replika telefonlar ve madde ile kuvvet bilgisi99

replika telefonlar ve madde ile kuvvet bilgisi99

 bugün ben ve replika telefonlar diyorki zarfında Güneş'in soğuyacağı, söneceği ve kendi gereken ısı ve ışığı veremeyeceği aşikârdır. Gerçekten 871 şartlarmı bizzat gezegenlerde bulmak mümkün de bu gayet güç olduğu gibi, bazı sabiteler etrafında ölü bir dönen gezegenlerin mevcudiyeti de malumdur, t’ Kuyruklu yıldızlarda ve göktaşlarında hayat luninayacağı tabiidir. Fakat acaba diğer yıldızlarda da böyle ^ idir? Oralarda birtakım organlarla donanmış ve mükemmel, hissetmeye/ idrak etmeye, düşünmeye muktedir hayvanlar yok p^udur? Bizim Dünya üzerindeki halimiz, aşama aşama gydmimiz, çevreye olan uyumumuz bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

"Eğer gayet uzak olan diğer yıldızlarda birtakım yüksek nıahlûklar mevcut ise -ki bu şüphesizdir- bunlarm bize nispetle daha çok gelişmeleri ve daha mükemmel bir hale gelmiş bulunmaları ve fakat düşünce açısmdan insanlardan farksız olmalan gerekir. Çünkü bütün kâinatta ancak bir tek akıl vardır ki, her yerde geneldir ve tabiatm kanunlan ancak bu akıl vasıtasıyla idrak olunur" (Zeise).
"Ruhun hayatmm, her ne kadar organlaşmalar başka dahi olsa, [1881 her yerde bir olması gerekir. Çünkü düşüncenin kanunları bütün kâinatta birdir" (Spiller).
Bu fikirlerden, fazla olarak ruh ve maddenin kimliğini de çıkarabiliriz. Bu fikirler ise akıl ve tabiatm kanunlan, madde ile kuvvet ve hareket arasmdaki ilişkilerdir. Ruhu meydana getiren ve yine bu ruhun kuvvetleri vasıtasıyla tabiatı ve âlemi idare eden şey, yukarıdan beri sözünü ettiğinûz kanunlardır. Bu yüzden ruhun kantmları tabiatın ve düşüncenin kanunlarıyla birdir. Mantıkla mekanik arasmda fark yoktur. Tabiattaki nitelik {raison) ile düşüncedeki rütelik ayrı ayrı şeyler değildir. Zekâyı gerçek bir tabiat kanunu diye ele alabileceğimiz gibi, bu kanmıun sonucu ya da tabii tarih kanunlarımn bir özeti olmak üzere de kabul edebiliriz. Deyim yerindeyse insanm aklı, içinde her şey yansıyan bir aynaya benzetilebilir. Bu akıl art arda meydana gelmekte olan birtakım değişimlerin ürünü ve çevre ile beden arasmda bir köprüdür. Duyarlığın en basit derecelerinden insanm zekâsma kadar bu özellik [189] yavaş yavaş ve derece derece ilerlemiş birtakım h^eketler ve karşı-hareketler sonucunda bugünkü
Louis Büchner
veremeyeceklerdir. Onlara göre akıl, bütüi^ gözlemlerimize rağmen insanda doğuştan bir ba^ ''Tabiatm kanunlarmın aynı zamanda aklın olduğunu ispat eden şeylerden biri de ilk defa h\iı \ birkaçım tanıdıktan sonra, onlardan diğer bazı V mantık vasıtasıyla çıkarabilmemizdir. Fakat bu çıj^. tecrübe ile incelemek gerekir ki, aksi surette hareket bizi yanıltabilir. Sonuç: Fikrin, tabiatm kanunlaru kendi
kendisinin bilincinde olan insanm düşüncesi kendi bilincinde olmayan tabiatm düşüncesi demektir yüzdendir ki, birbirinden pek uzak yerlerde bulungj|\^ düşünürler, mantık kanunlarma tâbi olarak aym zamand ^ hakikatleri keşfedebilmişlerdir" (Spiller).
"Tabiatm kanunlarıyla düşüncenin kanunlan birbiri aymdır. Düşünce yoğun bir hareket olduğu gibi, organizması da tabiatm kesüüik kazanmış kanunlarıdır Bd esasa dayanarak düşünceye yine ayıu kuvvetlerin bir faaliyetidir diyebüiriz" (P. de Lüienfeld).
Bu değerlendirmeler natüralistlerin felsefesinin arz sonuçlarla pek ziyade uyuşuyor ki, biz bunu insan ve hayvi ruhunun derece derece geliştiğine dair olan bölümün doktan fikirler kısmmda daha ziyade açacağız. Bu ruh kesin ve tabiatüstü ve yüce bir kuvvet tarafmdan mahlûklara verilmiş bir şey olmayıp vukuflarıyla, düşünceleriyle, duyarlıklanyla milyonlarca izlenimlerden oluşan [191] ve her dakika yemlenen iradeleriyle dış dünyadan meydana gelmiş bir faaliyettir. Canıs Steme'nin ifadesine göre insamn ruhu az çok sadık bir aynadır. Daima tabiatı yansıttığı için biz onun içinde her bilgiyi bulabiliriz. Fakat bu bulabilmek bazen zor, bazen mümkünstz bile olsa, çoğunlukla pek büyük faydalar sağlar.
"Fler yerde aym irade, aym değişmez kanun... yıldızlarm arasmda, hatta insanlarm dimağında... 1^ Krasser). [192]
Onuncu Bölüm Gökyüzü
Bugün bir küçük mektepli bile bilir ki gökyüzü, Dünya'mn Ürerine konulmuş mavi renkli bir kubbe değildir. Gökyüzünü seyrettiğimiz zaman bakışlarımız hesabı mümkün olmayacak derecede geniş ve aşağı yukarı boş bir genişlik içinde kaybolur gider. Uzay denüen bu genişliğin başlangıcı olmadığı gibi j^ihayeti de yoktur. Yalnız içinde bazı cisimler vardır ki, bu cisimler muhtelif arahklarla birbirinden ayrılımş oldukları lıalde uzaym yeknesak olan hareketsizliğini bir dereceye kadar ildâl ederler. İşte Dünyamız da bu cisimlerden biridir ki, uzayın uzaklıklarmdan tıpkı bir yıldız gibi görünür. Bu sözlerimizin açıklığına rağmen dinler Dünya üzerindeki seyahatimiz sona erdiği zaman arük göğe çıkacağımızı söylerler. Fakat düşünemezler ki, biz şimdi de o tahayyül [193] olunan gökyüzündeyiz, etrafımızda birçok yıldızlar ve tıpkı bizim Dünyamıza benzeyen gezegenler var!... Belirli bir şekilleri olmayan buhar yığmları, milyarlarca mesafe işgal eden ve maddesi gayet genişlik kazanarak bizim tahayyül edebileceğimizden daha pek ziyade seyrelmiş {rarefaction) olan nebüloz da dâhil olduğu halde, gökyüzünde mevcut bütün cisimler, bütün sistemler, muhtelif noktalarda meydana gelen I lasırgalardan {tourhillion) meydana geldi.
Şöyle ki, bazı noktalarda atomlar birbirine daha ziyade yakınlaşmış bir halde bulunuyorlardı. Bunlar derece derece yoğunluk kazanarak, yani daha ziyade sıkışarak ayn ayrı yerlerde birtakım birikmtiler ve sistemler meydana geldi. Bu atomlar kendi kendilerine hareket etmekte olduklan gibi meydana getirdikleri kütleler itibarıyla da harekete başladılar. Hareketleri gittikçe daha muğlak bir hale geldi. Fakat gerek tezahürlerinde gerekse tarzlarmda daima tabii ve kesin kanunlara tâbi kaldılar ki, o kanunlar da [194] ağırhk ve çekim kanunlarıdır. En küçük zerrelerden en büyük âlemlere, güneşlere kadar hepsinde ve hepsinin hareketlerinde bu kanunlara karşı kesin bir itaat eseri görülüyor. Bu hususta en küçük bir ihtilafın ağla ihHmaîi yoktur. Savet bu kanunlar
Louis Büchner
aksine cüz'î bir hareketin varlığı hissedilseydi, en ve en harikalı mucize ancak bu olabilirdi. Fen hadiseye hiçbir zaman tesadüf etmemiştir ve ^ muhtemel değildir. İnsan her ne kadar uzak dahi ols^* ^ birtakım teleskoplar yardımıyla bakışmı uzaym noktalanna kadar uzatarak bu kammlan tamyabilmiştir ı edilen milyonlarca tecrübeler hep aym sonucu, aynı kanunları meydana koyuyor ve aym hesaplara
"Gökyüzünü her türlü manasıyla inceledim, hiçbir yerde Allah'tan eser görmedim" (Lalande).
Bir gün Napolyon meşhur âlim Laplace'a, yazn^ basürmış olduğu Gökyüzü Mekaniği {Mecanique cekste) admdalj kitabmda ne için Allah'tan söz etmediğini sormuş, Laplacedj "Haşmetmeab, böyle bir teoriye ihtiyaç görmedim" cevaba vermişti. Tabiatm kanunlarmı taratmak ve göksel hadiseleri açıklamak hususunda kozmoğrafya ilerledikçe metafizikli varlık fikri meydandan kalktığı gibi, maddenin vç oluşumlarıyla hareketlermin tabii kcmunlarla açıklaıunas kolaylaşıyor. Küçük parçacıklar üzerine etki icra eden çekim, büyük kütlelerin oluşumuna da sebep olduğu gibi, yine avnı kammun "bütün"le ilişkisi halinde ilksel harekeden takip eden döngüse! hareketler meydana geldi. Bununla beraber yine birçok âlimler ilk titreşimi maddenin ve nitelikleriıun iktidarı dışmda gördüler. Bunun nasıl [196] metafizik bir el vasıtasıyla meydana getirildiğini öğrenmek istediler; tcihayyül ettikleri d öyle bir şeydi ki, bütün maddeyi kucaklıyor ve onu hareket ettiriyordu. Büyük Nevvton bile yıldızların te|et hareketlerinden söz ederken bu hareketin Cenâb-ı Hakkın parmağı vasıtasıyla meydana geldiğini söylüyordu. Laplace "Filozof!... Yıldızlara bu suretle teğet hareketi iaa ettirene! bana göstermelisin!" diye bağırdı.replika telefonlar sundu ve yarın devam edecegiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder