoğu, o yazıları, her y-« y“^d.k'arıjç.n onları toplamak güçleşdi. Toplamayıp, öylece bırakıldı. Tevhîd ma nfetlerini slyUyenler. o makâmda kalır, ileriye geçemezlerse, o zeman aşağılık olur.Tevhîd erbâbmdan birkaçı da, kendi ?ühûdlannda tam yok olur Bu şühûdde yok olmağı, elden hiç kaçırmamak, varlıkdan hıç-birsevin kendilerinde kalmamasını isterler. Kendilerine (ben) demeği S birler Bunlara göre, en son mertebe, (Fena) mertebesidir. Ya’nî yoklukdur. Müşâhedeyi bile, bir bağlılık bilirler. Bunlardan birkaçUAdem olmak, geri hiç dönmemek istiyorum.Varlığı hiç istemezler. Muhabbete fedâ olmuşlardjr. Hadis- küldeki (Öldürdüğüme karşılık olarak, kendimi veririm) buyuruldu.
Hak teâlânın bu âlemle hiçbir ilişiği yokdur. Fekat, ism benzerliği bakımından, âlemle birleşmiş görürler. Şöyle ki, Hak teâlâ vardır. Alem de vardır. Bu iki varlık, hernekadar başka ise de, ism benzerliği vardır. Bunun gibi, Allahü teâlâ bilicidir, işiticidir, görücüdür, diridir, gücü yeticidir, dileyicidir. Âlemin birkaç parçası da böyledir. Ondaki-lerle bunlardakiler birbirlerine, hernekadar benzemezler ise de, sonradan olan varlığın çürük yerleri ve sıfatlarının aşağı tarafları, onların gözünden örtülmüşdür. Bunun için, Hak teâlâ âlem ile birleşmişdir diyebilirler. Tevhidin böylesi, en yükseğidir. Böyle ma’rifet sâhibleri, bu hâle mağlûb değildirler. Bu ma’rifetleri sekrden ileri gelmemiştir. Bir fâide için, bu hâle düşürülmüşlerdir. Bu ma’rifet, onları sekrden sahva getirir. Kendilerine râhatlık verir. Başkalarına semâ’ ve raks ile ve birçoğuna da, mubâh işlerle meşgul etmekle râhatlık vermeleri gibidir. Tesavvuf büyüklerinden çoğunu, kendi gördüklerine benze-miyen şeylerle oyalarlar. Bu büyükler ise, gördüklerine benzemiyen şeylere dönüp bakmazlar. Onlarla oyalanmazlar. Bunun için, âlemi bunların gördüklerine benzetmişlerdir. Yâhud, onu âlemin her parçasında göstermişlerdir. Böylece, birkaç zeman yüklerini hafifletmişlerdir . Bu aşağı kul, tevhidin bu son şeklini keşf ve zevk ile bilmiyordum. Yukarıda yazılmış olan ikisini biliyordum. Bu sonuncusunun da bulunduğunu sanıyordum. Bundan dolayı, kitâblarda ve mektûb-larda, yalnız ikisini, hattâ yalnız İkincisini yazmışdım. Tevhid-i vücû-diyi yalnız böyle bildirmişdim. Fekat, büyük hocamızın vefâtından sonra, mubârek mezârını ziyâret için, Allahü teâlânın belâlardan koruduğu Dehli şehrine gitmişdim. Bayram günü, mubârek mezârını ziyâret etdim. Mubârek mezârına teveccüh edince, mukaddes rûhundan çok iltifât göründü. Kimsesizleri okşamak yüksekliğinden dolayı, kendi nisbetini bu fakire ihsân buyurdu. Bu nis-bet, hace-i Ahrâr hazretlerinden gelmekde idi. Bu nisbete kavuşunca, bu bilgilerin ve ma’rifetlerin içyüzünü zevk yolu ile anladım. Böylece, bu büyüklerdeki tevhîd-i vücûdînin, kalbin cezbesinden veyâ muhabbet kaplamasından olmadığı, belki yüklerinin hafifletilmesi için ihsân edildiği anlaşıldı. Bu anlayışı açıklamayı çok zeman uygun bulmadım. Fekat, birkaç kitâbımda, o eski iki ma’rifet yazılmış olduğundan, kısa görüşlü kimseler, bu yazılardan o iki büyük zâtın küçültülmesi lâzım olacağını zan etdiler. Çünki, o iki büyük zâtın yolu, tevhîd yolu idi. Bu kısa görüşlüler, fitne çıkaran sözlere başladılar. Öyle oldu ki, bu hayâlleri, istekleri az olan talebelerin çalışmalarına gevşeklik verdi. Bunları görünce, tevhidin bu kısmını da açıklamayı uygun buldum. Bu yazıma vesika olmak için, herkesçe bilinen bir olayı da bildiriyorum. Hocamızı çok seven bir derviş dedi ki, hocamızdan işitdim: (Bizim, tevhîd sâhiblerinin kitâblarınıokuya-
Böyle değildir. Maksad, kendimizi biraz gafil etmekdir) buyurdu. Bu sözleri, yukardaki yazılarımızı kuvvetlendirmekdedir. Faziletli şeyh Abdülhak-i Deh-levi, hocamızı çok sevenlerdendir. O söyledi ki, Hâce hazretleri vefatından birkaç gün önce buyurdu ki: (Çok iyi anladım. Tevhid, dar bir sokak imiş. Geniş cadde başka imiş. Böyle olduğunu önceden de biliyordum. Fekat şimdi çok iyi anladım). Bu sözünden anlaşılıyor ki, son mertebelerinde, tevhid ile ilgileri kalmamışdı. Başlangıcda tevhid marifetlerinin de bulunması, bir leke değildir. Büyüklerden çoğunda, ilk zemanlar, böyle bilgiler hâsıl olmuşdur. Sonra, buradan ilerlemişler, yükselmişlerdir.Nakşibendiyyenin cezbe makâmına kavuşdukdan sonra, hâce Nakşibcnd hazretlerinin^olu ile hâce-i Ahrâr hazretlerinin yolu birbirinden ayrılmakdadır. Ilmleri ve ma’rifetleri de başkadır. Hâce-i Ahrâr hazretlerinin teveccühünde, annesinin babalarının nisbeti Çok" dur. Bu nisbet, dedelerine birbirlerinden gelmişdir. Yukarda bildirilen Fenâ ve yokluk, o büyüklerin nisbetindendir.Bu fakir, gençlere dahâ fâideli olmak için, tâlibleri hâce-i Nakşi-bend hazretlerinin yolu ile yetişdirmeği uygun buldum. Bu yolun ilmleri ve ma’rifetleri, islâmiyyetin ilmlerine dahâ yakındır. Islâmiyye-tin temelden sarsıldığı böyle bozuk bir zemanda, o yolun bilgilerini yaymağı uygun buldum. Talebeyi yetişdirmek için bu yolu seçdim. Hak teâlâ, eğer (Ahrâriyye) yolunun bu fakir ile yayılmasını dileseydi, âlemi onun nûrları ile doldururdu. Çünki, bu iki büyüğün her birine, nûrlarını bol bol vermişdir. Her iki büyüğün yetişdirme yolunu açmış-dır. îhsân sâhibi, yalnız Allahü teâlâdır. Dilediğine verir. Allahü teâlânın ihsânı çokdur. Fârisî iki beyt tercemesi:birebir ürünler ve replika satış sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder