birebir ürünler ile felsefe seli

birebir ürünler ile felsefe seli evet bugün birebir ürünler sizin icin bilgilerini hazırladı birebir ürünler diyorki Fer’î ve tamamlayıcı bir noktada şer’in akit nizamına aykırılık» fesâd sebeplerinin en geniş ifâdesidir. Bunu kısaca açıklamak için önce ikiye ayırmak gerekir: Husûsî sebepler, umûmî sebepler.
Husûsî sebepler, akidden akde değişeceği için onları burada ele almamız mümkün değildir.
Umûmî sebepleri ise dörde ircâ etmek mümkündür: Cehâlet, ğarar, ikrah ve müfsid şart.
1— Cehâlet:

Burada cehaletten maksad akdin mahallî bedeli, bilinmesi gereken müddet gibi unsurlardan birisinin bilinmemesidir. Bu bilinmezlik de iki derecelidir:
a)Tam bilinmezlik: Taraflar arasında anlaşmazlık çıktığı takdirde haklıyı ortaya çıkarmaya mâni olacak ölçüdeki bilinmezliktir: Sürüden herhangi bir koyunu satmak, kira bedelini tayin etmeden bir yeri kiralamak, hisseleri belirtmeden zirâat ortakçılığı, kârm taksim şeklini konuşmadan şirket akdi yapmak gibi.
b)Az bilinmezlik: Evde, dükkânda, sandıkta olanın hepsini satmak gibi akidlerde de satılan şey belli değildir; fakat anlaşmazlık çıktığı takdirde dâvâyı sonuçlandırmak mümkündür; buradaki cehâlet icrâya mâni değildir.
Olmayanı var göstermek, rizikoya düşürmek, aldatmak gibi lûğat mânalarında kullanılan «ğarar»m fıkıhtaki mânamı: akdin kesin olmayan şüpheli veya muhtemel bir unsura veya hususa dayanmasıdır.
Hanefîler ğararı da iki kısma ayırmışlar, akdin unsurunda olanı butlân sebebi, vasıf ve miktarlarda olanı ise fesâd sebebi say-
8)İbn Abidîn, Raddu’l-Muhtâr, C. IV. s. 21; el-Kâsânl, BedAyTu’s-Sanal'. C V. s. 158; Mecelle, mad. 1336, Molla Hüsrev, Dürer, C. II. s. 154.
ALl$-VERtŞTE VÂDE FARKI / 19
mışlardır. Ana karnında yavruyu, bir atışta ağın çıkaracağı balığı muayyen bir bedel karşılığında satmak birincisine örnektir. Burada satılan şeyin az veya çok olması yanında hiç olmaması da muhtemeldir. Bir ineği günde şu kadar süt vermesi şartıyla satmak da İkinciye örnektir. Burada satılan şey kesin olarak mevcud fakat verim miktarı ihtimallidir.
3— İkrâh:
Zorlama, tehdit ve tazyik etme yoluyla meydana gelen akdin fâsid mi mevkuf mu olduğu ihtilaflıdır. Ebû Hanîfe ikrahı fesâd sebebi, Züfer ise tövakkuf sebebi olarak kabul etmişlerdir. (»)
4— Müfsid Şart:
Umumî fesâd sebeblerinden birisi de akdi ifsâd eden şartlardır. Akid için iieri sürülen bâtıl şartlar vardır ki bunlar akdin aslına da tesîr eder ve bazı ictihadlara göre onu ifsâd ederler. Önemine binâen bu mevzûu «akid ve şart koşma hürriyeti» başlığı altında inceleyeceğiz.
Akid ve Şart Hürriyeti
Vâdeli satış mevzûu üzerinde inceleme yapanlardan bazıları «peşine nispetle farklı fiatla vâdeli satışı» şarta bağlı satışlar içinde telakki etmişler ve Hanefî mezhebinin şart koşma nizamına aykırı buldukları için de bu nev'i bey‘i fâsid telâkki etmeye temâyül göstermişlerdir, (i»)
Biz farklı fiatla vadeli satışı şartlı satış içinde görmediğimizi ileride arz edeceğim. Ancak ona da mesned olmak üzere burada akid ve şart koşma hürriyeti veya smırı üzerinde durmak istiyoruz.
1— Akid Hürriyeti:
uEy iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; karşılıklı rıza ile yapılan ticaret başka,..n
v...Eğer onlar (kadınlarınız) gönül rızâsı ile size birşey bağışlarlar ise onu âfiyetle yeym (»2) gibi nasslar bir başkasının malını veya hakkını ele geçirmenin yolunu açıklamaktadır ki bu da
Mecelle'nin 1006. maddesi «..fakat mükreh ba'dezevâli’l-ikrâh müciz olur ise olhalde muteber olur» diyerek Züfer'in görüşüne meyletmiştir. Çünkü fâsid akid icâze ile muteber olmaz.
Celâl Yıldırım, İslâm Fıkhında Taksitle Satış, (Bolu 1974 Müftüler Seminerinde sunulan gayr-i matbû broşür, s, 3) en-Nisâ: 4/29. en-Nisâ: 4/4.
20 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
ya ticaret ve değişme veyahut da bağışlama yoluyla sahibinin râ- . zı olmasından ibarettir; Yani burada yegâne âmil, şer’in değişme ve bağışlamada tam hürriyet bahşettiği «mal sahibinin ifadesidir». Bu nassların mutlak olması, hem isimleri belli olan «beyi, icâre, rehin» gibi akitleri, hem de daha önce muayyen bir isim konmamış olan akitleri içine aldığını gösteriyor.
Şu halde Kur’ân’a ve Sünnet’e aykırı olmayan her akdi yapmak kişiler için mübâhtır; İslâm hukukunda akit serbestliği prensibi vardır,
2— Şart Koşma Hürriyeti:
Akîdle alâkalı üç nev'î şart vardır: Ta'lîk, takyîd, izâfe:
a)Ta’lîk: Akdin vücuda gelmesini bir başka şeyin hâsıl olmasına bağlamaktır. Birisi diğerine «Ortağımın razı olması şar-tıyle (veya ortağım razı olursa) şu malı sana sattım dese, diğeri de kabul tse beyi’ akdi şarta ta’lîk edilmiş olur.
Ta’lîkî şartın özelliği, şart koşulan şeyin akit esnasında mevcut olmaması, fakat ileride vücuda gelmesinin ihtimal dahilînde bulunmasıdır.
b)Takyîd: Sözlü tasarrufta, mutlak, şartsız söylendiği zaman gerekli olmayan bir hükmü yüklenmek, gerekli kılmaktır. Bir kimse diğerine «benim hesabıma senin dükkânına taşmmak şartıyla (veya taşınmak üzere) şu malı sana sattım» dese, diğeri de kabul etse satış takyîdî bir şarta bağlanmış olur. Burada akid tamamdır ve yapıldığı anda geçerlidir; akdin varlığı bir başka şeye bağlanmamıştır. Ancak bu akid mutlak ve şartsız yapılsa idi taşıma külfeti satan için gerekli olmayacak, alıcı taşıyacaktı. Takyidi şart ile satan, taşıma külfetini yüklenmiş oldu.
c)İzâfe: Akdin hükmünü belli bir zamana tehirdir. Dükkân sahibi kiralamak isteyene «bu dükkânı şu kadara filân ayın başından itibaren sana kiraya verdim.» derse, diğeri de kabul etse izâfe gerçekleşmiş olur.
Âyetler, hadisler ve ilk uygulama örneklerinden anlıyoruz ki şâri*, akidler için bir. takım neticeler, hüküm ve tesirler vazetmiştir. Meselâ beyi* akdi mülkiyeti nakleder, müşterinin bedeli, satıcının da malı teslimini gerektirir, borç kılar...
îmdi akdi yapanlar ileri sürecekleri çeşitli şartlarla bu netice ve hükümleri ne ölçüde ta’dîl edebilirler? Başka bir deyişle koşulacak şartların akidlere ve neticelerine tesiri nedir?
13) İmam eş-Şafiî, el-Umm, Mısır, bilâ tArih. C. III, s. 2 vd.
Burada cumhurun görüşüne aykırı bulunan ve akit yapmayı dar sınırlar içine habsederi zAhiri görüşlere yer veremiyoruz.
ALIŞ-VERÎŞTE VÂDE FARKI / 21
Müctehidler Kitab ve Sünnet’te yer alana aykırı olarak koşulan şartın bâtıl olduğunda ittifak ettikten sonra, bunun dışında kalan şartların cevazı ve akde tesiri üzerinde ihtilâf etmişlerdir:
1— İbn Ebî Leylâ, el-Hasenü’l-Basrî, eş-Şa‘bî, en-Neha‘i, el-Hakem, İbn Cerîr, Ebû Sevr gibi müctehidlere göre bu durumda beyi’ câiz, şart bâtıl yani hükümsüzdür. Bu görüşün mesnedi Be-rîre hadîsidir. Berîre bir câriyedir. Sahibi onu satmak, Hz. Âişe de almak ister; ancak sahibi velâ hakkının kendisinde kalması şartını koşar. Durum Rasûlüllah’a (s.a.v.) intikal edince «onu al ve onlar lehine velâ şartım kabul et ve (fakat) velâ âzâd edene âittirn buyurmuş, Hz. Âişe de buna göre hareket etmiştir. Rasûl-i Ekrem bununla alâkalı hitâbesinde: ((Ne oluyor bazı adamlara ki Allahhn Kitâbı'nda olmayan şartlar ileri sürüyorlar; Allahhn Ki-tâbı'nda olmayan şart bâtıldır; isterse yüz şart olsun! Allahhn hükmü, hakkın ta kendisidir; Allah'ın şartı en sağlamıdır ve velâ ancak âzâd edene dittir» buyurmuştur, (is)
Hadîste geçen «Allah’ın Kitâbmda» ifâdesinden maksad «Allah’ın hükmünde ve dininde» demektir. Çünkü bütün akdî şartlar Kur’ân’da bulunmaz, (»fl)
2— Hammâd, İbn Şübrume, Ahmed b. Hanbel ve bazı tâbi-ûn müctehidlerine göre akid de, şart da câizdir. Bu görüşün delili Câbir hadîsidir. Bir seferden dönerken Câbir (r.a.) devesini, Medine’ye kadar binmeyi şart koşarak Rasûlüllah’a (s.a.v.) satmış ve bu satış muteber olmuştur.
3— Hz. Ömer, İbn Ömer, İbn Mes‘ûd, Kûfeliler ve Şâfiî gibi müctehidlere göre hem şart, hem de akit bâtıldır. Bu görüşün delili Amr b. Şuayb’ın rivâyet ettiği ((Rasûlüllah (s.a.v.) şart ile beraber satışı yasakladı» hadîsidir, (is)
Bu sonuncu hadîs hem sened yönünden tenkit edilmiş, hem de diğer sahih hadîsler karşısında «İslâm’ın şart nizamına aykırı olan» şeklinde tahsis edilmiştir.
Üçüncü görüşün sahipleri içinde sınırı en dar tutan İmam Şâ-fiî’dir. İmam Mâlik ve Hanefîler bazı istisnâlar tanımışlardır. Daha teknik olan Hanefilerin şart nizamını hulâsa edelim:
14)Âzâd edenin bazı şartlarla vâris olmasını sağlayan bir haktır.
15)En mufassal rivâyet için bak. en Nesâi, Sünen, C. VII. s. 297. Şerhi için bak. Bedruddin el-Ayni Umdetü’l-Kari, C. V. s. 28.
16)tbn Kudâme, el-Muğni, C. VII, s. 448; Keşşâfu’l-Kınâ’- C. III. s. 53.
17)Buhâri, Müslim, Açıklaması için bak. eş-Şevkâni, Neylü’l-Evtâr, C. V. s. 201,
18)eş-Şevkânî, adg. es, C. V, s. 202; tbnü’l-Hümam, Fethü’l-Kadir, Kahire, 1316, C. V, s. 215 vd.
22 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
Hanefîler akdin muktezâsından (gerektirdiğinden) fazla bir menfaat ve fayda getiren şartı, mâlî mübâdele akitlerinde bozucu şart olarak telakki ediyorlar. Meselâ «satıcının malı taşımasını şart koşmak satım akdini bozar» diyorlar. (^®)
Hanefîler bundan üç nevî şartı istisnâ ediyorlar:
a)Şer‘î kaynakların câiz gördüğü (akdin muktezâsından olan) şartlar; bedelin sonra ödenmesi şartı, muha5^erlik şartı gibi.
b)Akde uygun düşen (muktezâyı teyîd eden, mülayim) şartlar; veresiye satanın kefîl veya rehin almayı şart koşması gibi.
c)Şer’an muteber olan örf ve teâmülün kabul ettiği şartlar; Pabuca çivi çakmayı, nalına tasma takmayı şart koşarak satın almak gibi.
Şart koşma hürriyetini geniş ölçüde örfe bağlayan Hanefîler neticede sınırı en geniş tutan Hanbelîler île birleşmiş oluyorlar. Çünkü Hanefîlere göre nass ile çatışmayan yerlerde umûmî örf kadar husûsî örf de geçerlidir ve muteberdir, (^i)
Buraya kadar arzetmeye çalıştığımız İslâm hukukunda akit nazariyesi ile alâkalı ön bilgiler asıl mevzûumuz olan «vâde farkı ile satış» meselesinin tedkikine girmemiz için yeterli sayılabi-Jeceğinden bundan sonraki bahislerde onu ele alacağız
VÂDELİ SATIŞIN CEVAZI
Bir satış akdinde satılan mal ile bedelin peşin veya veresiye olmasına göre dört şekil ortaya çıkar:
a)Her ikisi peşin
b)Mal peşin bedel veresiye
c)Mal veresiye bedel peşin
d)Her ikisi de veresiye.
Bu şekillerden birincisinin caiz olduğu ittifakla benimsenmiştir.
Dördüncü şekil hadislerle menedilmiş tir. (22)
Üçüncüsü «selem» ve «selef» isimleri ile meşhur olup ihtiyâç duyulduğu ve öteden beri yapılageldiği için Rasûlullah (s.a.v.) tarafından bazı tedbir ve ta’diller ile izin verilmiştir (25)
İkincisi bizim mevzûumuzu teşkil etmektedir. Bedeli sonradan ödenmek üzere (veresiye) alış-verişin caiz olduğuna dâir Ki-tâb ve Sünnette açık deliller vardır;
Kur*ân-ı Kerîm’ih en uzun âyeti şöyle başlar;
«Ey îman edenler! Tâyin edilmiş hir vakte kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın...(*♦)
Müfessirlerin çoğu bu âyetin hem veresiye satışa, hem seleme hem de ödünç vermeye şâmil olduğunda birleşmişlerdir.
eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, C. V. s. 176.
Buhâıi, Selem, B. 1, 2, 7*. Müslim, Müsâkat, nu. 128; Toplu bilgi için bak. Talat Karaçizmeli, -İslâm Hukukunda Selem Akdi...-, Diyanet Dergisi, XTV/4, s. 211-231. el-Bakara; 2/282.
el-CessAs, Ahkâmu'l-Kur’ân, İst. 1335, C. I. s. 483.
24 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDÎ
İmam Buhârî’nin, el-Câmi’u’s-sahîh’in oniki yerinde zikretti-ği bir Hadîs (20) şöyledir:
vHz. Peygamber (s.a.v.) bir yahûdıden veresiye yiyecek aldı ve demirden bir zırhını rehin ver di.(27)
Nesâî’nin «Belli bir vâdeye kadar satış» başlığı altmda verdiği Hz. Âişe kaynaklı bir Hadîse göre Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), elbisesi yaz için kalın geldiği, O’nu terlettiği için -Hz. Âişe’nin tavsiyesi ile- daha ince bezden bir elbise almak is.temiş ve bir yahûdî-ye, veresiye almak üzere adam göndermiştir... (28)
Müctehidler bu deliller karşısında veresiye alış-verişin cevâ-zında ittifak etmişler, ancak bunun azimet mi, ruhsat mı olduğunu tartışmışlardır. (2t>)
Vadeli satışın peşinden farkı, iki noktada tecelli etmektedir:
a)Bedelin sonra ödenmesi: Bu bir taksitte olabileceği gibi birkaç taksitte de olabilir; önemli olan vâde ve taksitlerin, sonunda anlaşmazlık çıkmayacak kesinlikte tayin edilmesidir.
b)Peşin fiata nisbetle bedelin bir miktar farklı olması: Gerçi her vâdeli satışta vâde farkı bulunmayabilir; fakat farkm bulunması öteden beri teâmül halini almıştır. İmdi vâde farkmm mâhiyeti nedir? Bu fark bey‘i fâsid veya bâtıl kılar mı? Yoksa câiz midir? Bundan sonra mezkûr sorulara cevap arayacağız.
VADE FARKI
«Bir satış içinde iki satış yapmayı yasaklayan» Hadîs-i Şerif (so) dolayısıyla bu meselenin nazarî plânda ele alınışı ilk İslâm asrına kadar uzanmaktadır. «Bir satış içinde iki satış ne demektir, hangi hallerde tahakkuk eder, Rasûlullah’m (s.a.v.) bundan maksadı nedir?» suallerinin cevâbı aranırken vâdeli satışa da temas edilmiştir. Bunu açık ve kesin bir şekilde caiz görenler olduğu gibi dolaylı bir şekilde caiz görenler, yahut yalnızca meseleyi tasvir edip tercih yapmayanlar ve caiz görmeyenler olmuştur.
26)Müslim. Müsâ.kat. nu. 124-120; Buhâri, İstikraz, B. 1; Büyü*. B. 14.
27)Açıklama için bak. El-Ayni. adg. es. C. V. s. 415-416, 555.
28)en-Nesâl. Sünen C. V. s. 294.
29)el-Ayni. adg. es., C. V, s. 416.
30)İmam Mâlik. Nesâl. Ahmed b. Hanbel. Tirmizl gibi muhaddisler rivayet etmişlerdir. el-Muvatta*. Kahire, 1951, C. II, s. 603; en-Nesâl, Sünen. C, VII, s. 295; Ebü Dâvud. meıaşerh Ibnü’l-Arabl. C. V. s. 238.
ALIŞ-VERtŞTE VÂDE FARKI / 25
A — Açık bir şekilde caiz görenler :
1— îmam Mâlik yukarıda zikri geçen hadîsi naklettikten sonra açıklama mahiyetinde bazı örnekler zikrediyor:
a)Bir adam diğerine «benim için şu deveyi peşin olarak al ki ben de senden veresiye alayım» demiş; bu Abdullah b. Ömer’e sorulmuş; O, bunu uygun görmemiş ve menetmiştir.
b)Bir adam diğerinden bir malı ya peşin bir dinara, yahut da veresiye vasfı belli bir koyuna satın alsa ve iki şıktan birisi tayin edilmeden alış-veriş bitse -îmam Mâlik’e göre- bu mekruhtur, uygun olmaz.
c)Bir adam bir malı «ya peşin on dinara, yahut da vadeli on-beş dinara» satın alsa bu caiz midir diye el-Kasım b. Muhammed’e sorulduğunda bunu mekruh görmüş (uygun görmemiş) ve menetmiştir.
îmâm Mâlik, Hadîsin şümûlüne giren örneklerden birisi olarak bunu da zikrettikten sonra şöyle diyor: Bir adam bir malı ya peşin on dinara yahut da vâdeli onbeş dinara diye satın alsa-sa-tış, satın alanın bu iki bedelden birisini tercih etmesine bırakılarak sona erse, bu uygun ve caiz olmaz; çünkü on dinarı tehir etse vâdeli onbeş dinar olur, peşin verse vâdeli onbeş dinarı peşin on dinara almış olur. (»0
Burada geçen «ya peşin on dinara, yahud da veresiye onbeş dinara bir mal satın alsa» ifâdesi birçok metinde açıklamasız geçmiş ve yanlış anlamaya sebep olmuştur. Halbuki bu ifâdeden mak-sad, vâde farkı ile tek fiat üzerinden yapılan satışı menetmek değildir. Hemen arkasından gelen: «İki fiattan birisi ile müşteri nâmına kesinleşmiş olarak.» ifâdesi bu anlayışa mânidir ve maksad: iki bedelden birisine karar verilmeden pazarlığı bitirmek demektir; caiz olmaması bu şekle bağlıdır; on dinan, onbeş dinar ile değişme durumu da bu şekle mahsustur. Vâdeli veya peşi’j almaya önceden karar verildiği takdirde onbeş dinara dahi olsa alınan «mal», ödenen ise «paradır» ve para ile paranın mübâdelesi bahis mevzûu olmadığından ribâ tahakkuk etmez. Şimdi bu anlayışımızın delillerini verelim: birebir ürünler sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder