replika telefonlar ile mahser bilgileri36 isizlere bugün de replika telefonlar yazılarını yazdı ve replika telefonlar dediki Çocuk şimdi mutluluk seren bıı \irri keşleimiş hırının ifadcMviesi-rıtıyorclu. Larry. çocuğun sırtında hır noktası çok u/un suredir kaşıra,'. ama o ana dek bir türlü oraya u/amp kaşivamamiş, Nonr oında nihasd ii-şıyabilmiş biri gibi göründüğünü düşündü. .Şarkının ikinci kıtası :çîf'psı>l. hafızasını yokladı ve buldu.“Başka erkeklerin yapamayacağı şeyleı vapabilinn!Onlar rakamları bulamaz, bebeğim feihedeme:Ama ben yapabilirim, çünkü evimılen ııZiiktavım Ve gelişimi duyduğunu biliyorum Kara kedi kemiğimin sesinden."Çocuk sırıtınca gö/.leri ışıldamışiı, 1 aı ı \ bu bakışların pek çok kıza iç çektirebileceğini düşündü. Şarkının son melorlilerini uslaca çaldı. Parmaklan doğru notalara basıyor, doğru sesler çıkarıyordu; sert, gösterişli, sokakta kesekâğıdmm içinde saldan, muhtemelen çalıntı, adi bir mücevher parçası gibi cafcaflı. Biraz daha devam ettikten sonra berbat eımeris-
,-3urCnadup tan "Thats Ali IGghl, Mamma yi sairi; Vinra r'.ca. ^si'î geçti— “Milk Covv Blııcs”, ‘Mini bandy M . r .-şrr Fost" -;£tf3Ei ritmini elinden geldiğince yaptı, artia parrr^icl.ar .-. .vsc ic-v ^Tiaşiaınış ve yavaşlamıştı) ve son olarak her /arr.a.' /r.'i.j- bir şark: R£>tıoIds imzalı "Endlcss .SIcep i şaldı 'Daha fazla devam edemem," dedi butun .ark;'.a.-: kîpucarrjrian âeyaıJoe’ya. "Parmaklarım.” Ellerini kaldırıp teller.n parmak üşlanr;-pTEMiiğıderin izleri ve tırnaklarmdakı kırıklan r'r.::rr:.
Oğlan kendi ellerini uzam.
Larry bir an duraksadıktan soıtnı içten içe ornuz •likîi. G;tan sapj jjefecet: şekilde çocuğa uzaltt. "Çok cg/ersı/ gerckürır.’'
Ana «(Mirasında hayatındaki en inanılma/ deney ımltnieri bmm yarı Çocuk "Jim Dandy”yi neredeyse ktısıırsu/ea çaldı. Sofzknni s^le-'jayerine, dili damağına yapışmışçasına itler gibi sesler çıkany’ordu. Ha-râihiç gitar çalmadığı son derece açıktı; tellere yeterince sen vunm-ritı. akor geçişleri dağınık vc dii/.cnsi/.<lı. Çıkan ses baslınimış ve ha-ıdn&jydi -sanki Joe pamukla ıloldıırulmuş bir gitar çalıyordu- ama drşında Larry’nin çalışmm mükemmel bir kopyasıydı.
/«şarkıyı bitirdiğinde merakla ellerine haklı. Sanki Larry'nin çal--^çâlmayı becerdikleri halde neden aynı keskin sesleri çıkaramadı-?*%ıniiyordu.
Larry uzaklan gelen kendi sesini uyuşmuş bir halde duydu “7-^,|| yeterince sen vurmuyorsun, hepsi bu. Parmak uçlarında nasırlar Vc sol elinin kasları güçlenmeli,”
Joe konulurken ona dikkalle baklı, ama Larry, çocuğun gerçekı anlayıp anlamadığından emin değildi, Nadinc’e döndü. ‘‘Bunu yapabjjdj ğini biliyor muydun?”
“Hayır. Ben de senin kadar .'jaşkınım. Dâhi çocuklar gibi değil mp”
Larry' başını salladı. Çocuk yine tıpkı Larry gibi yorumlayaral; "That's AH Right, Mamma”yı çaldı. Ama Joe’nun parmakları bazen teller, deki titreşimi engellediği için tahta gibi .sesler çıkarıyordu.
“Dur sana göstereyim,” dedi Larry ve gitarı almak için ellerini uzattı. Joe'nun gözleri anında güvensizce kısıldı. Larry. çocuğun bıçağın denize düşüşünü hatırladığını düşündü. Gitarı sıkıca tutarak geriledi, '% kâlâ," dedi Larry. “Senin olsun. Ders istediğin zaman bana gel."
Çocuk öter gibi bir ses çıkardıktan sonra gitarı tanrılara sunacağı bir armağanmış gibi başının üstünde tutarak kumsalda koştu.
“Gitarı paramparça edecek," dedi I.arry.
"Hayır," dedi .Nadine. "Sanmıyorum,"
Larry gece bir ara uyanıp tek dirseği üzerinde doğruldu. Nadine, sönmüş kamp ateşinin biraz ötesinde, üç kat örtünün altında yatıyordii Joe. Larry nin tam karşısında birkaç kat örtü altında başı dışarı öyket yatıyordu. Başparmağı yine ağzmdaydı. On iki telli Gibson, bacaklannın arasındaydı. Boştaki eli. gitarın sapını gevşekçe kavramıştı. Larry büyülenmiş gibi ona baktı. Çocuğun bıçağını alıp atmış, o da yerine gitarı kovmuştu. Öyle olsun. Gitarı sahiplensin. Gitarı birine s.ıplamak pek mümkün değildi, öldürücü bir alet say ılmazdı. Bunları düşünen Larry tekrar uykuya daldı.
Uyandığında Joe kucağında gitarla bir kayanın üzerinde oturmuş, çıplak ayakları uzanan dalgalara değerek "Sally's Fresno Blue.s"u çalıyordu. Daha da iyileşmişti. Nadine yirmi dakika sonra uyanarak ona parlak bir gülümsemeyle baktı. Larry. onun harika bir kadın olduğunu düşündü ve aklına Chuck Barry nın bir şarkısı geldi; Nadine, sen misin tatlım?
"Muhtemelen görmüştür,” detli l-arry Ar,a I iKarayolu’nun Wells’ten ayrılmularıııdaiı K-n , , , [Mımüştü. Yol üzerinde kalmış anıçlann .a/),
Larry haijinı sallaılı. Bisiklellcriylc kamyonların yanmclan geçip^ larma ılcvam eltiler. Otoyol yine cleni/e yaklaşmış ve hava bir nebze ol serinlemişli. Yazlık evler tlip dibe sıralanmışlı. İnsanlar bu adi apan^jp hırda mı talil yapıyor, diye düşündü Larry. Harlem’e gidip çocukların kiyeler alımda oynamasına izin vermek daha mantıklı.
"Pek güzel bir görüntü değil, değil mi?” diye sordu Nadine. Ucuz|j til beldelerinin özü eirariarmı sarmış gibiydi; benzin istasyonları, mjjyı. sancıları, Dairy Treel'ler, pastel renklerle boyanmış moteller, mini golf Bunlar Larry’ye iki acı verici yönden çekici geliyordu. Bir parçam,
, evlerin hazin ve kaba çirkinliği karşısında feryat ediyor, sahilin bu muhie. şem kesimini böylesine bayağı bir tatil alanına dönüştüren zihne isyanedj. yordu. Ama içinin daha derin bir noktasında fısıldayan ses, başka zaman orada tatil yapan insanları hatırlatıyordu. Şapkalar ve kilolu kalçalarına dar gelen şortlar giymiş hanımlar. Kırmızı siyah çizgili rugby forması giy. miş üniversiteli gençler. Parmak arası terlik ve plaj kıyafetleri giymiş genç kızlar. Suratlarına dondurma bulaşmış, bağıran küçük çocuklar. Hepsi Amerikalıydı ve ne zaman bir grup haline gelseler kirli, çekici birsevei oluştururlardı- bu grup Aspen'de bir kayak merkezinde de olabilirdi, Mai-ne'de kalabalık bir halk plajında da. Ve artık bütün Amerikalılar gitmişti. Bir fırtına, bir ağacın dalını koparmış ve o da dev Dairy Treet tabelasını dondurmacının otoparkına düşürmüştü. Mini golf sahasındaki çimler uzamıştı. Otoyolun Portland ve Portsmouth arasında kalan bu bölümü bir zamanlar yüz kilometre boyunca uzanan, cıvıl cıvıl bir alandı. Şimdiyse hayaletlerle dolu ıssız bir mezarlığa dönmüştü.
"Haklısın, değil." dedi. "Ama bir zamanlar bizimdi Nadine. Burava hiç gelmesek bile bir zamanlar bize aitti. Artık yok."
"Ama yokluğu sonsuza dek sürmeyecek." dedi Nadine; ve Larry.kadının duru, ışıldayan yüzüne baktı. Beyaz tutamların olduğu inanılmaz saçlarının geriye uzandığı alm bir lamba gibi parlıyordu. "Dindar biri sayılmam, ama olsaydım, yaşananların Tanrı'nm gazabı olduğunu düşünürdüm. Yüz yıl, belki iki yüz yıl sonra tekrar bize ait olacak.”
•■Çünkü başka insanlar arıyoruz,” dedi Larry, “Sence bunu neden ya-
Nadine, ona aklı karışmışçasına baktı. “Şey... yapılması gereken bu jjuğuiçin,” dedi. “İnsanlar başkalarının varlığına ihtiyaç duyar. Sen bu Ijiivacı hissetmedin mi? Tek başınayken?”
•‘Evet,” dedi Larry. “Birbirimize sahip olmazsak yalnızlık yüzünden i plimizi kaçırıyoruz. Bir aradayken de birliktelik yüzünden deliriyoruz.
j araya geldiğimizde kilometrelerce uzanan yazlık apartmanlar inşa I jjipcumartesi geceleri barlarda adam öldürüyoruz.” Güldü. İçinde zerre 'jdarneşe olmayan, soğuk ve mutsuz bir kahkahaydı. Terk edilmiş havada jîunsüre asılı kaldı. “Cevap yok. Bir yumurtanın içine tıkılıp kalmaya I ynziyor. Hadi, Joe’ya yetişmekte zorlanacağız.”
Nadine bir süre daha durarak düşünceli bakışlardan uzaklaşan Maıry’nin arkasından baktı. Sonra o da pedal çevirmeye koyuldu. Larry hjklı olamazdı. Olamazdı. Böylesine korkunç bir .şey sebepsizce gerçek-işaişse her şeyin ne anlamı kalıyordu? Neden hâlâ hayattaydılar?
ıraya
Joeokadarda ileride değildi. Çocuğu, bir evin giriş yoluna park etmiş I suvibir Ford’un arka tamponuna oturur halde buldular. Bir yerlerden bul-kızların seveceği türden bir dergiye bakıyordu. Joe'nun tahrik oldu-liıınuönündeki kabarıklıktan anlayan Larry tedirgin oldu. Hemen Nadine e Ilı,ama kadının başı başka yöne dönüktü... belki de kasten öyleydi.
Larry giriş yoluna vardıklarında .sordu. “Geliyor musun?”
Joe dergiyi bıraktı ve ayağa kalkactığı yerde sorarcasına boğuk bir »çıkararak gökyüzünü işaret etti. Bir an için çocuğun bir uçak gördüğü-'isanan Larry başını hızla kaldırdı. Sonra Nadine'in haykırışını duydu. %aya değil, ahıra bak!” Sesi heyecanla titriyordu. “Ahırın çatısında! ^nikarşımıza çıkardığı için Tanrıya şükürler olsun, Joe! Sen olmasan as-^wemezdik!”
STOVINGTON. VT. SALGIN MERKEZİ’NE GİDİYORUZ Altındabir takım yol tarifleri vardı. En altta ise:
0GUNQU1TTEN 2 TEMMUZ 1990’DA AYRILIYORUZ HAROLD EMERY LAUDER ERANCESGOLDSMITH
"Tanrım, son satırı yazarken düşmemesi mucize,” dedi Larry, "Salgın merkezi,” dedi Nadine, onu duymazdan gelerek. “Bunu bi/ nasıl akıl edemedik? Daha üç ay önce bir dergide hakkında bir yazı oky. muştum! Oraya gitmişler!”
"Hâlâ yaşıyorlarsa.”
"Yaşıyorlarsa mı? Elbette yaşıyorlar. Temmuzun ikisinde salgın sona ermişti. Ahırın çatısına çıkabildiklerine göre hasta olmadıkları da kesin."
"Birinin kendini oldukça çevik hissettiği muhakkak,” dedi Larry içinde biraz isteksizce heyecan duymaya başlayarak.
"Stovington 9. Karayolu'nun epey kuzeyinde kalıyor,” dedi Nadine dalgınca ahıra bakmaya devam ederek. “Yine de şimdiye dek varmışlardır. İki temmuzu geçeli iki hafta oluyor.” Gözleri parlıyordu. “Sence salgın merkezinde başkaları da var mıdır Larry? Olabilir, değil mi? Karantinalar ve steril giyim hakkında her şeyi bildiklerine göre? Bir tedavi üzerine de çalışıyor olmalılar değil mi?”
"Bilmiyorum,” dedi Larry temkinli bir şekilde.
"Elbette çalışıyorlardır,” dedi Nadine sabırsız ve biraz da vahşi bir ifadeyle. Larry, onu hiç, Joe gitarla o mucizevi gösterisini yaptığında bile bu kadar heyecanlı görmemişti. “Bahse girerim Harold ve Frances düzinelerce, hatta yüzlerce insan bulmuştur. Hemen gidelim. En kısa yol.,.” “Dur bir dakika,” dedi Larry omzundan tutarak.
“Neden durayım? Anlamıyor...”
“Yazı, görmemiz için iki haftadır beklediğine göre yolculuk da biraz bekleyebilir. Bu arada öğle yemeği yiyelim. Sevgili Gitarist Sersem de ayakla uyuyor.”
replika telefonlar sundu..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder