Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Cep Telefonu Modelleri
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişmasi
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung note 3
- replika samsung s5
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- Cuval
- Big bag
- replika telefon ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- Samsung İphone Cep Telefonu Modelleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus > Ucuz Fiyatlari
replika satış ve birebir ürünler,den islam bilgilsi44
replika satış ve birebir ürünler,den islam bilgilsi44 bugün replika satış ve birebir ürünler sizin icin islam yaxzılarını sizlere sunuyor ve sizler icin elinden gelen gayretiv gösteriyor replika satış ve birebir ürünler gece gündüz demeden calısıyor replika satış ve birebir ürünler diyorki Cenabı Allah irade ettiği bir şeyi bir insan veya hayvana, bunların irade ve ihtiyarî olmaksızın, vahiy ve ilham İslâm olmıyanlara da verip bunların mal ve canlarının muhafazasını temin ve hattâ müslümanlarm bunlardan kız ve kadın almalarına müsaade eden, mukavelelere, muâhede-lere —velev ecnebilerle aktedilmiş olsun— riâyet olunmasını ve Islâm hükümeti ile harp halinde bulunmıyanlara —müşrik bile olsalar— iyilik etmeyi emreden biricik din, İslâm Dini'dir Kur’anda: «İman edenler Allah yolunda, ve küfr edenler şeytan yolunda mukatele ederler» buyuruluyor. Müslümanlar, ancak hakikî medeniyet olan İslâmiyet! neşretmek için, muharebe ederler; memleketlerini genişletmek ve servetlerini arttırmak için muharebe etmezler.Cenabı Allah hakkında en doğru ve O'nun şanına lâyık ve akla muvafık bir fikir ve itikad vermesidir; İslâm Dini’ne göre, Allah birdir; mekândan ve mahlûkata benzemekten münezzehtir. Yahudiler'le Hıristiyanlar da Allahın birliğine iman ediyorlarsa da, Allahın gökte olduğuna kail oluyorlar. Bundan başka; yukarıda beyan olunduğu veçhile, ona insana mahsus olan veyahut ülûhiyet şanına lâyık olmıyan bazı sıfatları da isnad ediyorlar. Hıristiyanlar ise baba, oğul ve ruhülkudüsten ibaret olmak üzere üç şahısta bir Allah vardır, diyorlar.
Cenabı Allahı nakîselerin cümlesinden tenzih ettiği gibi, bazı peygamberleri de kendilerine nübüvvet sıfat-lariyie telifi kabil olmıyarak, isnad edilen töhmetlerden tebriye etmesidir. Hazreti Lût ve Hazreti Davud’a zina ve Haz-reti Harun'a put yapmak ve Hazreti Isa’ya ülûhiyet davası isnad edildiği yukarıda beyan olunmuştu.Dinî âyinlerinin ve ibadet tarzlarının her cihetle mükemmel olmasıdır. Çünkü bunlar hürmet âdabını ta-
199 — Sizinle dinde mukatele etmeyen ve sizi diyarınızdan çıkarmıyanlara iyilik etmekten ve onlara icra-yi adâlet eylemekten Allah sizi menetmez (Mûmtehine, 5).mamiyle câmi olduktan başka sıhhate de gayet nâfidir. Müslümanlar’a, abdest alırken ve namaz kılarken, bir kere bakmak bu bapta itminan hâsıl etmeğe kifayet eder.Dinin esas akidelerini kat’î ve vâzıh bir surette tâyin etmiş olmasıdır... Yahudiler'in ülûhiyet şanına ve akla mugâyir bir takım itikadlarda bulundukları yukarıda izah edildi. Hozreti İsa bu hususta bir şey söylemedi. Papazların bu bapta neler icat ettikleri de görüldü.
Mükemmel bir ahlâk sistemi vazetmiş olmasıdır. Elde bulunan Tevrat’tan böyle bir sistem çıkarılamaz. Zaten muharref olduğu tebeyyün eden bir kitap buna esas ittihaz olunamaz.Hazreti İsa, muhabbet esası üzerine müs-tenid, bir ahlâk kaidesi vaziyle iktifa etti. Dini tebliğ müddeti olan üç sene içinde yapılması ve yapılmaması lâzım gelen şeyleri bildirir bir kanun yapmağa vakit bulamadı. İngiliz ahlâk âlimlerinden Stuart Mil, Hıristiyan ahlâkının Rum-lar’ın ve Romalılar’ın ahlâkından —bir takım şeyler ilâvesiyle— vücûde getirilip, mükemmel ve yüksek bir ahlâk sisteminin bir çok esas kaidelerinin buna ithal edilmediğini, hıristiyan ahlâkının çoğu putperestlik aleyhinde bir protestodan ibaret ve körü körüne bir itaat mezhebi olup, hâkimlerin cümlesine — ne kadar haksızlık da etseler — itaat edilip, mukavem.ette bulunmamasını emrettiğini, devlete karşı olan vazifeyi nazarı dikkate almadığını beyan etmiş ve buna bir memuriyete daha ehliyetli adam var iken diğerini tayin eden hükümdarın günah işlemiş olacağının İslâm Dininde görüldüğünü ilâve ederek İslâm ahlâkını tercihe meyyal olduğunu göstermiştir.İhsan ve adâleti emretmesi ve bunu Müslüman-lar’la harb halinde bulunmıyan müşriklere, gayri müslimle-
200 — İzale-i Şükûkün 200 üncü sahifesine bakınız.yoliyle, mükemmel sûrette yaptırır ve bu vücûde geldikten sonra o İnsan veya hayvan bunu nasıl yaptığını anlıyamaz. Balansı ve örümcek gibi bazı hayvanların vücûde getirmekte oldukları acayip masnuat bu bapta bize bir misal teşkil etmektedir.
Hazreti Peygamber Kur'an'ı. âdi şuuriyle, kendiliğinden m.eydana getirmeye muktedir olmadıktan başka, kendisine vahy edilmiş bir şeyi ketme de kaadir değildi. Eğer buna kudreti olaydı, esas ahkâmı hâvi olmıyan bir iki kıssayı, bazı kimselerin akla garip görerek şüpheye düşmelerinden çekinip), Kur'ana dercetmezdi. Lâkin bu, elinde değildi. Hazreti Aişe: «Eğer Resulü Ekrem Kur'an’dan bir şey ket-medeydi, «Sen kalbinde bir sır — Zeyid Zeynebi tatlik ederse onu almak arzusunu — saklıyordun. Allah onu ifşa edicidir. —Peygamber oğulluğunun mutallakasını aldı diyecekler diye— nasdan sakınıyordun, halbuki Allah sakınmağa daha lâyıktır» meâlinde olan âyeti ketmederdi» demiştir.Geçen izahat ve tafsilâttan, mukaddes kitabın ve ya-hudi ve hıristiyan dinlerinin mahiyetlerini anlıyanların İslâm Dini nin bunlara neden dolayı tercih edilmesi lâzım geleceğini de anlamak isteyecekleri tabiidir. Binaenaleyh biz bu baptaki rüchan sebeplerini de burada arzetmteğe lüzum gördük.İslâm Dini’nin umûmî din sıfatını hâiz biricik din olmasıdır. İnsanların kâffesini bir ümmet sayan, peygamberlerin cümlesini tasdik eden, ehli kitabı, İslâm ile aralarında müşterek olan kelime-i tevhide davet eden, müslü-manlara verdiği hukuku onların hükümleri altında bulunan.Düşman üzerine galebe edildiği vakit çocukların, kadınların ve ihtiyarların öldürülmesini menetmesidir (202). İnsaniyetkârane muharebe usûlünü en evvel kabul eden, Hazreti Muhammed (S.A.V.) dir. Ondan evvel edilen muharebelerde merhamet nedir? kimse bilmiyordu. Kadınlar, yeni doğan çocuklar, hattâ koyun, deve ve merkep sürüleri bile imha ediliyordu. Acemlerle Bizans Rumlarının Hazreti Peygamber zamanında ettikleri muharebeler de böyle idi Şer'î ahkâm hususunda hiç kimseye imtiyaz vermemesidir. Hükümdar ile teba, âmir ile memur, âlim ile ça-hil, kadın ile erkek, efendi ile hizmetçi hâkim huzurunda birdir; Hazreti Ali halife iken, meşhur Kadı Şüreyh huzurunda bir Yahudi ile muhakeme olundu. Hâkim, onun oğlu olan Hazreti Hasân'ın şahadetini kabul etmedi. Hazreti Ali, Şü-reyh'in bu mûamelesinden dolayı, hiç bir dargınlık eseri göstermedikten başka, hâkimin ona, «Ya Ebelhasen» diyerek, künyesiyle hitap ettiği halde Yahudiyi adiyle çağırmasını müsavata bir nevi riâyetsizlik sayarak hiddetlendi.
Dinî itikatları ve âyinleri tesis etmek imtiyazını yalnız Cenabı Allaha ve Resulüne tahsis edip, kilisenin tahakkümünü ortadan kaldırmasıdır. Engizisyon mahkemelerinin yaptıkları zulümler herkesin malûmudur. AvrupalIlar bu tahakkümden ancak bir takım kanlı inkılaplarla kurtulabilmişlerdir.
Hıristiyanlıkta vaftiz, günah çıkartmak ve takdis gibi dinî merasim, ancak bunlara vesâtet etmek selâhiyetini veren rütbeleri haiz papazlar tarafından icra edilebildiği halde, İslâm Dininde, meselâ imam olarak namaz kıldırmak, cenazeyi gasil ve tekfin etmek gibi merasimin icrasına —bunların usul ve ahkâmını bilmek şartiyle — her müslü-man mezundur. Günahları affetmek için. Cenabı Allahtan başka kimseye selâhiyet vermemesidir.
Esas olan itikatlarda ve hükümlerde ihtilâf olmamasıdır. İslâm Dini’nin Hanefî, Şafî, Mâlikî ve Hanbeli'den ibaret olan dört mezhebi, aslî olan meselelerde müttehid olup, yalnız furûlarda ihtilâf etmişlerdir. Binaenaleyh, bih-Esasen Kur’anda hakikate aykırı bir şey yoktur. Hata, bizim bazı âyetlerden anlamadığımız mânalardadır. Meselâ «Abese» sûresinde «Allah yeri döşedi» ve Nuh sûresinde «Yeri size döşek yaptı» buyuruluyor. Bu düzlük bizim hissimize göre, yerin yuvarlak olmasına mâni değildir. Bunun gibi bir kaç ayette «Allah gökleri ve yeri altı günde halketti» buyurulmuştur. Bu günlerin de bizim bildiğimiz yirmi dört saatten ibaret günler olmadığı bedihîdir. Çünkü o zaman güneş ve yer henüz mevcut değildi. Bu günler, binlerce senelerden ibaret uzun devirlerdir.
Hazreti Peygamber: «İman, yetmiş bu kadar şubedir. Bunların efdalı Lâilâhe illâllâh kelimesidir, ve ednası ezayı mûcip olan şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya dahi imandandır» buyurmuştur.Kur'anda, muâmelâta müteallik hükümlerin pek az olması ve şer'î hükümlere örf ve âdetin esas tutulması ve tâzirler yani yalnız menedilip de cezaları tâyin olun-mıyan fiiller hakkında icra edilecek mücazatın tayinini İslâm hükümetine bırakması ve bu veçhile hakkaniyet adâ-let ve inzibatın temini için icap eden kanunların tanzimine müsait olmasıdır.Cenabı Allahın kudretinin eserlerini görmeyi bir ibadet sayması ve ilim tahsilini emrederek medeniyetin terakkisine yol açmasıdır. Vaktiyle Garpde Kurtuba ve Şarkta Bağdat şehirlerinin ilim ve irfan merkezleri olmaları bunun semeresidir.
Her hususta itidali iltizam ederek ifrat ve tefritten âri olmasıdır (Bakara, 144). Tevratta cürüm ile nisbet kabul etmez şiddetli cezalar, Incil’de de düşmanları bile sevmek, bir yanağa vurulduğu vakit diğer yanağı çevirmek, cübbeyi alan kimseye entariyi de vermek gibi insan tabiatının mütehammil olamıyacağı bir takım teklifler görüldüğü halde, Kur’an-ı Kerim, tecâvüze mukabele ve lâyık olan cezanın tatbikine hak veriyor. Bununla beraber, affetmenin Allahın rızasına daha muvafık olacağını bildiriyor (Şûra, 40) İktisat hususunda dahi «elini boynuna bağlama yani imsak Kimseyi kudretinin üstünde bir şeyle mükellef tutmamasıdır (204). Meselâ namaz, bazı mazeretlerden dolayı. oturularak kılınabilir. Oruç, hasta, ihtiyarlık, gebelik.Müslümanların hâiz oldukları hakları râiyyeden gayrı muslimlere de vermesidir. Bunlar, kendilerine karşı, gasıp ve katil gibi bir tecâvüz vukuunda mahkemelere müracaatla haklarını ihkak ettirebilirler.
Siyâsette meşvereti esas addetmesidir. Şûra tarafından verilen karara ittiba. vâcibdir.Hâkimlerin verecekleri hükümlere hiç bir kimsenin. velev af süratiyle olsun, müdahalesini tecviz etmemesidir.hüküm, zahiren biribirine aykırı görüldüğü halde, akla, muvafık olan hüküm ile amel edilmesine cevaz vermesidir. Islâm Dininde, bu veçhile, akıl esas addedildiği halde, hıristiyanlıkta ekenimi selâse. yani üç şahısta bir Allah. Allahın tecessüdü. Hazreti İso'nın ölümü ihtiyar etmekle insanların hatie-i asliyeden kurtulmaları. Kuddasta Allahın hakikî olarak mevcut olması gibi esaslı itikatlar, akıl erdirmek mümkün olmıyan birer sır olarak kabul edilmektedirVolter: «Mulhidleri yapan şey. hıristiyan itikatlarının abes ve muhal olmasıdır» diyor.
mal ve canları gibi dinlerini de muhafaza etmesidir. Bunlar, dinî âyinlerini serbest olarak, yapabilirler. Din ve mezheplerin hürriyetine İslâm kadar riayet eden bir din yoktur. İşte bazı ecnebi devletlerin milyonlarca müslüman ahali ile meskûn memleketleri tabiiyet ve itaatlerinde tutabilmeleri İslâm Dininden aldıkları bu dinlerin serbestısı prensip: sayesindedir.Hürriyete, her dinden ziyade, riayet etmesidir. Bir câriye dünyaya evlâd getirdiği vakit esaretten kurtulur. Kendisini, bir bedel mukabilinde, esâretten kurtarmak ıçm efendisiyle mukavele aktetmiş olan esirlere muâvenet ıçm zekâtten para verilir.
İslâmiyet kadar fukarayı himâye eden bir dm olmamasıdır. Çünkü kazanmağa iktidarı olmıyan veyahut ka-zancı geçinmesine kifayet etmiyen fakirlere de zekattan bir hisse ifraz edilmesidir.Müslümanlar arasında şâir ittihatlara kıyas kabul etmiyecek derece kuvvetli ve tam bir ittihat hâsıl etmesidir. Çünkü umum Müslümanlar’ın kardeş olduklarını ilan ettikten başka ibâdet, mûamelât. ahlâk ve âdaba müteallik hükümler bir olduğundan fikirler de. hayat tarzında, temayüllerde ve ihtisasat ve vicdaniyatta tam bir ittifak hasıl o -maktadır: Bir müslüman nereye gitse dindaşları yanındo ayni muameleleri, hareketleri, âdetleri buluyor.Kadınlarla çocukların nafaka, mesken ve sair muhtaç oldukları şeyleri tedârik etmek, kocasına aittir. Bir kadının, evlenmezden evvel, veyahut kocası öldükten sonra masraflarını babası, ve babası yok ise kardeşi bu da yok ise mahrem bir zirahmî yani kendisini alması haram olan bir hısımı verir. Bunlardan hiç biri mevcutHalbuki, Ik.nc, Murad zamanına Mnrnnstan ve Lehistan kiralının, İncil üzerine yemin ede r mzalad^ı on senelik muahedeyi, daha iki ay gecm-den Papa'nın vekilinin, müslümanlarla imzalanan ahıd ve miso^n hükmü yoktur diyerek, bozup Türkler üzerine bir Mnriı nrdusu sevk ettirdiği malûmdur.
Ey benim nefisleri üzeLe israf etmiş yeni pek çek günah işlemiş olan kullarım» diyerek verdiği emir hakikaten buyuk bir te sir ve yukarıda Kur'an hakkında tetebbüatı hav, esefin baş îlfmdo münderiç «Kur'an, haşin ve korkunç bır Allah. İslâm’dan evvel, Ceziretülârabda. kadınlar zillet ve sefalet içinde idi; hayvanlar gibi alınıp satılırlardı; miras kalırlardı. Kızların bir takımı diri diri gömülürlerdi. Onları, bu zilletten kurtarıp; erkeklerin küfvi ve şeriki yani eşi ve ortağı sayan ve haklarında yapılmakta olan çirkin âdetleri kaldıran Kur’an-ı Kerimdir.Avrupa’da da kadın, yakın vakte kadar, aşağı bir mevkide bulunuyordu. Bugün de bir çok memleketlerde kadın, evlendiği vakit, kocasının vesâyeti altına'girer, medenî haklarını hemen hemen kaybeder, emlâki kocasının emlâkiyle bırleşip bir «aile servet» olur ve bunu müstakillen kocası idare eder. İngiltere’de erkek vâris varken, kadın babasının gayri menkul mallarından bir şey alamaz. Halbuki müslüman kadınları mal ve mülklerine müstakillen mutasarrıftırlar ve ne kadar zengin olsalar nafaka ve sükna tedariki yine kocasına aittir.
31— İçkiyi ve kumarı haram yani yasak etmesidir. Cürüm ve cinâyetlerin çoğu içkiden ve nice servetlerin mahv ve âilelerin sefalete duçar olması kumardan ileri geldiği bilinen bir hakikat olduğundan bu iki beliyenin memnûiyeti, insanlar için, pek büyük nimetlerdendir.
32Temizliğe pek ziyade ehemmiyet vermesidir. Daha mikroplar keşfolunmazdan evvel farzedilen abdest ve guslün bu muzır mahlûkların ellerden, ağızdan, burundan ve sair âzadan izalesinin sıhhate ne kadar faydalı olduğunu tababet ve hıfzıssıhha ilimlerinin son zamanlardaki terakkisi, şüphe götürmez bir sûrette ispat etti. Yemekten evvel ve sonra ellerin ve ağızların yıkanması da sıhhî şartların en mühimlerindendir. Hazreti Peygamber Ebudderda'yo: «Temizliğe itina et, ömrün uzun olur» buyurmuştur.
33Bir taraftan temellük hakkını muhafaza ve diğer taraftan ihtikâr ve gabn-i fâhişi yani aldatmayı tahrim ettik
mr-i celilinde işaret buyurulan zatlar dahi, ekseriyeti teşkil eden insanların avamı olmayıp, bu işi deruhde etmeğe salâhiyet veren fazilet ve meziyetleri hâiz olan eshab-ı kiram idi.
41 — Allahın zatı ve sıfatı hakkında hiç bir âlim ve filozofun vermeğe muvaffak olamadığı hakikî mârifeti muhtevi olmasıdır.
MÜSLÜMANLIĞIN TAVSİYE VE MENSUPLARININ
TATBİK ETTİĞİ GÜZEL HUYLARA BİR KAÇ MİSAL:
Rüchan sebepleri yalnız bunlardan ibaret değildir. Lâkin kitabımızın hacmini daha ziyade büyütmemek için bu kadarla iktifa edeceğiz... İslâmiyet'in, bir asır içinde, Atlas Denizi'nden Büyük Okyanus'a kadar yayılmasını ve yüz milyonu aşan halkı adalet bayrağı altına almasını ve ikinci asırda İslâm medeniyetinin Fransa’nın ortalarından Hind ve Çin’in içlerine. Pirene Dağları’ndan Himalâya tepelerine, Afrika’daki büyük sahra çöllerinden Rusya bozkırlarına kadar uzamasını temin eden şey, yukarıda saydığımız hakikatler ve yüksek hükümlerdir. Bunları bize tebliğ eden, Hazreti Peygamberdir. O’nun hak peygamber olduğunda şüphe yoktur. Çünkü bu mukaddes vazifeyi bu kadar mükemmel sûrette ifa etmek, peygamber olmıyan hiç bir kimsenin işi değildir. Bu hakikati kabul etmek istemiyenlerin, tarihten onu nakzedecek bir misal göstermeleri lâzımgelir. Bu ise, muhaldir. Ecnebi münekkid ve muterizleri İslâm Dini’nin bu gibi yüksek hasîse ve meziyetlerini sükûtla geçiştirerek öyle Kur’an’da mesel yahut peygamberi tecrübe için irad edilen suallere cevap olarak vârid olan bir iki kıssa ile bazı teferruatı târize vesile ittihaz etmekle maksatlarını istihsal edemiyeceklerinden ve kendi mevkilerinin ne kadar boş ve tehlikeli olduğunu, kendilerinden başka, anlamıyan hemen hemen niç bir âlim kalmamış iken İslâm Dini’nin mü-ısını on misline çıkartması, Kudüs’ün fethine giderken bir deveye kölesiyle nöbetleşe birer saat binmesi ve şehre zafer alayiyle girileceği esnada nöbet kölesine geldiğinden deveye onu bindirip kendi onun rikâbında gitmesi ve Kisra'nın kasrını bir darbe ile yere geçiren ve Direfşi Gâv-yanî denilen bayrağı kıliçiyle paralıyarak askerine taksim eden bu halifenin mescidlerde veya kuru toprak üzerinde yatması, geceleri sırtına bir çuval ekmek yüklenerek Medine'nin sokaklarında imdatlarına yetişecek fakir ve garipler araması, Firuz adında hıristiyan bir esir kendisini ölümle tehdit ettiği halde, bunun hakkında mücözat yapılması için yapılan teklife: «Niyette kalan cünhaya ceza yoktur» diye cevap vermesi ve sonra bu esir tarafından, namaz kılarken, ağır surette aldığı yaradan vefat etmek üzere bulunduğu esnada, hilâfeti, insanların en fazıllarından sayılan oğlu Abdullah’a havale etmesi teklif olunduğu zaman hiddetlenerek: «hilâfetten terettüb edecek mesuliyet Ömer’e de, âilesine de kâfidir. Zevcesini boşamağo
günün ertesi sabah, âdeti veçhile, yine omuzuna biraz bez alarak satmak üzere pazara gidiyordu. Yolda Hazreti Ömer ile Ebu Ubey-de’ye rastgeldi. Bunlar:
Siz halife tâyin olundunuz. Böyle pazarlarda ticaretle meşgul olursanız müslümanlann işlerine kim bakacak?» dediler. Ebu Bekir cevaben:
İyi amma ben âilemin nafakasını nasıl tedârik edeyim» buyurdu.
Bunun üzerine eshabı kiram günde yarım koyun, yaz ve kış için iki kat elbise ve iki bin dirhem gümüş yıllık maaş tahsis ettiler. Kendisinden sonra gelen hulâfa-yi raşîdîn de hep bu tahsisatla iktifa ettiler. (Dirhem, Arapların —bir frank kıymetinde— bir eski gümüş sikkesi idi.)
muktedir olmıyan bir adama müslümanlann işini ben nasıl tevdi edebilirim?» cevabını vermesi {^}, Hazreti Osman’ın, âsiler evini muhasara edip, kendisinden bir içim suyu esirgemek derecesinde çevir ve cefâ ettikleri halde kendi ta-raftariarını silâhla mukabeleden menetmesi, Hazreti Ali’nin, Kureyş'in Hazreti Peygamber'e sûikastları esnasında sabaha kadar onun döşeğinde yatması, yalnız göğsüne bir zırh giyip arkasını gören düşmana kanını helâl etmesi, düşmanlar onun ordusuna bir damla su vermedikleri halde, kendisi galebe ettiği vakit, düşmanlara istedikleri kadar su vermesi, Şamlılar şehitlerin eski pabuçlarına kadar yağma ettikleri halde kendisi kavgadan yüz çevirenlerin takip edilmemelerini emretmesi ve ölenlerin üzerlerinde çıkan para ve elbise ve sâireyi —vârislerine taksim edilmek üzere —düşman tarafına göndermesi, kardeşini memnun etmek için beytülmaldan aldığı akçeye bir para zammına rıza göstermiyerek onun düşman tarafına iltica etmesine meydan vermesi, kendisini —şehadetini mucip olacak surette— yaralıyan adamı tuttukları vakit onun güzel yemeklerle beslenmesini ve rahat döşeklerde yatırılmasını emretmesidir.Bundan sonra, makale sahibi «Dünyada bir din terbiye ettiği insanı daha ne yapar? Haşa, Allah mı yapar?» diye soruyor. Ve zannolunmasın ki; İslâm Dini’nde güzel huy bu dört halifeye mahsustur, diyerek Talha, Zübeyr, Ebu Ubey-de, Sad ibni Ebi Vakkas gibi eshab-ı kiramın faziletlerinden bazılarını zikrediyor. Bu arada Ebu Ubeyde’nin zaptettiği Şam vilâyetinde Hums şehrinden çekilmeğe meçburiyet görmesi üzerine, «Biz şimdi sizin muhafazanıza muktedir207 — Hazreti Ömer’in zamanında birçok yerler fethedilip beytülmale milyonca para ve saire gelmeğe başladığından Es-hab-ı kiram Hazreti Sıddık zamanında tâyin olunan tahsisatı biraz artırmak istedilerse de Hazreti Faruk bunu şiddetle reddetti.
dafaası kabil olmadığını ispata kalkışmaları hakikaten gülünç bir teşebbüstür. Bu kadar yüksek hakikatleri ve hükümleri hâiz olan İslâm Dini'nin, insanlar için, Cenabı Allahın en büyük nimeti olduğundan şüphe etmek apaçık bir hakikati görmiyeçek kadar körlüğe müptelâ olmağa mütevakkıftır.
Yukarıda saydığımız yüksek hükümler İslâm Dini'nin ulviyetini isbata kâfi ise de, bunların ahlâk üzerine yaptığı iyi tesirden de biraz bahsetmek istiyorum. Bu arzumun hu-sûlü için vaktiyle Avrupa müelliflerinden bazılarının bu dinin tehzib-i ahlâka öteki dinler kadar hizmet edemediği yolunda vukû bulan beyanatına karşı, merhum Namık Kemal Bey ve arkadaşları tarafından «İbret» gazetesinin 67 numaralı nüshasına dercedilen cevabın buraya konulmasını tasmim etmiş isem de, bu cevap uzunca olduğundan, muhtevi Olduğu menkibelerden yalnız bazılarının beyaniyle iktifa edeceğim:
Makale sahibi, bir dinin kıymet ve mahiyeti, yetiştirdiği adamların güzel huylara vâsıl oldukları derece ile tâyin olunur demiş ve ümmetin büyüklerinden ve halk tabakasından bir takımının gösterdikleri yüksek ve güzel ahlâkı sayıp dökmüştür. Bunların bir kısmı, şu iyi menkıbelerdir:
Hazreti Sıddık’ın bütün servetini din kardeşleri uğurunda fedâ ederek fakirliği ihtiyar eylemesi, gazaya giden Üsâme bin Zeyd'in rikâbında (üzengisi yanında) bir saat yürümesi, vefatında —o kadar evlâd ve akrabası var iken— Hozreti Ömer'i halife olarak tavsiye etmesi, ömründe hiç bir kimseyi incitmemiş olması (2o«) ve Hozreti Ömer’in müşriklere karşı tek başına meydan okuyarak. Resulü Ekremi, namaz kılmak için. Beyti muazzama (Kâbeye) götürmesi, hilâfeti müdeti olan sekiz sene içinde müslümanların sa-206 — Hazreti Sıddik ticaretle geçinirdi. Halife tâyin edildiği
olamıyacağız; haracınıza (verginize) hakkımız kalmadı» diyerek evvelce aldığı haracı hıristiyanlara iade ettiğini {^^), müslüman erkeklerden, hattâ kadınlardan bazılarının gösterdikleri fazilet ve mürüvvetlerden bir kısmını beyan ediyor. Bu cümleden olarak, Şam tarafında yapılan gazaların birinde, bir yaralının, isteği üzerine, kendisine getirilen suyu, kendi gibi susuzluk harareti içinde yanm.akta olan diğer bir yaralıya ve onun da diğer birine gönderdiğini, çekilen kurada kendisine af tesâdüf eden bir adamın, yine kurada kendisine katil tesadüf eden arkadaşının «öldüğüme teessüf etmem: bir ihtiyar annem var, ona kim bakacak?» demesi üzerine «kardeşim, benim dünyada kimsem yok, gel, kâğıtları değişelim» dediğini ve diğerlerinin de onu taklide kalkıştıklarını ve kurayı çektiren zâlim valinin taş gibi sert olan kalbi, bundan müteessir olarak suçluların hepsini affettiğini, Süleyman Elemevî ve Elmuzaffer gibi bazı zatların hilâfeti kendilerinden daha liyakatli olanlara terkeyle-diklerini, Hazreti Hamza'nın ciğerini yiyen Hind’in, İslâmî kabul ettiken sonra, kocası Ebu Süfyan'ın muharebede yüz çevirdiğini görmesi üzerine atının dizginine sarılarak, ona:replika satış ve birebir ürünler sizin icin sundu kaldıgımız yerden devam edecegiz.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder