replika saat,den islam bilgisi2

replika saat,den islam bilgisi2  bugün sizin icin replika saat ve
replika saat islam yazıları hazırladı ve sizin daha güzel bu yzıları okumanız icin replika saat ve replika saat elinden gelen gayreti gösterdi ve replika saatler ve replika saat diyorki Mâliki mezhebine gelince, (Muhtasar-ı Halîl) şerhinde diyor ki, (Niyyet ederek veyâ söyliyerek, Mekkeden başka bir yere, meselâ Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellern» veyâ bir Velînin kabrine, kesmek için deve, koyun gibi hayvan götürürse, bunlan keser, etlerini fakirlere dağıtır. Bu kabrlere elbise, para, yimek gibi şeyler göndermek isterse, oradaki hizmet edenlere, zengin olsalar bile,
dağıtmağı niyyet etdi ise, onlara gönderir. Eğer sevâbını onlara bağışlamağı niyyet etdi ise, bunlan kendi memleketinde fakirlere dağıtır. Hiçbirşey niyyet etmedi ise, yâhud niyyetini bildirmeden kendisi öldü ise, memleketindeki âdete göre olur). İbni Arefe ve Bürzüli de, böyle yazmakdadırlar. [İbni Arefe Ahmed Endülüsi 536 [m.Hanbelî mezhebine gelince, Mensûr Behütî, (tknâ*) kitâbı hâşiyesinde ve İbni Müflih, (Fürû’) kitâbında, İbni Tey-miyyeden alarak bildiriyor ki, (Belli bir velîden, sıkıntısını gidermesi veyâ özlediğine kavuşdurması için birşey adamak, Allahdan başkası için adamakdır. Allahdan başkası için yemin etmek gibidir. Başkalarına göre bu nezr, sahîhdir. Fekat günâhdır.) Buradan anlaşılıyor ki, Evliyâdan yardım için, onlara nezr yapmak, İbni Teymiyyeye göre tenzîhen mekrûh-dur. Hanbelî âlimlerinden başkalarına göre, günâhdır demesi, İbni Teymiyyenin günâh demediğini anlatmakdadır. Peygambere «sallallahü aleyhi ve sellem» kandil, mum adayan kimsenin bunlan Medine şehrinde bulunan fakirlere vermesini, İbni Teymiyyenin bildirmekde olduğu, (tknâ") hâşiyesinde yazılıdır. [Mensûr bin Yûnüs 1051 [m. 1642] de Mısrda, Şemsüddîn Muhammed bin Müflih 763 [m. 1361] de Şamda vefât etdi.Peygamberler ve Velîler için hayvan kesmeği adamak, Allah nzâsı için keserek sevâbını bunlara bağışlamak demek-dir. Hadis-i şerîfde (Allahdan başkası için hayvan kesene Allah la'net eylesin) buyuruldu. İbni Kayyım-i Cevziyye (Kitâb-üF Kebâir) kitâbında ve imâm-ı Zehebî (Kebâir) kitâbında ve İbni Haceri Mekkî (Zevâcir) kitâbında, bu hadîs-i şerifi açıklıyorlar. Allahdan başkası için kesmek demek, keserken, seyyidim, velî filân için demekdir diyorlar. Kâfirler de keserken putun ismini söyliyerek kesiyorlar. Allahın ismi yerine başka ismler söyliyerek kesmek böyledir. îmâm-ı Nevevî hazretleri (Ravda) kitâ-
bında diyor ki, (Bcytullah olduğundan dolayı, Kâ’bc için diyerek kesmek ve Resûlullah olduğundan dolayı. Peygamber için diyerek kesmek câizdir. Mekkeye veyâ Kâbcye hediyyc göndermek de böyledir). [Muhammed Zehebi 748 [m. 1348] de Mısrda vefât etdi.Sultân veyâ devlet adamlan gelince, onlann gözüne girmek için hayvan kesmenin harâm olduğunu yukarıda bildir-mişdik. Bunlar geldiği zeman, sevinerek kesmek ve çocuğu dünyâya gelince, sevinerek kesmek veyâ kızmış birinin gönlünü almak için kesmek câizdir. Gönlünü almak başkadır, gözüne girmek başkadır. Put için kesmek, büsbütün başkadır. Cin için kesilen kurbanlara gelince, Allah için keserek, Allahın, böylece cinden korumasını düşünmek câizdir. Böyle düşünmeden kesmesi harâmdır.Görülüyor ki, İslâm âlimleri, herşeyi cevâblandırmışlar, kimsenin birşey söylemesine ihtiyâç bırakmamışlardır, tşlerin ve niyyctlcrin fâideli ve zararlı olanlarını birbirlerinden ayırmışlardır. Böylece, asrlar geçmiş. Herkes aradığını kitâblarda bulmuşlardır. Bir ahmak ve câhil kimse ortaya çıkarak, müsli-mânları parçalamak, bölücülük yapmak ve İslâm âlimlerini kötülemek ve hak yolunda çalışanlan gözden düşürmek için, bozuk fıkrier yayarsa, bunun sapık veyâ zındık olduğu anlaşılır. Aklı olan kimse, buna inanmaz ve aldanmaz. Deccâlın askerleri, ancak o ahmaka inanacaklardır. Karşılanna çıkan her doğruya iğri, her güzele çirkin diyeceklerdir.
Müezzin, ezan okurken, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve scllcm» ismini okurken, bunu işitenler, iki elin başparmaklarının tırnaklannı, gözlerinin üstüne koyarak (iki gözümün nûrusun sen yâ Resûlallah!) denir. Bunu ba’zı âlimler, meselâ Deyrebî (Mücerrebât) kitâbında yazmakdadır. Bunu bildiren bir hadîs-i şerif görmedik. Fekat (Sâlihler zikr olundukda, rahmet iner) hadîs-i şerifi, bu işin câiz olduğunu göstermekdedir. İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel ve ibni Cevzî ve ibni Hacer, bunun hadîs olduğunu bildiriyorlar. İmâm-ı Süyûtî de, bu hadîsi (Câmi-us-sagîr) de bildirmekdedir. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem», hiç şübhesiz. Peygamberlerin ve sâlihlerin en üstünüdür. Onun ismi anılınca, Allahü teâlâ rahmet ve merhamet etmekdedir. Allahü teâlânın rahmet etdiği zeman, düâ kabûl olur. Ezân okunurken, (Seninle gözüm nurlanır, kalbim sevinir yâ Resûlallah!) demek, dünyâda ve âhırctde sevinmek çin düâdır. Böyle düâ etmek islâmiyyete uygundur. Hanefi âlimlerinden Tahtâvî, (Merâkılfelâh) hâşiyesinde, Kuhistânî-den bildiriyor ki, ezân okunurken, Resûlullahm «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini ikinci işitince, iki baş parmağı gözler üzerine koyup (Kurret ayneyye bike yâ Resûlallah, Allahümme metti'nî bissem’i vel-basari) elemek müstehabdır. Çünki, Resû-lullah «sallallahü aleyhi ve sellem», böyle yapanı Cennete götürür. Şeyhzâde, Beydâvî tefsiri hâşiyesinde, Ebil Vefâdan alarak bildiriyor ki, ba’zı fetvâlarda gördüm ki, Ebû Bekr Sıddîk, ezân okunurken, Resûlullahm «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpdü. Sonra, gözlerine sürdü. Niye böyle yapdın buyurulunca, senin mubârek isminle bereketlenmek için yâ Resûlallah dedi. (Güzel yapdın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez) buyuruldu. Tırnaklan göze koyunca, (Allahümmahfaz ayneyye ve nevvirhümâ) demelidir. Deylemî, (Firdevs) kitâbında, Ebû Bekr-i Sıddîkm «radıyal-lahü anh» haber verdiği hadîs-i şerifi yazıyor. Bu hadîs-i şerifde, (Müezzin «Muhammeden resûlullah» deyince, bir kimse, iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve «Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, Radıytü billahi rabben ve bil-islâmi dînen ve bi-Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme nebiyyen» derse, şefâ’atim ona halâ! olur) buyuruldu. Tahtâvî-nin yazısı temâm oldu. Bir hadîs-i şerifde (Ezân okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyâmet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm) buyuruldu. Kuhistânî, (Kenz-ül-ibâd) kitâbından alarak diyor ki, ezân okunurken, Resûlulla-hın «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini ilk işitince, (Sallallahü ve selleme aleyke yâ Resûlallah!) demek ve ikinci işitmekde, (Kurret ayneyye bike yâ Resûlallah) demek, sonra iki baş parmağını gözleri üstüne koyup, çekmeden, (Allahümme metti'nî bissem’i vel-basari) demek, müstehabdır. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimiz bu kimseyi Cennete götürür.(Eşedd-ül-cihâd) kitâbında diyor ki, Muhammed bin Süleymân-ı Medenî Şâfi’îden, vehhâbîliğin kurucusu olan Muhammed bin Abdülvehhâb-ı Necdî soruldu. Cevâb olarak, (Bu adam son zemanın câhillerini sapık yola sürüklemekdedir. Allahü teâlânın nûrunu söndürüyorlar. Allahü teâlâ, müşrikler istemese de, nûrunu söndürmiyecek, her yeri Ehl-i sünnet âlimlerinin nûrlan ile aydınlatacakdır) dedi.Muhammed bin Süley-mânın fetvâlarının sonundaki süâl ve cevâb da şöyledir:Ahmed Tahtâvî Mısrî 1231 [m. 1815] de, Şcyhzâde Muhammcd hancfî 951 [m. 1544] de tstanbulda, Ebülvcfâ 896 [m. 1490] da Istanbulda, Kuhistâni Muhammed Hanefi 962 [m. 1508] de Buhârâda, Muhammcd bin Süleyman Medenî şâfı’î 1194 [m. 1780] de Medînede, Muhammed bin Abdür/.zîm Mekkî 1052 [m. 1643] de. îbni Hazm Alî Zâhirî456[m. 1064] de, Dâvüd-i zahiri İsfehânî 270 [m. 883] de Bağdâdda, Ahmed ibni Hilligân 681 [m. 1281] de Şâmda, Haccâc-ı zâlim Sekafi, Abdülmelik ve oğlu Velîd zemanmda Medîne ve Irak vâlîsi iken 95 [m. 714] de vefât ctdi.
SÜÂL: Büyük âlimler! Mahlûkların en iyisinin yolunu gösteren yıldızlar! Size soruyorum: Bir kimse, çeşidli din kitâb-larını okuyup, bilgilerini kısa görüşü ile ve noksân aklı ile dartarak, bu ümmetin hepsinin dînin özünden ve Resûlullahın ^<sallallahü aleyhi ve sellem» yolundan ayrıldıklarını, sapıtdık-larını söylese ve kendisinin müetehid olduğunu, Allah kelâmından ve Resûlullahın hadîslerinden bilgiler çıkardığını ileri sürse, hâlbuki âlimlerin, bir müetehidde bulunması lâzım dedikleri şartlardan hiçbiri bunda bulunmasa, bu sözleri yaymasına izn verilir mi? Yoksa, vazgeçip, İslâm âlimlerine uyması lâzımmıdır? Kendisinin imâm olduğunu, her müslimânın ona uyması vâcib olduğunu, mezhebinin lâzım olduğunu söylüyor. Müslimânları mezhebine sokmağa zorluyor. Kendisine uymı-yanlara kâfir diyor. Bunları öldürmeli, mallarını paylaşmalı diyor. Bu adam doğrumu söylüyor? Yoksa yanlışmıdır? Bir kimsede, ictihâd için lâzım olan şartların hepsi bulunsa, bir mezheb kursa, herkesi bu mezhebe girmeğe zorlaması câiz olurmu? Belli bir mezhebe girmek lâzımmıdır? Yoksa herkes dilediği mezhebi seçmekde serbestmidir? Sâlih bir kulun veyâ sahâbînin kabrini ziyâret eden, buna adak yapan, kabr yanında hayvan kesen, onu vesîle ederek düâ eden, toprağından alıp bereketlenmek için saklıyan, tehlükeden kurtulmak için, Resûlullahdan veyâ Sahâbîden yardım istiyen bir müsli-mân, dinden çıkarmı? Ben bu kabrin sâhibine tapınmıyorum, onun birşey yapacak güçde olduğuna inanmıyorum. Onun Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna inandığım için, Allahü teâlânın dileğime kavuşdurması için, onu vesîle, sebeb yapıyorum dediği hâlde, böyle yapanı öldürmek halâl olur mu? Allah-dan başka birşey ile yemîn eden kimse, dinden îmândan çıkarmı?
CEVÂB: tyi anlamalıdır ki, ilm Ustâddan öğrenilir. İlmi, dîni, kendi kendine kitâbdan öğrenenler çok yanılır, yanlışı, doğrusundan çok olur. Bugün, ictihâd edecek kimse yokdur. Imâm-ı Râfi’î ve imâm-ı Nevevî ve Fahreddin Râzî dediler ki, bugün hiç müctehid kalmadığında âlimler sözbirliğine varmış-dır. tmâm-ı Süyûti gibi, her ilmde deniz gibi olan derin bir âlim nisbı müctehid, ya’nî mezheb içinde müctehid olduğunu bildirince, hiçbir âlim bu sözünü kabûl etmedi. Hâlbuki, mutlak müctehid olduğunu, mezheb sâhibi olduğunu söylememişdi. Beşyüzden fazla kitâb yazdı. Her kitâbı, tefsir ve hadîs ilmle-rinde ve din bilgilerinin herbirinde çok yüksek derecede olduğunu göstermekdedir. tmâm-ı Süyûti gibi bir âlimin nisbî müctehid olduğu kabûl edilmeyince, onun yüksek derecesinden çok uzak olanların böyle sözlerine inanılırmı? Hiç dinlenmez bile. Hele İslâm âlimlerinin kitâblannın bozuk olduğunu da söylerse, bunun aklından ve dîninden şübhe olunur. Çünki bu kimse, Resûlullahı «sallallahü aleyhi ve sellem» ve Eshâb-ı kirâmdan hiçbirini görmediğine göre ilmini nereden öğrendi? Birşeyler öğrendi ise, İslâm âlimlerinin kitâblarından öğrenmiş-dir. O âlimlerin kitâblanna bozuk derse, kendisi doğru yolu nereden bulmuşdur? Bunu bize açıklasın! Dört mezhebin imâmlan ve bunların mezheblerinde yetişmiş olan büyük âlimler, bütün bilgilerini âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bu adam, onlara uymıyan bilgilerini nereden çıkarmışdır? Onun ictihâd derecesine varamamış olduğu meydândadır. Bu adama düşen iş, sahih bir hadis görüp, anlamadığı zeman, müctehidlerin bu hadis-i şerîfden anlayıp bildirdiklerini araşdırmalıdır. Bunlar arasında beğendiğine uymalıdır. Böyle yapmak lâzım geldiğini, derin âlim imâm-ı Nevevî (Ravda) kitâbında bildirmekdedir. Âyet-i kerîmeleri ve hadis-i şerifleri, ancak ictihâd derecesine yülûelmiş olan derin âlimler anlıyabilir. Müctehid olmıyanlann, âyet-i kerîmeleri ve hadis-i şerifleri anlamağa kalkışmaları câiz değildir. Abdülveh-hâb oğlunun ve ona aldanmış olan vehhâbilerin doğru yola gelmeleri, bozuk sözlerinden vaz geçmeleri lâzımdır.Vehhâbilerin, müslimânlara kâfir demelerine gelince, hadis-i şerifde, (Bir kimse, bir miislimâna kâfir dese, ikisinden biri kâfir olur. Söylediği kimse müslimân ise, kendisi kâfir olur) buyuruldu, tmâm-ı Râfi’î (Şerh-ul-kebîr) kitâbmda (Tuhfe) den alarak diyor ki, (Müslimâna kâfir diyen ve tc’vîl edemiyen kimse, kâfir olur.Nevevî de, (Ravda) kitâbında bunu bildiriyor. Ebû İshak îsfera-înî ve Huleymî ve Nasr-ül-mukaddesî ve Gazâli ve îbnü Dakîk ayn ve daha birçok âlimler, teVîl etse de etmese de, kâfir olur diyorlar.Müslimânların kanı ve malı halâl olur demesine gelince, hadis'i şerîfde (Kâfirlere lâilâhe illallah dedirtinceye kadar, harb etmekle emr olundum) buyuruldu. Bu hadîs-i şerif gösteriyor ki, müslimânı öldürmek câiz değildir. Bu hadîs-i şerif, tevbe sûresinin alımcı âyeti olan (Tevbe edenleri ve nemâz kılıp zekât verenleri serbest bırakınız) dan almmışdır. Tevbe sûresinin on-ıkincı âyetinde (Onlar din kardeşlerinizdir) buyuruldu. Bir hadis-i şerîfde (Biz görünüşe göre anlarız. Gizli olanlan Allahü teâlâ bilir) buyuruldu. [Vehhâbî kitâbı, bu hadîs-i şerife de inanmıyor. Yüzkırkaltıncı sahîfesinde, biz söze bakmayız, maksada ve ma’nâya bakarız diyor. Bunun gibi, kitâbının birçok yerlerinde âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şeriflere uymıyan yazılar vardır]. Bir hadîs-i şerîfde (İnsanların kalblerini yarmak, gizli şeylerini anlamak için emr olunmadım) buyuruldu. Üsâme hazretleri, Lâilâhe illallah diyen bir kimseyi öldürdüğü zeman, kalbinde îmân yokdu deyince,Peygamberimiz, (Kalbini yar-dmmı?) buyurdu.Bir müctehidin insanları kendi mezhebine girmek için zorlaması câiz değildir. Müctehid olan zât, mahkemede kâdî ise, o zeman kendi ictihâdı ile karâr verir ve bu karârın yapılmasını emr eder.Evliyâ için adak yapmağa gelince, Şâfi’î âlimleri bunu uzun bildirmekdedir. (Hibe) kitâbı, (Tuhfe) kitâbından alarak bildiriyor ki, ölmüş bir Velî için nezr eder ve adak etdiği malın ölünün olmasını niyyet ederse, bu nezr sahîh olmaz. Ölünün olmasını niyyet etmezse, nezri sahîh olup, nezr olunan mal, hizmetçilere, türbe yanındaki mekteb talebe ve hocalarına, fakîrlere verilir. Türbe yanında adak malını almağa alışık kimseler toplanmış ise ve Velîye nezr olunan malın bunlara verilmesi âdet olmuş ise, bunlara verilir. Böyle bir âdet yoksa, nezr bâtıl olur. Semlâvîden ve Remlîden de böyle haberler gelmiş-dir. Herkes bilir ki, Evliyâ için adak yapanlar arasında hiç kimse yokdur ki, adak olunan malın ölüye verilmesini düşünmüş olsun. Çünki, ölünün birşey almıyacağını, birşey kullan-mıyacağını herkes bilir. Bu malların fakîrlere veyâ türbede hizmet edenlere verileceğini bilmiyen yokdur. Çünki, Şâfl’î mezhebinde mubâh olan, mekruh ve harâm olan şeylerin nezr edilmesi sahîh olmaz. Yapması zâten farz ve vâcib olmıyan ibâdetler ve sünnetler nezr olunur.Mczârlan öpmek, yüzünü gözünü sürmek için, câiz olur da, denildi. Olmaz da denildi. Câiz olmaz diyenler mekrûh dedi. Harâmdır diyen olmadı.Peygamberleri ve sâlih kullan tevessül etmek, onları vesîle ederek Allahü teâlâya yalvarmak câizdir. Hadîs-i şeriflerle bildirilmişdir. Bunlan kitâbımızın başında bildirmişdik. Sâlih ameller ile tevessül etmek câiz olduğunu bildiren çok hadîs-i şerif vardır, tyi işlerle tevessül câiz olunca, iyi insanlarla tevessül dahâ çok câiz olur.Allahü teâlâdan başka şeylere yemîn etmeğe gelince, yemîn olunan şey, ta’zîm olunursa, Allahü teâlâya şerik, ortak tutulursa, ancak o zeman küfr olur. Hâkimin bildirdiği ve imâm-ı Ahmedin bildirdiği ve Münâvîde yazılı (Allahdan başkası ile yemîn eden kâfir olur) hadîs-i şerifi de bunu bildirmekde-dir. Fekat İmâm-ı Nevevî, âlimlerin çoğundan alarak, mekrûh olduğunu bildirmekde ve müslimânların icmâ’ı huccetdir demekdedir.
Nisâ sûresinin yüzondördüncü âyetinde, (Kendisine tevhid ve doğru yol bildirildikden sonra, Resûlullahın doğru yolundan sapan ve i'tikâd ve amelde müzminlerden aynlan kimseyi, âhı-retde kâfirlerle birlikde Cehenneme sokarız) buyuruldu. Her mü’minin (Ehl-i sünnet vel cemâ^at) mezhebine uyması lâzım geldiği, bu âyet-i kerîmeden de anlaşılmakdadır. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar sözünü unutmamalıdır. Ehl-i sünnet vel cemâ’atden ayrılan da Cehenneme gider.Derin âlim Muhammed bin Süleyman Medenînin fetvâsı uzundur. Biz kısaltarak bildirdik. Allahü teâlânın hidâyet nasîb etdiği kimseye bu kadar yetişir. Bu âlim binyüzdoksan-beş [ 1195] senesinde vefât etmişdir. Muhammed bin Abdülveh-hâb sapı^ da binyüzonbir [1111] senesinde Necd çölünde tcvcilüd ve binikiyüzaltıda [1206] öldü. Muhammed binSüley-mân bunun câhilliğini ortaya çıkardı. Sözlerini çürütdü. İçti-hâd ediyorum demesini yalanladı. Onun hiçbir İslâm âliminden ilm ve feyz almadığını, müslimânlara kâfir dediği için, kendisi^ nin dinden çıkdığını, İslâm memleketlerine yaydı.
Hanefî âlimlerinden Abdiirazîm Mekkînin (EI-Kavl-üs-Sedîd) kitâbında, İbni Hazm Muhammed Alînin sapık yazılan bildirilmekde ve cevâb verilmekdedir. İbni Hazm, herkese icti-hâd yapmağı emr ediyordu. Başkasına uymak harâmdır diyordu. Bu sözlerini, Nisâ sûresinin ellisekizinci âyeti olan (üyuşamadığınız şeyi Allahü teâlânm ve Resûlünün bildirdiği gibi yapınız!) emri ile isbât etmeğe kalkışıyordu. Abdiirazîm, buna cevâb verirken (Biz, elhamdülillah büyük İslâm âlimi imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye uymak derecesinden dışarıda kalmıyoruz. Biz, o yüce imâma ve onun büyük talebelerine ve daha sonra gelen, Şemsül-eimme gibi dünyâya nûr saçan derin âlimlere ve on asrdan beri yetişen böyle hakîki âlimlere uymakla şerefleniyoruz) diyor.ibni Hazm, Endülüslüdür. Zâhiriyye mezhebinde idi. Bu mezhebi Dâvüd-i İsfehânî kurmuşdu. Kendi de, mezhebi de yok oldu, unutuldular. Ibn-ül-Ehed ve Zehebî ve ibni Hilligân diyorlar ki, ibni Hazma selâm verenler, ondan nefret ederlerdi. Sözlerini beğenmezlerdi. Onun sapık olduğunda sözbirliğine vardılar. Onu kötülediler. Sultânlara ondan sakınmalarını bildirdiler. Müslimânlara ona yaklaşmamalarını söylediler. Ibn-ül Arif diyor kj: İbni Hazmın dili ve Haccâcm kılıncı, aynı şeyi yapmışlardır. İbni Hazmın, hadîs-i şeriflere uymıyan habis, sapık çok sözleri vardır. Haccâc-ı zâlim, yüzyirmibin ma’sûmu sebebsiz ve suçsuz öldürdü. İbni Hazmın dili de, hadîs-i şerif ile bildirilen hayrlı zemanlardan sonra, yüzbinlerle müslimânı doğru yoldan sapdırdı. Çünki, kendisi hicretin dörtyüzellialtı [456] senesinde öldü.Allahü teâlâ, bütün müslimân kardeşlerimi Vehhâbîlik sapık ve bozuk yoluna kaymakdan muhâfaza buyursun? Hepimize dört mezheb âlimlerinin hak olan ictihâdlarına uygun îmân ve ameller nasîb eylesin! Kıyâmet günü, onların mezhebinde olarak. Peygamberlerle,sıddîklarla ve şehîdlerle ve sâlih-lerle birlikde haşr eylesin! Âmîn. Dâvüd bin Süleymânm (Eşedd-ül-Cihâd) kitâbından terceme burada temâm oldu. Bu kitâbm yazılması hicretin binikiyüzdoksanüç [1293] senesinde temâm olmuşdur. Arabîden türkçeye tcrcemesi de, 1390 [m. 1970] senesinde yapılmış ve neşr edilmişdir.Mesâii-i mühimmeye cevâb-ı Nu'mân) adında bir vehhâbî kitâbı elimize geçdi. Islâm harfleri ile 1385 [1965] de Şâmda ikinci baskısı yapılmış.Gümüşhane vilâyetinde, eski Şîrân müderrisi Mustafâ oğlu Osmân efendinin oğlu, Gümüşhâneli Osmân Zekî adında bir vehhâbî imiş. Bu çocuğun, Şîrân kazâsmdan Hicâza gidip, Vehhâbîlerin tuzaklarına düşerek, yalanlanna aldanarak sapıtmış olduğu anlaşılmakdadır. Bu bozuk ve zararlı kitâb, Hicâzda Türk hâcılanna, parasız dağıtılmakdadır. Din bilgisi az olanlar, kitâbdaki yanlış ve yalan yazılan doğru sanarak, felâkete sürüklenmekdedir. Vehhâbîlcre aldananların haclan ve hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz. Hâcı olalım derken, doğru yoldan çıkmış, bidat, dalâlet felâketine sürüklenmiş olurlar.replika saat ve replika saat hazırladı ve sundu yarın devam edecegiz.



replika bayan kol saatleri, replika satış, birebir ürünler, replika saat,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder