replika saat,den islam bilgisi4 yine bugün sizin icin güzel yazılarımızı yazan replika saatler ve replika saat sizin icin yazdı islam bilgilerini sizlere sunmak icin elimizden gelen gayreti gösterdik ve replika saatler ve replika saatler cok çalıştı sizin icin en güzel bir sekilde bu yazılarımızı sizlere sunduk replika saat ve replika saat diyorki Doksanaltı sahîfe ve küçük boyutlu olan bu vehhâbî kitâ-bında diyor ki:Kur’ân-ı kerim ve Resûl-ı Rabbıl’âlemin, nemâz kılmıyana müşrik ve kâfir dedi. Vitr nemâzını, kunût okumadan bir rek at kılmak yetişir. Resûlullah dahî şevvâl ayının hilâlini bilmiyordu. Bunun için, filan gaybı biliyor İmdâd ediyor diyenler.
Allahdan korkup, insanlardan utansınlar. Çünkı, böyle şeyleri Kur'ân ve Peygamber yasakla-mışdır Bu utanmazlar. Peygamber efendimizle konuşup, onun emri ile hareket etdiklerinı, yutduruyorlar. Eşekden dahâ aşağı olduklarını yayıyorlar. Bu doğru olsaydı, Eshâb-ı kirâm arasında harb olmazdı. Resûlullah ile konuşup, onun emri ile sıkıntıdan kurtulurlardı. Vesîle âyet-i kerîmesinin ma’nâsı, emrleri yapmak, yasaklardan sakınmak-dır. Nâfılelerle meşgûl olmakdır. Kabrde olanlardan imdâd ve bereket istemek değildir. Çünki böyle yapmak eşeklik ve müşriklikdir. Müslimânlıkda böyle şey yokdur. Dîn-i Islâm böylelere müşrik ve kâfir diyor.Gayr-i ihtiyârî hâricinde farz nemâzı terk edeni Allah ve Resûlü tekfîr ediyor. Bunların kazâ kılmaları da kabûl olmaz.Filan falanın sözleri, âhıretde insanı kurtarmaz. Kıtâba ve sünnete güvenmeyip, filanların sözleri ile ibâdet yapanlar, Cehenneme gideceklerdir. Kabrde o büyük denilen zâtlardan süâl olmıyacak, Allahdan ve Resûlünden olacakdır. Allahü teâlâ, bilmediğinizi ehl olanlardan sorup anlayın buyurdu. Yakalarını kurtarmak için Kur’ ânın ve hadîsin zâhirî ve bâtınî ma’nâları vardır Biz bâtınîsını anlamayız derler Allah, Ehl-ı îmâna, anlıyamıyacağı. yapamıyacağı şeyleri emr etmez. Bu husûsda (Ömer Rızâ) nın kıtâbına bakınız.Korkulu zemanda, ayakda yürürken de nemâz kılmak. Bekara sûresinin ıkıyüzotuzsekizinci âyetinde emr olunuyor.da vâcibdir. tmâm-ı Ebû Yûsüfe ve Muhammede ve imâm-ı Ahmede ve Şâfı’îye göre sünnetdir. Ebû DâvüdUn bildirdiği ve (Münâvî) de yazılı olduğu gibi (Resûlullah, vitr nemâzını kılarken kunût düâsını okurdu.) Kunût olarak, belli olan düâyı okumak, sözbirliği ile sünnetdir. Bunu bildiren hadis-i şerif, Şernblâlinin (Merâkılfelâh) kitâbında yazılıdır. Vâcibi ve sünneti ehemmiyyet vermediği için terk eden kâfir olur. Ehemmiy-yet ve değer verip tenbellikle vâcibi bir kerre, sünneti ise, devâmlı terk eden günâha girer. Vehhâbî kitâbı, hanefî olan müslimânlan mezhebinden çıkarmak istiyor. Kendileri gibi mezhebsiz yapmak istiyor. Mezhebsiz olan, Ehl-i sünnetden ayrılmış olur. Ehl-i sünnetden ayrılanın da, yâ sapık, yâhud kâfir olduğu, (El-besâir) kitâbında yazılıdır. Bu kitâb, 1395 [m. 1975] de İstanbulda da basdınlmı^ır.
Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» kendiliğinden gaybı bilmez. Fekat, Allahü teâlâ. Peygamberine vahy ile ve Evliyâsına ilhâm ve kerâmet ile gaybı haber verir. Hazret-i Ömerin İrandaki askeri görmesi ve kumandanları Sâriyeye söylemesi, onun da işitmesi, böyle olmuşdur. Evliyânın kendisi gaybı bilmez. Fekat, Allahü teâlâ, dilediği şeyleri onlara bildirir. Veyâ rûhlarına kuvvet vererek, görür ve bilirler. Böyle olduğunu Kur’ân-ı kerîm ve hadî?-i şerifler haber vermekdedir. Vehhâbî kitâbı da, ikiyüzaltmışsekizinci sahîfesinde (Yeryüzü bana küçültüldü. Doğuyu, batıyı, avucumdaki aynada imiş gibi, hep gördüm) hadîs-i şerifini yazmakdadır. Yirmidördüncü maddeyi lütfen okuyunuz! Resûlullah, Eshâbı arasında olacak fitneleri, diri iken de, öldükden sonra da, dilediklerine söyledi. Kazâya râzı olmalarını bildirdi. Çoğuna şehid olacaklannı müjdeledi. Taberânînin haber verdiği ve (Künûz-üd-dekâık) kitâbında yazılı hadis-i şerifde (Hüseyn,altmış senesinde öldürülür) buyuruldu. Bunun gibi, hazret-i Osmânın ve hazret-i Alînin ve başka Sahâbilerin şehid olacaklarını haber verdi. Sabr eylemelerini emr buyurdu. Eshâb-ı kirâma şehid olacaklarını bildirmek, onlara müjde vermek idi. Onlar, şehid olmamak için değil, şehid olmak için düâ ederlerdi. Resûlullah Eshâ1)inın imdâdına niçin yetişmedi sözü, câhilce bir sözdür. Allahü teâlâ, Uhud muhârebesinde Resûlünün imdâdına niçin yetişmedi demeğe benzemekdedir. Resûlullah, Eshâbı arasındaki muhârebeleri görseydi, seslerini işitseydi, onlara emr verir, sıkıntıdan kurtanrdı gibi ahmakça sözler, hâşâ Allahü teâlânın, Uhud günü olan fâci’a ve sıkıntıları görmediğini, düâ ve istigâ seleri işitmediğini söylemek demekdir. VehhâbîJerin, böyle ahmakça, alçakça sözlerine inanmakdan, aldanmakdan Allahü teâlâya sığınırız. Din büyükleri, kazâ kaderi değişdir-mek istemez. Onu haber alırlarsa râzı olurlar. Hadîs-i şerîfde (İşlerinizi şaşırdığınız zeman, kabrdekilerden yardım isteyiniz!) buyuruldu. Vehhâbîlcr, işlerine gelmiyen hadis-i şerifleri örtbas ediyorlar. Fekat, güneş balçıkla sıvanamaz. Cevâb veremeyince, şirkdir, eşeklikdir diye, işi gürültüye getiriyorlar. Tenbellık ederek, dünyâ işlerine dalarak nemâz kılmıyan kâfir olmaz. Nemâzı vazife, borç bilmiyen, farz olduğuna inanmı-yan kâfir olur.Filan falanın sözleri diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine taş atmakdadır. (Ehl-i sünnet âlimleri), Kur’ân-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anladıklarını ve Eshâb-ı kirâmdan işitdikle-rini kitâblarına yazmışlardır. Kendi görüşlerine ve düşündüklerine güvenmemişlerdir. Her yazdıklarına, âyetden, hadisden veyâ Eshâb-ı kirâmın sözlerinden vesikalar, senedler bildirmişlerdir. Kitâba ve sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâmın yolunda bulunmak istiyenlerin, Ehl-i sünnet kitâblannı okumalan lâzımdır. Vehhâbilerin (Feth-ul-mecîd) kitâbının da dörtyüz-doksanikinci sahifesinde yazılı olan hadis-i şerif ile övülmüş, hayrlı asrın en iyileri olan, Ehl-i sünnet âlimleri, kitâbı ve sünneti anlıyamamış da, bin sene sonra, çölden meydâna çıkan vehhâbi sapıkları, dahâ iyi anlamış demek için deli veyâ ahmak, yâhud zındık olmak lâzımdır. Vehhâbilerin akla, ilme uymıyan saçma yazıları, Kur’ân-ı kerimi ve sünnet-i nebeviy-yeyi hiç anlamadıklarını açıkça göstermekdedir. Âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri oyuncak yapmışlar. Diledikleri gibi ma'nâ veriyorlar. Kabrde vehhâbilikden süâl olunmıyacakdır. Allah ve Resulünden sorulacakdır. Bu süâllere, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi cevâb veremiyenler, vehhâbilerin yalanlarına aldanmış olanlar. Cehenneme gideceklerdir. Allahü teâlânın, (Bilmediğinizi, ehl olanlardan sorup anlayın!) buyurduğunu, kendi de yazıyor. Her müslimânın, bu âyet-i kerimeye uyarak, Ehl-i sünnet kitâblannı okuyup öğrenmeleri lâzımdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblannı okumıyanlar, bu âyet-i kerimeye uymamış olur. Câhil kalır. Vehhâbilerin yalan-lanna aldanıp. Cehenneme gider. Deyleminin ve Münâvinin bildirdikleri hadis-i şerifde (Bâtın ilmi, Allahü teâlânın sııiann-dandır. Emrlerinden biridir) buyuruldu. Resûlullah efendimiz, ilm-i bâtını haber veriyor. Allahü teâlânın emridir diyor.
hâbfler ise, iim-i bâtını, Ehl-i sünnet uydurdu diyorlar. Allahü teâlâ, enirlerini ve yasaklarını herkes için bildirdi. Bunlar, anlaşılabilecek ve yapılabilecek şeylerdir. Bunlara uymak, herkese farzdır. Bâtın bilgilerini ve müteşâbih âyet-i kerîmeleri ise, herkes anlıyamaz. Bunlarda bildirilenleri anlamak ve yapmak, ulemâ-i râsihîne mahsûsdur. Bunlar, tesavvuf yol unda ilerleyip olgunlaşmış derin âlimlerdir. Vehhâbîler, bu ilmierden ve bu râsih âlimlerden haberleri olmadığı için, inkâr ediyorlar. Ömer Rızânın vehhâbî kitâblarından terceme etdiği bozuk yazıları, yalnız vehhâbîler beğenir.Bekara sûresi, düşman karşısında ve boğulmak ve yanmak tehlükesinde olanın ve hayvan saldırırken, mümkin olan tarafa dönerek nemâz kılınacağını bildirmekdedir. Fıkh kitâb-ları buyuruyor ki, korku andığı zeman, cemâ’at ile kılınmaz. Yalnız olarak ayakda durarak veyâ hayvan üstünde kılınır. Yukarıdaki tehlükelerden kaçarken, vakti kaçırmamak için, ancak hayvan üstünde giderek kılınabilir. Âyet-i kerîmenin ayakda mümkin olan tarafa dönerek kılmak olduğu (Imdâd) kitâbında yazılıdır. Âyet-i kerîmedeki (Ricâlen) kelimesinin (yürüyerek) demek değil, (ayakda durarak) demek olduğu tefsirlerde \e (Cevhere) fıkh kitâbında açıkça yazılıdır. Vehhâbî kitabı, burada da, hanefîleri aldatmağa, yürürken nemâz kıldırmağa çalışmakda, bunun için de âyet-i kerimeye yanlış ma’-nâ vermekden çekinmemekdedir. Sünnetleri, ehemmiyyet vermiyerek kılmazsa kâfir olur. Ehemmiyyet verip, devâmlı kılmazsa günâha girer. Vehhâbî, âyetden, hadîsden söylüyor ise de, bunlara uydurma ma’nâ veriyor. Ehl-i sünnet âlimleri, böyle kendileri uydurmamış, Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın anladıklarını araşdırıp, onlardan öğrendikleri ma’nâları kitâb-larına yazmışlardır. Böyle olduğunu vehhâbîler de inkâr edemiyorlar. Vehhâbî kitâbı üçyüzseksensekizinci sahîfesinde (Ebû Hanîfe «rahimehullah» dedi ki: Kitâbullaha ve Resûlullahın hadîsine ve Sahâbenin sözlerine uygun olmıyan bir sözümü bulursanız, bu sözümü bırakınız' Onları alınız' imâm-ı Şâfi’î dedi ki: Kitâ-bımda, Resûlullahın sünnetine uymıyan birşey bulursanız, benim sözümü bırakıp, Resûlullahın sünnetini alınız!) diyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin Kitâbullaha ve hadîs-i şeriflere ne kadar sıkı sarılmış olduklarını, vehhâbî kitâbmın bu yazısı da göstermekde-dir. Bunun içindir ki, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şeriflerin doğru ma'nâlarını anlamak istiyenler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kelâm ve fıkh kitâblarını okumalıdır. Kitâbı ve sünneti bildirenEhl'i sünnet) âlimlerinin kitâblanndan kaçan vchhâbîlerin, Hakdan kaçan alçaklara benzediklerini, kendi kitâblan da yazmış oluyor.Mevlid okumak) demek, Resûlullahın dünyâya gelişini, mi’râcım ve hayâtını anlatmak, O’nu hâtırlatmak, O’nu övmek demekdir. Her mü’minin, Resûlullahı çok sevmesi lâzımdır. Onu çok seven, O’nu çok anar, çok söyler, çok över. Deylemî-nin bildirdiği ve (Künûz-üd-dekâık) da yazılı had!s-i şerîfde (Birşeyi çok seven, onu çok anar) buyuruldu. Resûlullahı çok sevmek lâzım olduğunu bütün İslâm âlimleri uzun yazmışlardır. Vehhâbî kitâbı bile, üçyüzotuzaltıncı sahîfesinde bunu şöyle yazmakdadır:Hadis-i şerîfde. bir kimse, beni çocuğundan ve babasından ve horkesden daha çok sevmedikçe, imân etmiş olmaz buyuruldu Ya ni imânı olgun olmaz Allahı sevenin, O'nun Resûlünü de sevmesi vâcıbdır Sâlıh kulları da sevmesi lâzımdır.Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» mevlid gecelerinde Eshâbına ziyâfet verir, dünyâya teşrif etdiği ve çocukluğu zemanında olan şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekr, halîfe iken, mevlid gecesinde, Eshâb-ı kirâmı toplayıp, Resûlullahın dünyâya teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Doğum gününe önem vermeği hıristiyânlar, müslimânlardan öğrenip almışlardır. Dünyânın her yerindeki müslimânlar.Peygamberi-mizin ve Eshâb-ı kirâmın yapdıkları gibi, mevlid gecesinde, Resûlullahı anlatan kitâblan okurlar ve Resûlullahın dünyâya teşrif etdiği bu şerefli gecede şenlik yapar, sevinirlerdi. İslâm âlimleri, bu geceye çok önem vermişlerdir. Bu geceyi bütün mahlûklar, melekler, cin, hayvanlar ve cansız maddeler, birbirlerine müjdelemekde, Fahr-i âlem dünyâya teşrif etdi diye sevinmekdedirler. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, (mevlid okunan yerden belâlar, sıkıntılar gider) buyurmuşdur. Mevlidi, nazm, şi’r olarak okumak dahâ te'sirli ve fâideli olur.Mevlid okumanın kıymetli bir ibâdet olduğunu ve nasıl okumak lâzım geldiğini ve fâidelerini bildirmek için, İslâm âlimleri, her dilde, çeşidli kitâblar yazdılar. Bu kıymetli kitâb-lardan on adedi (Keşf-üz-zünûn) da ve zeylinde yazılıdır. Bu kitâblar, şunlardır:
BursalI Süleyman Çelebînin Türkçe mevlid kasîdesi çok şöhret kazanmışdır. Süleyman Çelebî, yıldırım sultan
Bâyczid hânın imâmı idi. 800 [m. 1398] dc vefât ctmişdir. OsmanlIların vc Türkiyenin her yerinde seve seve okunmakda-dır. Asi ismi (Vesîlet-ün-necât) dır.
Ak Şemsüddîn efendinin oğlu Hamdullah efendi de bir mevlid kasidesi yazmışdır.
Molla Hascn-ül Bahrî dc, bir mevlid yazmışdır. 994 [m. 1586] da vefât ctmişdir.
Vâız Muhammed bin Hamza da yazmışdır.
Şemsüddîn Ahmed Sîvâsî de yazmışdır. 1006 [m. 1598] de vefât ctmişdir.
Hâfız ibni Nâsıriddîn Dımışkî, (Câmrul-âsâr fî mevlid-il-muhtâr) yazmışdır.
İbni Esîr Muhammed Cezri (Et-ta’rif bil-mevlid-işşerîf) yazmışdır. 833 [m. 1430] da vefât etdi.
Ebül Kasım Muhammed Lülüvî (Dürrül-munzam fî-mevlid-in-Nebiyyil-mu'azzam) yazmış, 867 [m. 1463] de Şamda vefât etmişdir.
Afifüddîn Muhammed Tebrîzî, (Mevlid-in-Nebî) yazmış, 855 [m. 1451 ] de Medîne-i münevverede vefât etmişdir.
Seyyid Muhammed Kavukcu Hanefî, (Mevlid-in-Nebî) yazmış, 1305 [m. 1887] de vefât etmişdir.
Bunlardan başka, ibni Hacer Hîytemînin (En-Ni’met-ül- ! kübrâ alePalem fî-mevlid-i Seyyid-i veled-i Adem) kitâbı ve Celâlüddîn-i Süyûtînin (Er-Reddü alâ men enkere kırâetel-mevIid-in-Nebî) kitâbı ve Yûsüf Nebhânînin (Cevâhir-ül-bihâr) kitâbının üçüncü kısmı ile (Huccet-ullâhi alerâlemin) kitâbımn 233 ve sonraki altı sahîfesi ve Ahmed Saîd-i müceddidînin (İsbât-ül-mevlid) kitâbı ve allâme Muhammed Zerkaninin (Şerh-ul-Mevâhib-il-ledünniyye) kitâbının birinci kısmının 136. cı ve sonraki dört sahîfesi, Mevlid okumanın ibâdet olduğunu vesikalarla isbât etmekdedirler. Bu son altı kitâb, bir arada 1397 [m. 1977] senesinde İstanbulda basılmışdır. Ahmed Saîd Farûkî müceddidînin urdu dili ile yazdığı (Sa'îd-ül-beyân) mevlid kitâbı ile seyyid Abdülhakîm Efendinin türkçe (Mevlid kırâ-etinin fazîleti) de çok kıymetlidir.Hindistândaki İslâm âlimlerinin büyüklerinden mevlânâ* Muhammed Fadl-ur-Resûl, 1266 [m. 1850] senesinde fârisî olarak yazdığı (Ta$hîh-ul-mesâil) kitâbında, vehhâbilere satılmış olan Muhammed İshak ismindeki Hindistânh bir din ada Ebüi-Hascnin Mısırda yapdığı büyük mevlid ccm’ıyycti vc üstadımızın üstâdı Ebû Abdullah bin Muhammed bin Nu'-mânın vc Ccmâlüddîn acemi Hemcdânînın vc Yûsüf bin Alî Haccâr-ı Mısrînin Mcvlıd ccm’ıyyctlcndır. Bunlar, Rcsûlullahı «sallallahü aleyhi vcscllcm» rü’yâda gördüklerini vc (Bizim için sevinenler, bizi de sevindirirler) buyurduğunu söylemişlerdir. [İbni Tuğrul beg, 670 [m. 1271] senesinde vefât etmişdir.] Büyük âlim allâme İbni Battâh, el yazısı ile olan fetvâ-sında diyor ki, (Mevlid gecesinde sadaka vermek, müslimânlan toplayıp câiz olan şeyleri yidirmek ve caiz olan şeyleri okutup dinletmek ve sâlih kimseleri giydirmek, bu geceye hürmet etmek olur Bunları Allah rızâsı için yapmak câizdir ve çok sevâb olur. Bunları yalnız fakirler için yapmak şart değildir Fekat, muhtâc olanları sevindirmek dahâ sevâb olur. Zemanı-mızda olduğu gibi, toplantıda uyuşdurucu [serhoş edici] şeyler kullanılırsa, genç oğlanlar toplanır, kadın erkek karışık olursa ve şehveti tahrik eden şi’r ve şarkılar okunursa, [çalgı, ney, dümbelek gibi lehv âletleri çalınırsa], çok günâh olur). [Böyle harâm şeyleri, ibâdet olarak yapmanın, ibâdet arasında yapmanın günâhı katkat ziyâde olur. Böyle harâmlara, İslâm müziği diyenlere aldanmamalıdır]. İmâm-ı Celâlüddîn Abdür-rahman bin Abdil-Melik Kettânî diyor ki, (Mevlid günü ve gecesi, mübecceldir, mukaddesdir, mükerremdir. Şerefi, kıymeti çokdur. Resûlullahm varlığı, vefâtından sonra, ona tâbi’ olanlar için, kurtuluş vesilesidir. O’nun mevlidi için sevinmek. Cehennem azâbının azalmasına sebeb olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebeb olur. Mevlid gününün fazileti, Cum’a günü gibidir. Cum’a günü. Cehennem azâbının durduğu, hadîs-i şerîfde bildirildi. Bunun gibi, mevlid gününde de azâb yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka, hediyye vermeli, da’vet olunan ziyâfetlere gitmelidir). [Harâm işlenen, harâm bulunan toplantılara gitmemeli, harâm işlemekden ve harâm işliyenlerin arasına karışmakdan ve ibâdetlere harâm karışdırmakdan çok sakınmalıdır.Allâme Zahîrüddîn bin Ca’fer diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, bid’at-i basenedir. Sâlihleri toplayıp, salevât okumak, fakirleri doyurmak, her zeman sevâbdır. Fekat, bunlara harâm karışdırmak, çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günâh olur). Allâme Nasîrüddîn diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, sünnet değildir.
sürür izhâr etmek, oğlanlar ve kadınlar kanşık olmadan mev-lid kasidesi okutmak ve bu cem’ıyycte gitmek çok scvâb olur. Fekat, zarûret olmadan, kimseden bırşcy istememelidir. Zarû-ret olmadan istemek harâmdır. Salih müslımânlann toplanarak, Allahü teâlâyı zikr etmeleri ve salevât okumalan ibâdet olur. Sevâbı çok olur). Allâme Ebû Şâme, (EFBfl’is) kitâbmda diyor kı, (RebP, imâm-ı Şâfı’îden haber verdi ki, (Bid’at iki kısmdır. Bir kısmı, Kıtâba, sünnete, esere [ya’nî, Eshâb-ı kırâ-mın sözlerine] veyâ icmâ’a uymaz. Bunlar, dalâlet, sapıklıkdır. Bid*atın ikinci kısmı, bu dört delile uygun olan hayrlı şeylerdir. Hiçbir âlim bunların kötü olduğunu bildirmedi. Ömer ^radı-yallahü anh»», Ramezân gecelerinde, câmi’lerde, cemâ’at ile teravih nemâzı kılmağa, (çok güzel bid’at) dedi. Böyle bid’-atlara (Bid’at-i hasene) denir. Bıd’at-i haseneyi işlemenin caiz ve müstehab olduğu, sözbirliği ile bildirildi ve bunlan Allah rızâsı için yapana scvâb verilir denildi. Islâm ahkâmına uygun olan bütün yenilikler böyledir. Câmi’lerc minber, yolculara hân, talebeye mekteb, medrese gibi, İslâm ahkâmına uygun olan iyi şeyler, bid’at-i basenedir. Bunlar, Eshâb-ı kirâm ve Tâbi’în-i ızâm zemanlarında yokdu. Sonradan meydâna çıkdı. Fekat, .\llahü teâlânın emrlerini yapmak için yardımcı olduklarından, bid’at-i hasene denildi). Bu bid’at-i hasenelerden biri, M usûl civârındaki Erbil şehrinde, her sene yapılan Mevlid cem’ıyyetleridir. Mevlid-in-Nebî «sallallahü aleyhi ve sellem» gecelerinde, sadakalar verilir. Zînetler ve sevinçler gösterilir. Fakirlere ihsânlar yapılır. Böylece, Resûlullaha «sallallahü aleyhi ve sellem» olan muhabbet ve ta’zîm i’lân olunur. Bu cem’ıyyeti Mûsulda ilk olarak, büyük âlim, sâlihlerden Ömer bin Melâ yapdı. Erbil sultânı [Ebû Saîd el-Muzaffer Kükbûrî], buna tâbi’ oldu. [Ebû Saîd, Salâhuddîn Eyyûbînin eniştesi idi. 630 [m. 1232] senesinde, hıristiyanların (Haçlı orduları) denilen saldırılarına karşı yapılan Akka kal’ası cihâdında şehîd oldu]. Şâfi’î âlimlerinden allâme Sadr-üd-dîn Ömer diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, câizdir. Mekrûh değildir. Niyyete göre scvâb verilir). [Niyyet, bozuk olursa, hiç sevâb verilmez]. Hâfız diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, bid’atdir. [Ya’nî, sonradan meydâna çıkmış olan bir ibâdetdir]. Fekat, iyi, fâideli şeyler yapıldığı için, fenâ şeyler bulunmadığı için bid’at-i basenedir. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», Medine şehrine gelince, ychûdîlcrin. Muharrem ayının onuncu gününde oruç tutduklarını gördü. Sebebini sordu. sürür izhâr etmek, oğlanlar ve kadınlar karışık olmadan mev-lid kasidesi okutmak ve bu cem’ıyyete gitmek çok sevâb olur. Fekat, zaruret olmadan, kimsedenbirşey istememelidir. Zarû-ret olmadan istemek harâmdır. Sâlih müslimânlann toplanarak, Allahü teâlâyı zikr etmeleri ve salevât okumalan ibâdet olur. Sevâbı çok olur). Allâme Ebû Şâme, (El-Bâ'is) kitâbında diyor ki, (Rebî’, imâm-ı Şâfi’îden haber verdi ki, (Bid’at iki kısmdır. Bir kısmı, Kitâba, sünnete, esere [ya’nî, Eshâb-ı kiramın sözlerine] veyâ ıcmâ’a uymaz. Bunlar, dalâlet, sapıklıkdır. Bid'atin ikinci kısmı, bu dört delile uygun olan hayrlı şeylerdir. Hiçbir âlim bunların kötü olduğunu bildirmedi. Ömer «radı-yallahü anh», Ramezân gecelerinde, câmi’lerde, cemâ’at ile teravih nemâzı kılmağa, (çok güzel bid’at) dedi. Böyle bid’-atlara (Bid’at-i basene) denir. Bid’at-i haseneyi işlemenin câiz ve müstehab olduğu, sözbirliği ile bildirildi ve bunlan Allah rızâsı için yapana sevâb verilir denildi. İslâm ahkâmına uygun olan bütün yenilikler böyledir. Câmi’lere minber, yolculara hân, talebeye mekteb, medrese gibi, İslâm ahkâmına uygun olan iyi şeyler, bid’at-i basenedir. Bunlar, Eshâb-ı kirâm ve Tâbi’în-i ızâm zemanlarında yokdu. Sonradan meydâna çıkdı. Fekat, .Mlahü teâlânın emrlerini yapmak için yardımcı olduklarından, bid’at-i hasene denildi). Bu bid’at-i hasenelerden biri, Musul civârındaki Erbil şehrinde, her sene yapılan Mevlid cem’ıyyetleridir. Mevlid-in-Nebî «sallallahü aleyhi ve sellem» gecelerinde, sadakalar verilir. Zînetler ve sevinçler gösterilir. Fakirlere ihsânlar yapılır. Böylece, Resûlullaha «sallallahü aleyhi ve sellem» olan muhabbet ve ta’zîm i’lân olunur. Bu cem’ıyyeti Mûsulda ilk olarak, büyük âlim, sâlihlerden Ömer bin Melâ yapdı. Erbil sultânı [Ebû Saîd el-MuzafTer Kükbûrî], buna tâbi’ oldu. [Ebû Saîd, Salâhuddîn Eyyûbînin eniştesi idi. 630 [m. 1232] senesinde, hıristiyanlann (Haçlı orduları) denilen saldırılarına karşı yapılan Akka kal’ası cihâdında şehîd oldu]. Şâfi’î âlimlerinden allâme Sadr-üd-dîn Ömer diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, câizdir. Mckrûh değildir. Niyyete göre sevâb verilir). [Niyyet, bozuk olursa, hiç sevâb verilmez]. Hâfız diyor ki, (Mevlid cem’ıyyeti yapmak, bid’atdir. [Ya’nî, sonradan meydâna çıkmış olan bir ibâdetdir]. Fekat, iyi, fâideli şeyler yapıldığı için, fenâ şeyler bulunmadığı için bid’at-i basenedir. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», Medîne şehrine gelince, yehûdîlcrın. Muharrem ayının onuncu gününde oruç tutduklarını gördü. Sebebini sordu. avnı boğdu. Mûsâ alcyhissclâmı kurtardı. Bunun için, sevincimizden oruç tutarak Allaha şükr ediyoruz dediler. (Mûsâ aleyhisselâm kurtulduğu için, ben dahâ çok sevinirim) buyurarak, oruç tutdu. Müslimânlara da. Aşure günü oruç tutmalarını emr etdi. Bir ni’met geldiği ve bir sıkıntıdan kurtulunduğu zeman, Allahü teâlâya şükr edildiği gibi, her sene, o gün yine şükr etmek lâzım olduğu, bu hadis-i şerifden anlaşılmakdadır. Allahü teâlâya şükr etmek, secde etmek ile, ayağa kalkmak ile, sadaka vermek ile, Kur’ân-ı kerim okumak ile ve bunlar gibi, her ibâdeti yapmak ile olur, thsân sâhibi, rahmeti bol olan yüce Peygamberin dünyâya gelmesinden dahâ büyük ni’met varmı-dır? Her sene, o günü arayıp, bu ni’meti düşünmek lâzımdır. Böylece, Resûlullahm, Mûsâ aleyhisselâmm kurtulması ni’meti için şükr etmesine tâbi’ olunur. Bu düşünülmezse, böyle niyyet yapılmazsa, Resûlullahm bu sünnetine uyulmuş olmaz, sevâbı olmaz). Hâfız ibni Cezri diyor ki, (Ebû Leheb rü’yâda görülüp, ne hâlde olduğu soruldukda, kabr azâbı çekiyorum. Ancak, her sene, Rebi’ul-evvel ayının onikinci geceleri, azâbım hafifliyor. İki parmağım arasından çıkan serin suyu emerek ferahlıyorum. Bu gece, Resûlullah dünyâya gelince, Süveybe ismindeki câriyem, bunu bana müjdelemişdi. Ben de, sevincimden, bunu âzâd etmiş ve ona süt annelik yapmasını emr etmiş-dim. Bunun için, bu gecelerde azâbım hafifliyor dedi. Ayet-i kerime ile kötülenmiş olan, Ebû Leheb gibi azgın bir kâfirin azâbı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mü’min, bu gece sevinir, malını dağıtır, böylece. Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ ihsân ederek, onu Cennetine sokar. Üstâdım fetvâlannda diyor ki, mevlid cem’ıyyeti yaparak, Kur’ân-ı kerim ve Mevlid-in-Nebi okumak, sonra yiyecek ikrâm etmek, sonra dağılmak, bid’at-i basenedir. Bunu yapana ve orada bulunanlara sevâb verilir. Hâfız, Beyhekiden alarak diyor ki, (Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», peygamber olduğu bildirildikden sonra, kendisi için, Akika kurbanı kesdi. Hâlbuki, dünyâya geldiğinin yedinci günü, dedesi Abdül-Muttalibin, kendisi için, Akika kesmiş olduğunu biliyordu. Akikayı tekrâr kesmek de câiz değildir. İkincisini, kendisinin âlemlere rahmet olarak yaratılmış olduğuna şükr olarak kesdiği ve böyle yapmaları için, ümmetine örnek olmak istediği anlaşılmakdadır. Nitekim, ümmetini teşvik için, kendine salevât okuduğu çok görüldü. Bunun için, müslimânlann, mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi
şeyler yidirmeleri ve hayrâl ve hasenât yapmalan, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmeleri, müstehab oldu. (Sünen-i ibni Mâce) şerhinde, harâm, yasak şeyler kanşdırmadan mevlid cem’ıyyeti yapmanın bid*at-i basene ve müstehab olduğu bildirildi).
(Sîret-i Şâmî) de, Fâkihânînin yazılan ve üstâdının bunlara vermiş olduğu cevâblar, şöyle yazılıdır:
Fâkihânî — Mevlid cem’ıyyeti yapmanın, Kitâba ve Sünnete uydurulacak bir yeri olduğunu bilmiyorum.
Üstâdı — Birşeyi bilmemek, onun yok olduğunu göstermez. Hâfızların imâmı İbni Hacer, mevlid cem’ıyyetinin sün-netden bir aslı olduğunu bildirdi. Biz de, ikinci bir aslı dahâ bulunduğunu yukarda bildirdik.
Büyük âlimlerden birinin, mevlid cem’ıyyeti yap-dığı bildirilmiş değildir.
Mevlid cem’ıyyetini ilk olarak, âlim sâlih olan bir Emir yapdı. Bunu Allah rızâsı için yapdı. Sayısız âlimler, sâlih-1er, bu cem’ıyyetde hâzır oldular, ibni Dıhye, bunu medh eyledi. Büyük âlimler, Emîrin bu işini öven kitâblar yazdılar. Kötüleyen, hiç olmadı.
Mevlid cem’ıyyeti nasıl müstehab olabilir? Müstehab, islâmiyyetin taleb etdiği şey demekdir.
Ü. — islâmiyyetin taleb etmesi, Nass ile veyâ Kıyâs ile olur. Burada Nass yok isede Kıyâs vardır.
F. — Mevlid cem’ıyyetine mubâh da denilemez. Dinde bid’at çıkarmağa, hiçbir âlim mubâh dememişdir.
Ü. — Bid’at, yalnız mekrûh ve harâm değildir. Mubâh, müstehab ve vâcib olan bid’atlar da bildirilmişdir. tmâm-ı Nevevî diyor ki, (Dinde bid’at, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» zemanında bulunmayıp da, sonradan meydana çıkarılan şeyler olup ikiye ayrılır: Hasene ve seyyie). İzzeddîn bin Abdisselâm diyor ki, (Bid’at, vâcib, harâm, müstehab, mekrûh ve mubâh kısmlarına ayrılır. Han, mekteb ve her hayr ve hasene, müstehab olan bid’atlerdir. Terâvîh nemâzı ve tesav-vuf yolları da böyledir). Beyhekî, imâm-ı Şâfı’îdcn haber veriyor ki, imâm, (Bid’at, iki kısmdır. Kitâba veyâ Sünnete veyâ Esere veyâ Icmâ’a ters düşenler, dalâletdir. Bu dört temelden birine uygun olanlar, dalâlet değildir).replika saat ve replika saatler sundu.
replika saat, replika satış, birebir ürünler, replika saatler, replika bayan kol saatleri,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder