replika telefonlar ve varlık hiclik55

 replika telefon


replika telefonlar ve varlık hiclik55 bugün yine ben yine replika telefonlar dediki mensuplarından her hirmi İni hırlıge egemen olan uçuncu kışının bakışında bir nesnc-birliktir, ve mensupların her birinin bu durumda projesi, bu ^neu^’.n içinde kaybolmak, önderin ellen arasındaki bir araçtan başkaca bir şey - m^mak üzere kcndilıiîinı luıniıyle olumsuzlamaktır. Ama içinde erimek istedi-^ v,ı “■'3Ç. onun salt kişisel başkası-ıçıni değildir artık, nesnel-bûtûnlûk-olarak-j^dbâkktır. Kalabalığın korkunç maddiliği ve derin gerçekliği fher ne kadar yal-'ıZei^^ybiı^s^nmış olsa dal mensuplarının her bin için büyüleyicidir; herkes ön-it;'n bakışıyla alct-kalabalık İçinde boğulmuş olmayı talep eder“.
Bûuın bu farklı dunımlarda her zaman şunu gördük ki, nesne-biz kendini so-bir durumundan itibaren oluşturmakta ve '‘insanlık” olan büıünlügü-bozul-^ VDûmnIügûn bir kısmı, öteki kısmı dışarda kalmak üzere bu duruma gömül-r^ektedır Biz ancak başkalannm gözünde bıziz ve başkalannın bakışından itibarı kendi kendimizi biz olarak üstleniriz. Ama bu, kendi-içinin, kendisini ve tüm .^kalannı mutlak bir biçimde bütünleştirmeye yönelik soyut ve gerçekleştirıl-^ bir projesinin varolabilmesini içenr. insan bütünlüğünü geri almayı amaç-r,xnbuçaba, ilke olarak insanlıktan aynşık ve insanlığı rümüyle nesne olarak ,-:ren bir üçüncü kişinin varoluşunu ortaya koyanaksızın gerçekleşemez. Bu ger--fkiegirilemez üçüncü kişi, sadece ötekilık sınır-kavramının nesnesidir. Mûm-yzı alan tüm toplaşmalar karşısında üçüncü kişi olan şeydir, hiçbir durumda ■•^.•bansi bir msan toplaşmasıyla birliktelik içine giremeyen şeydir, karşısında -bz başkasının üçüncü kışı olarak oluşamayacağı üçüncü kişidir; başkalığın ^iSjur-kavTamı. bakılan olması asla mümk-ün olmayan bakan-varlık kavramıy-i -an; Tann fikriyle bir ve a)Tiı şeydir. Ama Tann radikal namevcudiyet olarak Tİrenieşırken, msanlıgı bizimki olarak gerçekleştirmek için gösterilen çaba İLTaksizm yenilenir ve durmaksızın bir yenilgiye uğrar. Nitekim insancıl “biz” olarak-her bireysel bilince kendini erişilmesi imkânsız bir ideal ola-ö.Tenrken, yine de herkes ait olduğu cemaatlerin çemberini aşama aşama ge-îıjtoııek suretiyle bu ideale ulaşabilmenin yanılsamasını muhafaza eder; bu in-iBüi %i2‘ boş bir kavTam, hurin sıradan kullanımının olası bir genişlemesine Atn salt bir işaret olarak kalır. Bizi ne zaman bu anlamda kullansak (ızdırap insanlığa, günahkar insanlığa işaret etmek için, insanı gizilgüçlûlûklerini JKStiren bir nesne olarak düşünmek
Bir özne-cemaale Icomıvıuname-sujcil aidiyeümizi, özellik^ içindeki imal edilmiş nesnelerin varoluşunu bize bildiren dünyadır |i| insanlar tarafından özne-onlar için, yani daha yukarıda belglsiz-adıl^ dırdığımız, farksızlaşan bakışla çakışan, bireyleşürilmeyen vesayılınj, kinlik için üretilmiştir, çünkü emekçi -köle ya da değil- farksızlajarı cut bir aşkınlığın mevcudiyetinde çalışır ve bu aşkmiığın özgür ıırıbnU rinde çalıştığı nesnede boş yere taslaklaştırmakla yetinir. Bu anlam olursa olsun emekçi, emeği içinde başkası için alet-varlık olduğunu emek, saldıkla emekçinin kendi amaçlarına yöneltilmediği zaman bir ma kipidir. Yabancılaştıncı aşkınlık, burada tüketicidir, yani emelgniıı rini öngörmekle yetindiği “belgisiz-adırdır. Şu halde imal edilmi}lıj kullandığımda, onun üzerinde benim kendi aşkınlığımın taslağıylab bu nesne, yapacağım davranışları bana gösterir, onu çevirmek, iımd(,(] da üstüne dayanmak zorundayım. Zaten bir hipotetik emperatifsodıK bu beni aynı zamanda da dünyaya ait olan bir amaca gönderir: tersem, eğer kutuyu açmak istersem, vb. Ve bu amacın kendisi dc,ne>iK turulması içinde herhangi bir aşkınlık tarafından ortaya konan amaç görülmüştür. Amaç, şimdi en kendine özgü gizilgüçlülüğü olarakna Nitekim, imal edilmiş nesnenin, “belgisiz-o” olarak beni kendime bili ni aşkınlığımın imgesini herhangi bir aşkınlığın imgesiymişçesinebaa diği bir gerçektir. Ve eğer imkânlarımı böylece oluşturulan araçaracıl lendirilmeye bırakacak olursam, kendimi herhangi bir aşkınlık gibilı “Trocadero” metro istasyonundan “Sevres-Babylone’a gitmek için’h quet”de aktarma yapılır. Bu aktarma işlemi öngörülmüştür, ıııeıro gösterilmiştir, vb.; La Motte-Picquet’de aktarma yapıyorsam, ak» “belgisiz-onlar”dan biriyim. Elbette, gerek varlığımın bireysel bd izlemekte olduğum uzak 
|:„klı>Mm. Ama bu nihai amaçlar yalnızca cclimunm u/kundadırlar. Yakın amaç-İjrım"bclgısız-onlar”m amaçlandır, ve kendimi yanımdakılerden herhangi bırıy-|,dcfiblırilcbilir olarak kavrarım. Bu anlamda, gerçek bireyliğimiz, yitiririz, çun-(;iı kendisi olduğumuz proje aslında başkalarının da oldukları projedir. Metro jobcl<e.sinın bu koridoru üzerinde uzun zamandan beri maddenin içme kayıtlı ol.ınve farksızlaşan bir aşkınlıgın kalıba döküldüğü bir ve tek proje-Jctı başkası yoktur. Kendimi yalnızlık içinde herhangi bir aşkınlık olarak gerçek-Icşıııciıi^nı ölçüde (odamda tek başınayken, uygun bir konserve açacağı yardımıyla bir konserve kutusunu açıyorsam), yalnızca farksızlaşmış-varlığın deneyimine sahibim; ama bu farksızlaşmış aşkınlık eğer birtakım projelerini benim pro-ıjlcrınılc aymı olan bazı projeler içinde aynı biçimde emilen ve gerçek mevcudi-veîlcr olarak duyumsanan başka aşkınlıklarla bağlantı halinde tasarlarsa, o zaman kendi projemi tek bir farksızlaşmış aşkınlık tarafından projelendirilen birbirinin eşi bin proje arasından bir tanesi olarak gerçekleştiririm, o zaman sadece çelip geçici bir tikelleşmesi olduğum tek bir hedefe yöneltilen ve ortak bir aşkın-lıgın deneyimini yaşarım; bir metro var olduğundan beri yorulmaksızın “La Moı-ıc-Pıcquet-Grenelle” istasyonunun koridorlarında akan büyük insan kalabalığının içine yerleşirim. Ama şuna işaret etmek gerekir. 1) Bu deneyim ontolojik değil psikolojik türdendir. Söz konusu kendi-içinlerin gerçek bir birliğine hiçbir biçimde tekabül etmez. Bu deneyim, kendi-içinlerin oldukları gibi (bakılan varlık-liPİdugu gibi) dolaysızca deneyimlenmesinden kaynaklanmaz; bu deneyim, daha rıyade, birlikte aşılan nesnenin ve beni çevreleyen bedenlerin iki yönlü nes-neleşimcı yakalanışıyla motive olur. Özellikle de, başkalanyla birlikle ortak bir nımeangaje olma ve bu ritmin ortaya çıkmasına katkıda bulunma olgusu, kendimi bir ozne-biz içinde angaje olmuş gibi kavramam için özellikle teşvik edici bonedendir. Askerlerin uygun adım yürüyüşlerinin anlamı budur, ekip çalışma-:*tdakı ritmin anlamı da budur. Gerçekten de, bu durumda ritmin özgürcesine liflKİtn yayıldığına işaret etmek gerekir; bu, benim aşkınhğım aracıgıyla gerçek-^rdığım bir projedir; düzenli bir yineleme açılımı içinde, bir geleceği, bir şim-pdti man ve bir geçmişle senteze sokar; bu ritmi ben üretirim; ama bu ritim aylamanda da beni çevreleyen somut topluluğun çalışmasındaki ya da yürüyü-sındekı genel ritmin içinde erir; anlamını yalnızca bu topluluktan alır; bu da, ör-8f?ın, benimsediğim ritim “düzensiz” olduğunda duyumsadığım
buradadır: bu deneyim sonuç olarak hi<im ritmimizdir. Ama bu ancak daha önce ortak bir amacın ve ortak araçların kabulüyle,kişise mı şimdilik kovalanan kolektif amaçların ötesine atarak kendimi (ark kinlik olarak oluşturursam olabilir. Böylece başkası-için-varltğm deneyi de somut ve gerçek bir varlık boyutunun belirişi bizatihi deneyiminjjj dugu halde, özne-bizin deneyimi tekil bir bilinçte meydana gelen,bubjj pısındaki mahrem bir değişime tekabül eden ama başkalanyla somut jik ilişki temelinde ortaya çıkmayan ve hiçbir “Mitsdn” gerçekle^üıta psikolojik ve öznel bir olaydır. Yalnızca kendimi başkalannm onaıi tarzda hissetmem söz konusudur. Ve hiç şüphesiz bu deneNom, bûıûrı lann mutlak ve metafizik birliğinin sembolü olarak aranabilir; nitebsı lan dünyaya doğru odaklandırmak suretiyle onlann kökensel çaujaj edermiş gibi görünür; bu anlamda, ideal özne-biz kendini ş’tmm kılacak bir insanlığın bizi olur. Ne var ki biz deneyimi bireysel psıkij nında durur ve aşkınlıkların temenni edilir birliğinin basit bir semtıai kalır; gerçekten de bu deneyim hiçbir biçimde öznelliklerin tekil bit it rafından yanal ve gerçek yakalanışı değildir; öznellikler erimdışı ve alı çimde ayrılmış olarak kalırlar. Ama ben kendimden çıkmaksızın,'tsi kendilerinden çıkmaksızın, bu deneyimi öteki aşkınlıklar tarafındanıfc rilen ve desteklenen şey olarak kavramama yol açan nesneler ve kinliğimin maddi yönlenmeleridir; dünya aracılığıyla bir biünp^rç^' öğrenirim. Bu nedenledir ki özne-bize ilişkin deneyimim, başkaM zer ve bağlılaşık bir deneyimi hiçbir biçimde gerektirmez; nedenle bunca istikrarsızdır, çünkü dünyanın ortasındaki ıfe*" varsayar ve bu düzenlemelerle birlikte ortadan kaybolur, da beni herhangi bin gibi gösteren bir dolu oluşum vardır: en
Varlık vo Hu.lık
lanıdakı aletlerden kalkıp ulaşım araçlarından, mağazalardan, vb. geçerek asan-j^rlenyle, su, gaz ve elektrik döşemeleriyle binalara kadar giden butun alet şeyler vardır. Her cephe, her vitrin, farksızlaşan aşkmhk olarak kendi imgemi bana geri gönderir. Bunun dışında, başkalarının benimle mesleki ve leknik munase-beıleıi, borii bir kez daha herhangi biri gibi duyurur: kafedeki garson için tûke-tıciyım, bilet denetçisi için metroyu kullananım. Nihayet, kafenin terasında otururken önümde aniden cereyan eden trafik kazası da beni anonim izleyici gibi gösienr ve “bu kazayı bir dışarı gibi varcden salt bakış” olarak yine beni göstenr. İzlediğim tiyatro oyunu ya da gezdiğim resim sergisi de aynı şekilde izleyicinin anoninılıgine işaret eder. Ve elbette satın alacağım ayakkabıyı denerken, ya da bir şişeyi açarken, ya da asansöre binerken, ya da tiyatroda gülerken kendimi herhangi biri kılanm. Ama bu farksızlaşan aşkınlıgın sınavı yalnızca beni ilgilendiren mahrem ve olumsal bir olaydır. Dünyadan kaynaklanan kimi tikel vesileler buna te olmanın izlenimini ekleyebilir. Ne var ki her türlü şıkta tümüyle öznel ve yalnızca beni bağlayan bir izlenimden başkası söz konusu olamaz.
2)Ûzne-biz deneyimi ilk deneyim olamaz, başkalarına yönelik kökensel bir ijvır oluşturamaz, çünkü tersine, gerçekleşmek için daha önce başkasının varoluşuna ilişkin çifte bir kabulü varsayar. Nitekim her şeyden önce, imal edilen nesne ancak onu gerçekleştiren üreticilere ve başkaları tarafından saptanan kul-taım kurallarına gönderme yapıyorsa böyle bir nesnedir. Kullanım kılavuzunu : bizzat saptadığım ve kendisine bizzat yeni bir kullanım atfettiğim (örneğin, bir uşparçasını çekiç gibi kullanıyorsam) cansız ve işlenmemiş bir şey karşısında ki-^ fiilimin, yani kendiliğimin, kendime özgü amaçlarımın ve özgür yaratıcılığımın ' bnuşlandıncı-olmayan bilincine sahip olurum, imal edilen nesnelerin, tıpkı ta-Nmlurgibi hem katı hem de ideal olan kullanma kuralları, “kullanım kılavoızları”
I beniozsel yapı gereği başkasının karşısına koyar; ve başkası, bana farksızlaşmış I bıraşkınlık gibi davrandığı içindir ki, ben kendimi bu biçimde gerçekleştirebili-rim Örnek olarak, bir istasyon ya da bir bekleme salonundaki kapıların üstüne ‘îîieşıırilmiş ve üzerlerine “çıkış” ya da “giriş” sözcüklerinin yazılmış olduğu o teük panolan, ya da yine bir binayı ya da bir yönü gösteren yönlendirici parlakların yer aldığı afişleri vereceğim yalnızca. Bir kez daha hipotetik emperatif-kr söz konusudur. Ama burada emperatifin lonnülleştiriliş tarzı, konuşan ve ^tudan doğruya bana seslenen başkasını açıkça belirginleştirir. Yazılı tümce Wtendebûnû yöneltilmiştir, gerçekten başkasından bana doğru dolaysız bir
replika telefonlar yazdı ve sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder