replika telefon,ndan islam bilgileri3

 replika telefon


replika telefon,ndan islam bilgileri3 bugün replika telefon sizin icin en güzel sekilde replika telefon sizlere eslik edecek replika telefon durmadan sizlere faydalı yazıları yazıyor hazırlıyor ve sunuyor replika telefon diyorki Genesis (Tekvin) (16:11) de (İbrâhimin câriyesi Hâcerden Is-mâil adlı bir oğlu oldu) denilmişken, birkaç satır sonra (22:2) (Ib-râhim tek oğlu İshâkı alıp Moria diyarına gitdi) denilmekdedir. Yâni, İbrâhimin ayrıca bir de Ismâil adlı oğlu olduğunu unutul-muşdur.Artık okuyucaları da sıkmaya başlıyan bu yanlışları bir tarafa bırakıp biraz da, bugünkü İncilleri terkib eden kitâbların nereden geldiklerini araşdırahm:
İlk kitâb olan Genesis (Tekvin) in, hazret-i Mûsânın Tevratı-nm beş kısmından biri olduğu sanılıyor.
Bunun gibi, Exodus (Çıkış), Levililer, Sayılar, Tesniye kitâb-larının, tekvin gibi hazret-i Mûsânın kitâblarmdan alınmış olması muhtemeldir.

İşaya için neler söylenildiğini yukarıda bildirdik. Rivâyete nazaran başka biri tarafından yazılmışdır.

Hâkimler kitâbınm îsmâil tarafından yazıldığı düşünülebilir.

Rut: Yazan belli değil.

Birinci Samuel: Yazan belli değil.

İkinci Samuel: Yazan belli değil.

Birinci Krallar: Yazan belli değil.

İkinci Krallar: Yazan belli değil.

Birinci Tarihler: Gâliba hazret-i Mûsâdan 350 sene evvel yaşamış olan İbrâni haham ve dîn bilgini EZRA tarafından yazılmış.

İkinci Tarihler: Bunun da Ezrâ tarafından yazıldığı düşünülebilir.

Ezra: Ezranm bizzat yazdığı kitâb.

Ester: Yazan belli değil.

Eyyub: Yazan belli değil.

Mezâmir: Zebûrun sûreleri demekdir. Hazret-i Dâvud’a ait olan sûreler oldukları denilmekte ise de, içinde Beni Korah, Asaf, Ezrahi, Heman ve Süleymânın mezmurları da vardır.Meselâ Lût peygamberin bir gece sarhoşlukla kendi öz kızı ile cinsi münâsebetde bulunduğu, hazret-i Dâ-vudun kumandanlarından Urianın karısı Bathsebayı yıkanırken çıplak olarak seyredince dayanamıyarak onunla cinsel ilişkiler k ırduğu ve kocasından kurtulmak için zevallıyı bir savaşın en tehlikeli yerine, geri dönmemek üzere gönderdiği yazılıdır. Bugün birçok Avrupa müzelerinde, hazret-i Dâvudun Bathsebayı çıplak olarak seyretmesini veyâ Uriayı ölüme göndermesini tasvir eden resmler bulunmakdadır. Avrupa dillerinde (Uria Mektubu) tâbirî (İdam hükmü veya çok kötü haber) ma’nâsına gelmekde ve batılı-1ar bütün bunları kendi kutsal kitâblarmdan almakdadırlar. Bu hikâyeleri okuyanlar ne öğreniyor? Kardeşinin karısı ile yatmaya zorlanan erkekler, gelinini gebe bırakan kaymbabalar, kızı ile cinsî münâsebet kuran babalar, emrinde çalışanların karısını ayartan ve onları ölüme yollayan din adamları.
İnsanın tüyleri ürperiyor ve iğreniyor. Bakınız ba’zı hıristi-yanlar bunlar hakkında ne diyor: Plain Truth mecmû’asının 1977 senesinde çıkan bir nüshasında şöyle yazılıdır: (Çocuklara Incîli okuturken çok dikkat ediniz! Çünki Incîlin içinde anormal seks hikâyeleri vardır. Bunları okuyan çocuklarda, âile ferdleri arasındaki cinsi münâsebetler hakkında çok yanlış fıkrier doğabilir. Bilhassa, Ahdi Atik kısmında bulunan bu anormal seks münâsebetleri İncilden çıkarılmalı ve ancak ondan sonra çocuklara bu temizlenmiş Incîl verilmelidir). Mecmû’a ilâve ediyor: (Incîl muhakkak bir sansürden geçmelidir. Çünki bu hâli ile ahlâk telkin etmek şöyle dursun, gençleri ahlâksızlığa teşvik etmekdedir.)

Meşhûr edebiyatçı Bernhard Shaw, daha ileri giderek (Dünyâda en tehlikeli kitâb İncildir. Onu sağlam bir kilit altına koymalı ve bir daha meydana çıkmamasını sağlamalıdır) demekdedir.

Buraya kadar gelmişken bugün batılı ilm adamlarının kendi kutsal kitâbları hakkında neler söylediklerini öğrenmek, herhalde okuyucularımızı ilgilendirecekdir. O hâlde birkaçını aşağıda zikredelim:

Dr. Stroggie, İncil hakkında yazdığı kitâbda. Dr. Parkere atfen şöyle demekdedir: (İnsan incîİi okuduğu zeman, birbirini tutmaz dürlü bahsler içinde gaybolup gidiyor. İncilin içinde sahîfeler dolusu acâib ismler vardır. Hele tekvin kısmında, yalnız şecereler dikkat naz.ara alınmış. Kim kimden doğdu, nasıl doğdu? Hep bunlardan bahs ediliyor. Bunlardan bana ne? Bunların ibâdet ve Allah sevgisi ile ne ilgisi var? Nasıl iyi bir insan olunabilir? Kıyâ-met günü nedir? Kime ve nasıl hesap vereceğiz? Fekat bunları İncilden sıhp çıkarmaya imkân yokdur. O hâlde, bunları daha iyi araşdırmaya mecburuz. Biz çocukken, îsânın, birçok mu’cizeleri-nı dinleye dinleye büyüdük. Bunların arasında Kanadaki düğünde suyu şaraba çevirmesi, Galile denizindeki korkunç fırtınayı dindirmesi körlerin gözlerini açması, havârilerin gemisine kadar denizde yürümesi, ölmüş olan Lozarus’u diriltmesi, hepimizin dima-ğına nakşedılmışdır. Esâsen incîlin büyük bir kısmı bu mu’cizeler-^doludur.Çünkı yehudıler, ona (Sen Peygamber olduğunu söylüyorsun Sa-na inanmamız için bize mu’cize göstereceksin?) diye sormuşlardı. Hatta, çok kerreler şübheye düşen kendi havârilerine bile arada sırada mucizeler göstermeye mecbur olmuşdu. Meselâ denizde gemi içinde giderlerken çıkan korkunç fırtınada, havâriler onun yakasına sarılmış, (Biz boğulup ölmek üzereyiz, sen ise bize hiç kulak asmıyorsun. Eğer Peygambersen, şu fırtınayı durdur!) iye bağırrnıya başlamışlardı. O esnâda îsânın bir işâreti üzerine fırtına durdu. Bu hareket havârilerin üzerinde son derecede büyük bir te sır yapmış, îsânın ayaklarına kapanarak afv dilemişler, ona inandıklarını te’yıd etmişlerdi. Sonra, bu hikâyeyi başka yehûdîle-re anlatdıkları zeman, onlar da hayran kalmışlar ve hıristiyan olmuşlardı. İncilde îsânın şöyle dediği yazılıdır: (Bana ister inan, ister inanma! Fekat, görüyorsun ki, eser ortadadır. Bu esere inan-mak zorundasın. Bu eser, sana Allahın içimde olduğunu göstermiyor mu. Çünki, Allahın yardımı olmadan bu mu cıze eri yapamazsın) demişdi. Biz biliyoruz ki, hazret-i îsâ, bu mu cızelerı yapmakdan hiç hoşlanmıyor, hattâ âdetâ sıkılıyordu. Elinin dokunmasıyle iyi etdiği cüzzamlıya (Seni iyi etdiğimi sakın kimseye söyleme) demişdi. Mu’cizeleri yaparken ufak bir hareket *1"**^^ ediyordu. Incîle göre, ölmüş çocuğunu di-nltdığı kadına (Yoluna devam et, çocuğun yaşıyor) demiş, iyi etdi-ğı hastalara (Yatakdan kalk ve yürü) demekle yetinmişdi. Esâsen mu cızeler, ufak bir el hareketi, bir dokunma ile temamlanıyordu.
îsâ. onlara acıdı ve ellerini körlerin gözlerine sürünce, onlar yeniden göz nuruna kavuşdular. Lukanın anjatdığı mucizeye gelince, bu da îsânın ne kadar merhametli olduğunu göster-mekdedir. Hazret-i îsâ. bir zevallı kadının tek oğlunun cenaze me-râsimine rastlamış. Kadının ızdırâbına çok acıdığından çocuğu dı-riltmişdir. Bugün bu mu’cizeleri kab’ul etmeyen pek çok hırıstı-yan vardır. Modern ilm adamı, hazret-i îsâya inansa bile, onun böyle mu’cizeler yapamıyacağını ileri sürmekdedır. Daha 16 [m. 17481 de meşhur filozof ve tarihçi Iskoçyalı Davıd Hume, şöyle yazıyordu: (Mucize demek, tabi’at kanunlarının ihlali demek-dir. Tabi’at kanunları kafi ye değişmez esaslar üzerine kurulmuş-dur. Bunların değiştirilmesine imkân yokdur. Rudolf But-mannm sözleridir: Bu teolog: (Evinde elektnk bulunan, radyo ve televizyon kullanan bir adamın artık İncilde yazılı olan haya mâhsûlü mu’cizelere inanması imkânı yokdur) demekdedır.Bu mu’cizelerin köküne varmak ve onları manukı bir tarzda izâh edebilmek için birçok denemeler yapılmışdır:
5000 den fazla insanın doyurulması, hakıkatda, büsbütün başka bir tarzda cereyan etmişdir: Hazret-i îsâ, diğer la beraber gezmeye çıkmış, yemek zemanı gelince, herkes getirdiği yemeği ortaya koymuş, hazret-i Isâ da, fki balıkla beş somun ekmeği bunlara ilâve etmiş ve hepsi bırhkde yemek yemişlerdir. Hazret-i îsânın deniz üzerinde vârilerin gemisine gitmesi ise, temâmen bir optik.
havalarda deniz kenarında yürüyen insanların sanki denizde yü-rüyormuş gibi göründüklerini hepimiz biliriz. Fırtınanın kesilmesine gelince îsânın işâret etdiği zemanda, fırtına esasen kesilmeye başlamışdı.’lşâret etmese de kesilecekdi diye düşünülebilir Esasen bütün bu mu’cizeler. bunları görenler dir. Böyle bir hâdiseyi gören bir kimse, kendi hislerine mağlûb olarak, o hâdiseyi küçültebilir veyâ büyültebilir, kate uygun olmayarak, kendi gördüğü gibi değil, sandığı gibi anlatabilir. Fekat, şunu da unutmayalım kı, bugün bu mu ^»zeler e . râfında yapılan tartışmalar, artık gevşemiş gibidir deki mu’cizelere inananlar hemen hemen kalmarnışdır. Bir tanınmış Başpiskopos geçenlerde: (Bir insan bu mu’cizelere inanmasa da hakîkî bir hıristiyan olabilir. Çünkı, Hıristiyanlığın esâsı. Al laha inanmak ve insanlara acımakdır) diyordu. Demek oluyor ı, biz Incîli okurken, ister onun bir masal kitabı olduğunu onda anlatüan mu’cizelerin ancak hâyâl âleminde rneydana geldiğim kabûl edelim, veyâ etmiyelim, bunun dindarlıkla ilgisi yokdur.AvSn aTi" bepsı, Mûsânm Peygamber olduğuna inandı-ar. Fır avnın ölümle korkutması ve işkenceleri karşısında, îmânlarını terk etmediler. Peygamberlerin mu’cizelerini ve evliyânın kerametlerim hep AJlah yaratmakdadır. Fen kanunlarına, tabrât hadiselerine uyan işlen, belli sebeblerin tesirleri ile yaratdığı hal-de mu cızelerı böyle sebebler olmadan yaratmakdadır. (Mu’cize) (Ayet) de denir. Bunların haber verilmesi, Mûsa ve îsâ peygamberler için mu’cize olduğu gibi, Hazret-i Muhammed iç^nTe büyü^ mu-czedır.1939 senesinde Adams Mission’da bir râhib okulu civ^mda bulunan bir müessesede çalışmakda idim. 20 mektebinde okuyanlar, ikide bir çalıştığım yere gelirler, bana ve müslimân arkadaşlarıma İslâm dîni, hazret-ı ^“bammed ve Kur’ân-ı kerîm hakkmdaki kin ve nefretlerim en kaba kelıınelerle açıklarlar, bizimle ?lay ederlerdi. Onlarm fikrine göre, njüsl^î'âji-1ar dünyânın en âdî mahlûkları idi ve İslâm dmı yalancı bir dindi. Cok hassâs bir insan olduğumdan, onlarm bu sözlerine çok üzülüyor, geceleri uyku uyuyamıyordum. Kendilerine cevab Lmî^Zîra, hıristiyanlık şöyle dursun, kendi dinim hakkında da esas bir bilgiye sâhib değildim. Bunun üzerine, her şeyden evvel İncili ve Kur’ânı esaslı sûretde incelemeğe, hıristiyanlık ve müsh-mânhk hakkmdaki bilgilerimi artdırmaya, bu hususda yazılmış kı-tâbları okumağa karar verdim. geçtikden sonra hakîkat. gözümün önünde güneş gibi tık herseyi ap-açık görüyor ve anlıyordum. Bundan sonra, b^a ^len papa^^^^ benden gereken cevâbları aldılar ve ağları açık kalarak ve önlerine bakarak geldikleri yere gıtdıler. B®*} ra cevâb verirken, onlar gibi kaba kelimeler kullannrııyor. bilâkis cenâb-ı Hakkın emretdigi gibi, tatlı dille konuşuyordum.
O sırada elime Protestan misyoner papaslarmm hazırladıkla-n bir kitâb geçdi. Geo G. Haris adlı bu misyonerin hazırladığı kı-tâbm ismi (Müslimanlar Nasıl Hıristiyan Yapılır?) du. Bu kitâbda şunlar tavsiye ediliyordu: (Müslımânl^ı hırıstıyan vapmak güçdür. Çünki müslimânlar an’anelerme çok bağ^^ıdır ve çok inatçıdırlar. Bunları hıristiyan yapmak için aşağıdaki üç yola başvurmak lâzım gelir:Müslimânların çoğu yabancı dil bilmez ve pahalı kitâb almak için paraları yokdur. Onun için, bu eksikleri temâmlamak maksadıyla bu kitâbcıklarımı müslimânla-rm kullandığı dillerle yazarak dünyaya yayıyor, ba’zılarını parasız hediyye ediyorum.)İşte biz de, bu büyük hizmete iştirâk ediyoruz ve Müslimân kardeşlerimize bugünkü Incîllerin hakîkî hüviyyetini hıristiyan ilm adamları ile birlikte açıklıyoruz.

Misyonerleri yakından tanıyan bir zat şöyle demekdedir:Müslimânları hıristiyan yapmak gerek katolikler, gerek pro-testanlar tarafından çok makbûl sayılan bir işdir. Çünki, müsli-mânları hıristiyan yapmak çok zordur. Zîra müslimânlar, herşey-den evvel an’anelerine son derecede sâdıkdır. Ancak misyonerler aşağıda yazılı olan husûsların iyi netice verdiğine inanmakdadırlar:

1— Müslimânlar genellikle fakir kimselerdir. Fakîr bir müs-limâna bol para, hediyye, eşya vererek veyâ ona bir hıristiyan yanında çalışmak imkânı sağlıyarak, kendisini hıristiyanlığa teşvîk etmelidir.

2— Müslimânların çoğu son derecede câhildir. Ne Încîl, ne de Kur’ân hakkında hiçbir bilgileri yokdur. İbâdet etmek için kendilerine gösterilen bir tarzı, hiçbir şey anlamadan ve hakîki ibâdetin ne olduğunu bilmeden körü körüne tatbik ederler. Çoğu Arab-ca bilmediğinden Kurbanın münderecâtı hakkında temâmiyle habersizdir. Ezberledikleri birkaç parçayı, ma’nâsmı bilmeden, okurlar. Hele Incîli hiç bilmezler. Onlara hocalık eden müslimân din adamlarının çoğu da onlar kadar câhildir, öğrencilerine yalnız ibâdetin nasıl yapılacağını göstermekle yetinirler. Onların ruhuna hitâb edemezler. İşte böylece yetişen müslimânlar, din hakkında hiçbir bilgi sâhibi olmadan ve dînin esâsını bilmeden gösterilen tarzda ibâdet ederler. Müslimânlığa bağlılıkları müslimânlığın esâsını bildiklerinden değil, ana ve babalarından gördükleri ve hocalarından öğrendikleri şeylerden ayrılmamak husûsundaki inad-larından ileri gelir.

3— Müslimânların çoğu kendi dillerinden başka dil bilmezler. Hıristiyanlığın lehinde veyâ aleyhinde yazılmış kitâbları okumak şöyle dursun, dünyâda böyle kitâbların mevcûd olduğundan bile haberleri yokdur. Onlara kendi dillerinde yazılmış ve hıristi-yanlığı bol bol öven kitâblar verin, okusunlar. Bu kitâbları verirken, bunların içinde yazılı olan şeylerin onların anlıyabilecekleri kadar basit ve açık ifâdeli olmasına son derecede dikkat edin. İçinde ağır cümleler, büyük felsefeler bulunan.
Bunları anlamazlar ve okurken sıkıldıkları için, bir tarafa atarlar. Sâde söz, sâde cümle, sıkmayacak ifâde esâsdır. Karşınızdaki insanlarm çok ilkel olduğunu ve kafalarının ancak en basit kavramları anlıyabileceklerini unutmayın.

4— Onlara dâima şunu anlatın: (Madeınki Hıristiyanlar ye Müslimânlar Allaha inanu-lar. O halde ikisinin de Allahı birdir. Ama Allah, Hıristiyanlığı hakîki din olarak kabûl eder. Bunun is-bâtı meydandadır. Bakınız bir kerre, görüyorsunuz ki, dünyâda en zengin, en uygar, en bahtiyar insanlar Hıristiyanlardır. Çünki Allah, onları yanlış yolda olan Müslimânlara tercih etmişdir. İslâm memleketleri fakr ve zarûret içinde iken, hıristiyan memleketlerinden yardım dilenirken, ilim ve fende çok geri kalmışken, hıristiyan memleketleri uygarlığın en yüksek mertebesine varmış olup, her-gün dahâ ilerlemekdedirler. Birçok müslimân, hıristiyan memleketlerinde iş bulmak için, oralara kaçmaktadır. Sanâyi’de, ilimde, fende, ticâretde, kısaca her şeyde hıristiyanlar müslimânlardan üstündür. Bunu kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Demek ki Allah, İslâm dînini doğru bir din saymıyor. Onun yapma bir din olduğunu size bu hakîkatla göstermek istiyor. Allah, hakîkî din olan hı-ristiyanlıkdan ayrılanları cezalandırmak için, onları dâima sefil, hakîr, perişân bir hâlde bırakacak ve müslimânların hiçbir zeman iki yakası biraraya gelemiyecekdir.)

İşte misyonerler, bu propagandalar ile, müslimânları aldatmağa, hıristiyan yapmağa uğraşmakdadırlar. Ellerinde bol para olduğu için, bu paraları büyük miktarda, bu maksat için kullan-makda, müesseseler, hastaneler, aş evleri, okullar, jimnastik salonları, eğlence yerleri kurarak müslimânların gözlerini kamaştırmaya çalışmakdadırlar.

Zemânımızda (Yahova şâhidleri) denilen hıristiyanlar, yukarda yazılı tatlı, okşayıcı dillerle müslimân yavrularını aldatmağa, hıristiyan yapmağa çalışıyorlar. Telefon rehberlerinden aldıkları adreslere, broşürler, risâleler gönderiyorlar. Şık, süslü giyinmiş güzel kızlar kapı kapı dolaşarak, evlere bu fiskelerden bırakıyorlar. Hâlbuki, 12% [m. 1879] da Beyrutda açılmış olan (Matba’al-ül-katolikıyye) matba’ası, çeşidli dillerde İnciller basdırdığı gibi, 1908 de basmağa başladığı ve zemânla müteaddid baskılarını yap-dığı (El-müncid) ismindeki arabî lügat kitâbında (Yehve şâhidleri denilen bid’at fırkasını, Toharis Roussel, 1872 senesinde birleşik Amerikada meydana çıkarmışdır. Mukaddes kitâbdan kendine göre ma’nâlar çıkarmış, 1334 [m. 19161 de ölmüşdür. Yehve, Allah sübhânehü ve teâlâ için Tevratda yazılı olan bir ismdir.) denil-mekdedir. replika telefon sizin icin sundu.





replika telefon,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder