replika telefondan islam bilgisi67

 replika telefon


replika telefondan islam bilgisi67 bugün replika telefon sizlere güzel yazılarını sunarken kahveniz elinde kesyif icinde bu replika telefon tarafından yazılan bu yazıları okuyabilirsiniz ve replika telefon diyorki âlbuki bu papaz, yine aynı risâlenin seksenyedin-ci sahîfesinden yüzyedinci sahîfesine kadar, hıristiyanlığın islâmiy-yet üzerine üstünlük ve fazîletini isbât için, İslâm memleketlerinin harâblığını ve Avrupanın zenginlik ve ma’mûriyyetini delîl olarak getirmişdi. Şimdi burada da, bir milletin kuvvet ve kudret dâiresini genişletmek hıristiyanlığın maksadı değildir, demekdedir. Orada dediği hıristiyanlık da, acaba burada söylediği başka bir din midir?

Yine bu papaz (Hıristiyanlığın te'sîr ve nüfûzunu kabûl ederek, ona kıymet verenler, bu dünyâda devâmlı olan mukaddes bir kardeşlik bağı ile berâber, akl ve siyâsete kavuşurlar. Âhiretde de, kâmil bir kul olduklarından, İlâhî ni'metlere ve zevklere vâsıl olurlar) demekdedir.

CEVAB: Bu sözüne göre; İngiltere, Avusturya devletleri ile

rin ölürken hıristiyanlardan dahâ ziyâde ferah ve sevinç içinde olduklarını kendisi i’tirâf etmekdedir. Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

Yine bu papaz, (İncilde îsâ Mesih, îmânı olmıyan bir kimseyi veyâ bir hükümdârı tehdît etmemiş ve ona başkalarına ibret olacak birşeklde muâmele etmeyi de cmr etmemişdir. Hükümdâr kâfir olsa bile, ona itâat etmeyi emr etmişdir) demekdedir.

CEVÂB: Evet îsâ aleyhisselâm, kâfir hükümdâra dahî itâati, emr etmişdir. Çünki, yetmiş-seksen kişi ile Roma devletine ve bütün yehûdîlere karşı cihâd etmek, onlara karşı gelmek mümkin değil idi. İslâmiyyetde de, hükümete, kanûnlara karşı gelmek men’ edilmişdir.

Yine bu papaz, (İncîl bütün hükümdârlara itâat etmeği emr eder. Hattâ hıristiyan olmıyan hükümdârlar şöyle dursun, hıris-tiyanlığa, buğz ve düşmanlığı olan hükümdârların dünyâ nizâmlarına, kanûnlarına itâat etmek lâzım olduğunu herkese talîm ve tavsiye eder) demekdedir.

CEVÂB: Protestanlığın kurucusu olan Lutherin, hıristiyanlık-da böyle bir kâidenin bulunduğunu, bu risâleyi yazan papaz kadar bilmediğine hayret edilir! Veyâ kendisi hiç kimseye tâbi’ olmadığından, aslâ buna i’tibâr etmemişdir. Çünki Luther, İngiltere kralı sekizinci Henri hakkında yazdığı tenkîd yazılarında, gâ-yet tahkîr edici bir lisân kullanır. Meselâ, kitâbının 1808 senesindeki baskısının yedinci cildinin ikiyüz yetmişyedinci sahîfesinde diyor ki, (Milletin selâmeti için ben deyyûs ile konuşuyorum. O kral, ahmaklığı sebebi ile, izzet ve makâmının hukûkuna hürmet etmediği hâlde, ben niçin o deyyûsun yalanını ağzına tıkmıyayım. Ey câhil meşe odunu, sen mülkün sâhibi olduğun hâlde, niçin sahtekâr bir yalancı ve kefen soyucu, hırsız ve ahmaksın. İşte İngil-terenin üstünlüğü ve bereketleri ile idâresi, bundan sonra senin eline kalmışdır.... vs.... vs.) Görülüyor ki, protestanların lideri ve Protestanlığın kurucusu olan Luther, hıristiyanlığa düşmanlığı ol-mıyan, ancak Lutherin yeniliklerine i’tibâr etmiyen Henriye itâat edip, boyun eğmek bir tarafa, hakkında yukarıdaki çirkin sözleri kullanmakdan aslâ çekinmemişdir. [Bütün bunlardan sonra, İncillerdeki (hükümdârlara kâfir bile olsa, boyun eğip itâat ediniz) emri nerede kalmışdır. Protestanlığın kurucusu Luther, niçin itâat etmeyip, isyân ederek İncilin emrlerini çiğnemişdir?]

Yine bu risâlede, (Muhammed aleyhisselâm, harb ederek bir din değil, siyâsî bir hükümet kurmuşdur. İslâm dîninde ancak Medîne-i münevverede cihâda izn verilmişdir. Muhammed ""sal-lallahü aleyhi ve sellem", Mûsâ aleyhisselâm gibi, cihâd ile emr


den olan Endülüs Emevî devletinden kalan eserler [vahşî İspanyolların yakıp yıkmaları ve pek çoğunu yok etmelerine rağmen] ispanyada ve Osmânlı devletininl'J mi’mârî, hukûkî ve edebî eserleri, Avrupa, Asya ve Afrika kıt’alarında hâlâ mevcûddur.

Yine bu risâlede (tslâmiyyet, müslimânların güç ve kuvvet sahibi olmalarını emr etmekdedir. Bunun için, hakkâniyyet sahibi ve Allahü teâlâya yaklaşmak isteyen kimseler yerine, kuvvet ve dünyâ servetine düşkün olan kimseler arasında yayılıp, onları kendilerine bağladı. Bunun için, islâmiyyete tâbi' olanlar, yalnız ma’nevî bir dîne bağlanan kimseler gibi olmadı. İslâm dîni, başından beri bozuk ve karışık bir hâlde bulunmuşdur. Hâlbuki hıris-tiyanlık, mücerred mukaddesliği ile, kendisine inananları devlet ve dünyâ azametinden sakındırmışdır. Hıristiyanlar, başından beri, çeşidli müşkillerle karşılaşmış ve düşmanların kahr edici saldırılarına uğramışlardır. Böylece, dünyâ çıkarları ve menfe'at peşinde koşanların, hıristiyanhğa girmelerine mâni’ olmuşdur) de-mekdedir.

CEVÂB: İşin aslı, papazın yazdıklarının temâmen tersinedir. Hicretden önce Mekke-i mükerremede îmâna gelen Eshâb-ı ki-râm içerisinde, kuvvet ve dünyâ servetine düşkün hiç kimse yok-du. Çoğu fakîr ve za’îf kimseler idi. İslâmiyyete düşman olan, Ku-reyşin ileri gelenleri ise, zengin, kuvvet sâhibi ve dünyâya düşkün kimseler idi. Matta İncilinin yirmi altıncı bâbında yazılı olduğu gibi, îsâ aleyhisselâm, hıristiyanların inançlarına göre^ ölmeden bir gün evvel havârîler ile yehûdîlerin fısh bayramındaki son akşam yemeğini yidikden sonra, onlara kendinin öldürüleceğini ve içlerinden birisinin kendini yehûdîlere haber vereceğini söylemesi üzerine, aralarında bu hâinliği kimin yapacağı husûsunda havârîlerin kalblerine korku düşdü. îsâ aleyhisselâm, yehûdîler tarafından yakalanmasından sonra, yanında bulunan havârîler, kendisini terk edip ayrıldılar. îsâ aleyhisselâmın en yakın dostu olan Petrus, o gece horoz üç def’a ötünce, üç def’a îsâ aleyhisse-lâmı tanıdığını inkâr etdi.

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” hayâtında, Eshâb-ı kirâm arasında kabîle reîsleri, kavminin ileri gelenleri ve zenginler de var idi. Onlardan böyle edeb ve îmâna uygun olmı-yan bir tehlüke meydâna gelmedi. Çünki bunların islâmiyyeti kabûl etmeleri geçici olan dünyâ malı için olmamışdı. Eshâb-ı ki-râmın hepsi, dîn-i İslâm uğruna mallarını ve canlarını seve seve
[1] Osmânlı devleti 699 [m. 1299] da kuruldu. 1340 [m. 1922] de inkirâz etdi.

fedâ eldiler. Doğruluk ve mukaddesliğin islâmiyyet ve hıristiyan-lıkdan hangisinde çok olduğu meydândadır. Kuvvet ve dünyâ malı peşinde koşan kimseleri hangisinin celb etdiği, bildirdiğimiz bu misâllerden açıkça anlaşılır.

Yine bu papaz, (İslâmiyyetin dîni devletden ayırmaması sebebi ile, noksanlığı birkaç şeklde ortaya çıkar. Bu mezkûr noksanlıkların her birinde, insanların dîne olan ihtiyâçlarını, hıristiyan-lığagöre, dâimâ tenâkuzlar içerisinde bulundurmuşdur. Bundan dolayı, islâmiyyetin yüksek bir din olmadığı anlaşılır. Şimdi din ve politikanın birleşmesinden meydâna gelebilecek ba’zı tehlükele-ri anlatmağa başlıyoruz) demekdedir.

CEVÂB: Dahâ önce bildirdiğimiz gibi, bu i’tirâzcı papaz islâmiyyeti dâimâ. Matta ve Yuhannâya nisbet edilen İncillerden ve Petrus ve Pavlosa isnâd edilen bir takım mektûblardan çıkarılan hıristiyanlık dîni gibi zan etmekdedir. Anlatacağı tehlüke-1er o kaynakdan çıkmakdadır.

Yine bu papaz, (Hıristiyanlık, islâmiyyetden dahâ çok yayıldığı gibi, onu kabûl etmiyenlere karşı harb etmemiş ve onların nâ-mûs, kıymet ve haysiyyetlerini kıracak bir muâmelede de bu-lunmamışdır. Hıristiyanlığa inananları, iyilik ve bereketlere ka-vuşdura gelmişdir) demekdedir.

CEVÂB: Hıristiyanlar, İspanyanın Gırnata şehrini istîlâ etdik-den sonra, engizisyon mahkemelerinin zulmü ile müslimânları ve yehûdîleri cebren, hıristiyan yapmışlardır. Dinlerini değişdiren-leri dahî ateşe atarak yakmışlar. [O zevallı insanlar, ateşde cayır cayır yanıp, feryâd-ü fîgânları göklere yükselirken, onları o hâlde gören, hıristiyan vahşî İspanyollar, sevinç çığlıkları atıyor, sevinçlerinden kadınları da dâhil olmak üzere, hepsi dans ediyorlardı.] Bu papaz, yine papazların yazdığı Endülüs ve engizisyon târîhlerinde bildirilen vahşetleri ve zulmlerini okumuş olsaydı, (Hıristiyanlar, hıristiyanlığı kabûl etmiyenlerin nâmûs, kıymet ve haysiyyetlerini kıracak bir muâmelede bulunmamışdır) yalanını yazmağa cüret edemezdi. [Filhakika, bir bakımdan bu papazın sözü doğrudur. Çünki hıristiyanlar, idâreleri altında hıristiyan olmı-yan hiç bir insan bırakmamışlar, bunları akla ve hayâle gelmiye-cek barbarlıklarla, işkenceler içerisinde yok etmişlerdir. Hattâ, ka-tolikler protestanları, protestanlar da İcatolikleri böyle imhâ etmişlerdir. Böylece, hıristiyanların hâkim oldukları yerlerde, başka dîne mensûb bir kimse kalmamışdır. Başka dîne mensûb hiç kimsenin bulunmadığı yerlerde, hıristiyanların, (Hıristiyanlığı kabûl etmiyenlerin nâmûs ve haysiyyetlerini kıracak bir muâmelede bulunmamışlardır) sözü yalan olmakdadır. Çünki, zulm ede-

çekleri bir kimse kalmamışdır. Hıristiyan târîhcilerin teassub ile yazdıkları haçlı seferleri târîhini okuyanlar, papazların ne kadar yalancı olduklarını gayet iyi anlarlar. Bu yazdıklarımızı kendisi ile görüşdüğümüz bir papaza sorduk. (Bir yüzüne vurana, diğer yüzünü çevir) i’tikâdında [inancında] olan, herkese iyilik yapmağı emr eden bir dîne mensûb oldukları iddiasında bulunan Hıristiyanların, bunca vahşeti nasıl yapdıklarını anlamak istedik. Cevâb veremedi.]

Yine bu papaz, (İslâmiyyct, dâima muârızlan ve müslimân ol-mıyanlar ile harb etmeyi emr eder. Mağlûb olanlardan cizye (varlık vergisi) alıp, onlara hakaret ile muamele eder. Şimdi bu iki dinden hangisinin ahkâmı şefkat ve merhametçe dahâ üstün ve insanların tabiatlarına dahâ münâsibdir? Bunlardan hangisinin dahâ üstün olduğunu akl ve insâfsâhibi olanlar, hemen anlarlar) de-mekdedir.

CEVÂB: Târih meydândadır. [Papazın bu yazıları vâki’ olanın tam tersinedir. Yalandır, iftirâdır. Müslimânlar, islâma saldıran düşmanlar ile ve keyfleri uğruna, insanlara zulm eden zâlimlerle ve insafsız diktatörlerle harb etmişlerdir. İslâmiyyetde cihâd, yâ müslimânlara, İslâm memleketlerine saldıran kâfirlere, zâlimlere karşı müdâfe’a için yapılır. Yâhud, zâlim diktatörlerin, zulm ve işkenceleri altında merhametsizce ezilen, zevallı insanları bu işkencelerden kurtarmak, insanları dünyâ ve âhiret se'â-detine kavuşduran islâmiyyetdeki, adâleti ve huzûru, bu zevallı insanlara da duyurmak için yapılır. Ya’nî, Allahü teâlânın kullarına, Allahü teâlânın dînini öğretmek, onları huzûr ve se’âdete ka-vuşdurmak için yapılır. Yoksa, islâmiyyetde harb, başka memleketlere saldırarak mal toplamak için yapılmaz. Harb netîcesinde feth edilen yerlerde, Hıristiyanların yapdığı gibi, aslâ katliâmlar yapılamaz, zulm edilemez. Bunu, Allahü teâlânın yasak etdiği, Kur’ân-ı kerîmin birçok yerinde ve Peygamberimizin çeşidli hadîs-i şerîflerinde bildirilmişdir. Dinlerini değişdirmeleri için, aslâ zorlanılamaz. Zorlamak Kur’ân-ı kerîme uymamak olur. (Dinde zorlama yokdur) meâlindeki Bekara sûresinin ikiyüz ellialtın-cı âyeti bunu açıkça göstermekdedir. İslâmiyyetin bindörtyüz sene hâkim olduğu yerlerde ve altıyüzotuz yıl Osmânh devleti idâ-resinde bulunan memleketlerde çok Hıristiyan vardı. Bugün Tür-kiyedeki hıristiyanlar bunların torunlarıdır..replika telefon sizler icin hazırladı ve sundu.





replika telefon, replika telefonlar,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder