Kur’an-ı Kerimdeki lügat ve terimleri açıklayan ve dolayısıyla muteber bir kitap olan Ragıb îsfahan’m «Mufredat-ı El faz-ı Kur’an» adlı eserinde ise şu tarif yer alıyor: «Cilbab»ın çoğulu olan «Cilabib» gömlek ve başörtüsü demektir.Kamus şöyle tarif ediyor: «Cil'bab» gömlek ve başörtüsü demektir.» Genişçe bir elbiseden ibaret, kadınm bütün elbiselerini örtmek için kullandığı çarşaf büyüklükte veya çarşaftan biraz küçük bir örtüdür.Lisan-ül Arapta ise .şöyle tarif ediliyor. «Cilbab» abâdan küçük, çarkedden (Omuzlan ve göğsü de başla birlikte örten bir örtü türü) büyük, kadınm başım ve göğüslerini tamamen örtebildiği elbise türüdür.
Keşşaf’ın tarifi de buna yakındır. Mecma-il Beyan tefsirinde ise bu kelime tarif edilirken şöyle deniliyor; «Cilbab» bir nevi başörtüsü olup, kadmlar evden dışan çık^ken kullanır ve başla yüzü onunla örter, kapatırlardı.» Ancak bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: «Burada kasdedilmek istenen kadınlarm b03run ve" omuzlarım örtmek için üzerlerine aldıklan bir örtüdür. Bazılanna göre cilbab, aynen çarked gibidir.. Ayetin maksadı hür kadınlann evden dışan çıkacaklan sırada başlan ve alınlannı örtmeleri, kapatmalan emridir.»
Dikkad edilirse «Cilbab» in manası müfessirlerin büyük abadan küçük başörtüleri huşu, sunda kullanılmaktadır. Buradan ayrıca o zaman ka-dmlarm iki tür başörtüsü kullandıkları neticesine de varmaktayız. Birinci tür «humar» veya «magne’a» olarak adlandırılan küçük başörtülerdir ve normal olarak ev içinde kullanılırdı. İkinci tür büyük başörtüler ev dışında kullanılan ve cilbab lafzının geçtiği rivayetlerdeki manayla uygunluk arzeden büyük başörtülerdir. Mesela Ubeydullah Halebi’nin, Nur suresinin 61. aiyeti tefsirinde naklettiğimiz rivayetinden anlaşılan ayn bir husus şudur .*
İhtiyar kadmlar, cilbab' ve humarlannı çıkarabi-lirler ve onların saçına bakmanm sakıncası yoktur ve buradan hareketle cilbabın saçları örtmek için kullanıldığı sonucuna varabiliriz.
Bu ayet-i Kerimenin tefsiri etrafında Usûlü Kafi de bulunan bir rivayete göre Hz. Cafer-i Sadık Csela-mullahialeyh) şöyle buyurdu: «Kadın ihtiyarlayınca çarkedi çıkarabilir.»
«Cilbabı kendilerine yaklaştırsınlar» emriyle kasd-edilen onu giymek, üzerine atmak manasma gelmekte., olup, kadınlara dışarı çıktıklarında büyük başörtülerini almaları buyrulmaktadir. Elbette bir şeyi kendine yaklaştırmak ibaresi, kelime manası açısından örtmek yerine geçmez. Ama kadına elbiseni, örtünü kendine yaklaştır denilse bu, örtünü topla, açılıp saçılmasına engel ol, boş yere münasebetsiz olarak açma, bedenini kapat manalarına gelir.
Kadınların başlarına attıkları büyük örtüler o zaman iki türlüydü. Birinci tür sadece gösteriş ve teşrifattan ibaret örtülerdi ki. günümüzde de bazı kadınla-nn sözde örtü, çarşaf kullandıklarını görürsünüz ama bununla bedenlerini örtmedikleri gibi, gösteriş için ba-
açıklamalarında pek aydınlık kazanmamakta. özellikle de çarkedden büyük abadan küçük başörtüleri hususunda kullanılmaktadır. Buradan ayrıca o zaman ka-dmlann iki tür başörtüsü kullandıkları neticesine de varmaktayız. Birinci tür «humar» veya «magne’a» olarak adlandırılan küçük başörtülerdir ve normal olarak ev içinde kullanılırdı. İkinci tür büyâik başörtüler ev dışında kullanılan ve cilbab lafzınm geçtiği rivayetlerdeki manayla uygunluk arzeden büyük başörtülerdir. Mesela Ubeydullah Halebi’nin, Nur suresinin 61, aiyeti tefsirinde naklettiğimiz rivayetinden anlaşılan ayn bir husus şudur :
İhtiyar kadmlar, cilbab ve humarlarını çıkarabilirler ye onların saçına bakmanm sakıncası yoktur ve buradan hareketle cilbabın saçları örtmek için kullanıldığı sonucuna varabiliriz.
Bu ayet-i Kerimenin tefsiri etrafında Usûlü Kafi de bulunan bir rivayete göre Hz. Cafer-i Sadık (sela-mullahialeyh) şöyle buyurdu : «Kadın ihtiyarlayınca çarkedi çıkarabilir.»
«Cilbabı kendilerine yaklaştırsınlar» emriyle kasd-edilen onu giymek, üzerine atmak manasma gelmekte., olup, kadınlara dışarı çıktıklarında büyük başörtülerini almaları buyrulmaktadır. Elbette bir şeyi kendine yaklaştırmak ibaresi, kelime manası açısından örtmek yerine geçmez. Ama kadına elbiseni, örtünü kendine yaklaştır denilse bu, örtünü topla, açılıp saçılmasına engel ol, boş yere münasebetsiz olarak açma, bedenini kapat manalarına gelir.
Kadınların başlarına attıkları büyük örtüler o zaman iki türlüydü. Birinci tür sadece gösteriş ve teşrifattan ibaret örtülerdi ki. günümüzde de bazı kadınla-nn sözde örtü, çarşaf kullandıklarını görürsünüz ama bununla bedenlerini örtmedikleri gibi, gösteriş için ba
zen sağa sola yelpazelendirdiklerine de şahit olursunuz. Bunların çarşaf veya benzeri Örtüleri kullanmalarından, yabancı erkeklerle muaşeretten kaçmmadık-lan ve de kendilerini kem gözlerin sejretmesinden korumadıkları hatta bundan hoşlandıkları açıktır. İkinci tür tesettür bunun tam aksiydi ve zamanımızda da mevcut olup, kadın iffetli olduğunu ispatlamak için kendisini iyice örtmekte örtüsünün açılmaması ve bedeninin görünmemesi için azami ehemmiyeti göstermektedir. Kadının bu yerinde dikkati ister istemez kötü kalpleri kendisinden uzaklaştıracak ve umutlarını boşa çıkaracaktır. Bundan sonra açıklayacağımız üzere bu emre delil mahiyetindeki cümle de bu kavramı doğrulamaktadır.
İkinci konumuz bu emrin zikredilmesindeki delil etrafmdadır. Kur’an müfesşirlerine göre; Havanın yavaş yavaş karamaya başladığı akşam vaktinde sokaklarda ve köşe başlarında toplanan münafıklar, cariye-lere sarkıntılık yapıyor, onları rahatsız ediyorlardı -. Daha önce de belirttiğimiz üzere cariyelerin bsışlannı' örtmeleri farz değildi ve bu, cariyelere sarkmtılık eden fasit kişiler bazen hür kadmlan da rahatsız ediyor ve sonra hür kadın olduğunu anlamadıkları iddiasmda bulunarak cariye sandıklarmı söylüyorlardı. Bunun için hür kadınlara «cilbabsız» yani kendilerini tamamen örtmeden dışan çıkmamalan emri veriliyordu ki, cariyelerden tamamen farkedilebilsin ve rahatsız edil-mesinlerdi.
Elbette bu açıklama tenkid edilebilir, zira yukarıdaki beyanattan anlaşıldığı kadarıyla cariyelere sarkıntılık yapmanın sakıncası yoktur ve münafıklar, bunu kendileri için makbul bir özür olarak ileri sürüyorlardı, halbuki hiç de böyle değildir. Cariyelere eğer saçlarını örtmeleri farz değildiyse bunun sim, onlann baskalannm rağbetini kazanacak kadar ilgi çekici ve tahrik edici olmamalanndandı ve daha önce de zikret
tigrimiz üzere hizmetçilik vazifesi görüyorlardı. Ancak münafıkların bu sarkıntılıkları cariyeler hususunda da günah sayıldığından, bu hareketlerini özür olarak gösteremezlerdi.
Bu cümlenin manası hususunda ileri sürülen başka bir ihtimale göre ise kadın eğer dışan çıktığında örtünerek vakarlı bir şekilde iffet ve namusunu korumaya riayet ederse fasid kişiler ona sarkıntılık etme cesaretinde bulunamayacaklardır.
Böylece şu neticeye varmaktayız ki: Birinci ihtimale göre; «Bu onların incinmemelerini daha iyi sağlar* cümlesinin manası, örtündükleri zaman hür oldukları anlaşılmakta ve cariyeler gibi fasid gençler tarafından takip edilerek rahatsız edilmemektedirler. Ve arna ikinci ihtimale göre; yukarıdaki cümlenin manası: Böylece necip ve iffetli kadın oldukları anlaşılmakta ve kalbi hasta olanlar, bunlara sarkmtılık etmekten kaçmmaktadırlar. zira artık iffetli oldukları malum olmakta, kem gözler körleşmekte ve hiyanet eli kısalmaktadır.
Bu ayet-i kerimede örtünmenin hudutları belirtilmiş olmayıp buradan, yüzü örtülmesinin lazım olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Daha önce üzerinde etraflıca durduğumuz üzere örtünmenin hudutlarmı tayin eden. Nur suresi 31. nci ayettir.
Bu ayet-i kerimeden (Ahzab - 59) çıkarılacak netice şudur: Müslüman kadın, halk arasında gidiş-ge-lişlerinde öyle hareket etmelidir ki, iffet, vakar, ağırbaşlı ve paklık sıfatlan belirgin olmalı ve bu sıfatlarla tanınmalıdır. İşte bu durumda gönülleri hastalıklı olanlar, ona buna sarkıntılık peşinde koşanlar müslü-man kadınlardan ümitlerini keserek onlardan istifade etme fikrini hayal bile edemezler Görüldüğü üzere fasid ve ahlaksız gençler devamlı olarak açılıp saçılarak halk arasmda dolaşan kadınİ8u*a sarkıntılık etmekte ve
de niçin onu bunu rahatsız ettikleri sorulduğunda, rahatsız olmak istemiyorsa bu haliyle dışan çıkmasm cevabını vermektedirler.
Bu ayette (59.) belirtilen emir gibi 32. nci ayette Resulu Ekrem (s.a.v)’in hanımlarma hitabederek şöyle buyuruyor: «Çekiniyorsanız sözü yumuşak bir tarzda söylemeyin ki gönlünde hastalık olanların tamahları tahrik olmasm.» Bu ayet-i Kerimede ^konuşurken nasıl iffetli ve vakarh olmak emri belirtilirken sözkonusu ayeti kerimede (59) ise halk arasında gidiş-gelişlerde nasıl vakarlı olmak emri açıklanmaktadır. Daha öncede. söylediğimiz üzere insanın hareket ve davranışları da çoğu kez konuşur gibidir. Özellikle kadmlarm elbise giyiniş tarzı, yürüyüşü, konuşması manalı olup, davranışlarının diliyle bazen gönlünü bana ver, beni takip et derken, bazen de yine aynı dille bu sarkıntılık edemezsin anlamma gelir.
Bu ayet-i kerimeden (59) çıkanlan neticeyi hulasa edersek burada örtünmenin keyfiyeti hudutları belirtilmemekte ve örtünmenin hudutlarmı beyan eden ayet-i kerime Nur suresi 31. nci ayetidir. Bu ayetin. Nur suresi ayetinden daha sonra nazil olduğu gerçeği göz. önüne alınarak şu neticeye varılmaktadır.
«Dışarı çıkacakları vakit cilbablannı kendilerine yaklaştırsmlar.» cümlesiyle belirtilmek istenen incinip rahatsız edilmemek için Nur suresinde beyan edilen emre tamamen riayet edilmesi gereğidir.
Bu ayetten bir önce gelen ayette (58) şöyle buyruluyor.
«Kadın ve erkek, inananlara, yapmadıkları suçlar yüzünden eziyet edenler, pek büyük bir yalan ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.»
Bu ayet-i kerimeye gösterilecek dikkat söz konusu ayetin daha iyi anlaşılmasma yardım edecektir. Şöyle
ki, mû’min erkek ve kadınlara, eziyet edenler şiddetli bir şekilde tehdit edildikten hemen sonra kadınlara davranışlarmda a^r başlı ve vakarlı olmaları ve böy-lece sarkmtıhk edenlerin hareketlerinden kurtulmaları buyrulmaktadır.
Kur’an müfessirlerinin ekseriyeti «cilbablanm kendilerine yaklaştırsınlar* cümlesini yüzü örtmek olarak tefsir ederek bunun yüzü örtmek için buyrul-muş bir kinaye olduâ:unu belirtmişlerdir. Mûfessirler ibarenin örtmek anlamına gelmediğini kabul etmekle birlikte cümlenin, hür kadınların cariyelerden ayırde-dilmesi anlamma geldiğini farzettikleri için, böyle tefsir etmişlerdir.
Yukarıda belirttiğimiz üzere bu tefsir sahih değildir. Zira Kur’an-ı Kerimin sadece hür kadınlara inayet ederek diğer müslüman kadınların incinmelerine, eziyete uğramalanna göz ynmması düşünülemez. Burada ilginç olan şudur ki, ayet-i kerimeyi bu şekilde tefsir edenler. Nur suresinin tefsirinde yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesinin gerekmediğini ve bunun zorluk olduğunu söyleyen müfessirlerdir. Zemahşeri ve Fahri Razi’de bu gruptandır. Bu müfessirlerin düştükleri çelişkiyi anlamamalan da hayret verici başka bir noktadır. Burada (Ahzab - 59) hür kadmlann yüzlerini örtmeleri gerektiğini söylerken Nur suresi ayetindeki örtünme emrinin kastedildiğini de belirtmemektedir-1er. Gerçek şu ki bu mûfessirler, Nur suresi ayetiyle Ahzab suresi ayetinin kavramları arasmda bir tezat görmemekte ve Nur suresi ayetini işin içinde rahatsız edilmemek ihtimali devamlı geçerli olan ve külli bir emir olcirak alırken, Ahzab suresi ayetini, belli hususlar için hür kadının veya genel olarak kadının fasid kişilerce incinip rahatsız olduğu sıralarda gerekli olduğunu söylemektedirler.
Ayet-i kerimeden (59) çıkarılacak ayn bir netice
do cudcio vo sokaklarda kadiniara sarkıntılık eden aiı-laksız fasit kifjllerln, löiami konulara göre ağır ve şiddetli cezalara müstohak görülmeleri prensibidir. Onları poiis karakoluna götürerek sadece saçlarını traş etmek yeterli olmayıp daha ağır cezalara çarptırılmaları gerekir. Kur'an*ı Kerimin sözkonusu ayet-i kerimeyi müteakiben 60, ncı ayette şöyle buyuruyor:
-Münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar ve Medine’de kötü haberler yayanlar, bu işten vazgeçmezlerse andolsun ki, sana onlara karşı bir kuvvet veririz de sonra artık orda pek az süre komşu olabilirler, sona «Yani bunlar eğer kötü işlerinden vazgeçmezlerse sana emrederiz de onlara saldınrsm ve onlar bu dunımda pek az bir süre senin yanında olacaklardır. Bu ayeti kerimeden anlaşıldığı kadarıyla onlar en azm-dan İslam toplumundan uzaklaştırılır, sürgüne gönderilirler. Çünkü bir toplum, iffet (namus) ve temizliğe saygı gösterdiği gibi hainlerde cezalandırılırlar. Bu. bir toplumun iffet© verdiği önem derecesini de göster-diğ için toplumdan topluma değşir.
Konumuzun bu bölümünde, Islam’m kadma farz kıldığı örtünmenin smırlannı karşı ve kabul edenlerin delilleriyle ele alarak, fıkhi açıdan İnceleyeceğiz. Burada şu noktayı yeniden belirtmekte fayda vardır; bizim araştırmamız ilmi açıdan olup, fetva değidir. Sîzlerden her biriniz bağlı olduğunuz mûctehidin fetvasına uymahsmız ve ameliniz taklit merciinin görüşüne göre olmalıdır.
İncelememizin ilk bölümünde İslam fıkhı açısından kesin açıklığa kavuşmuş, bilinen konulan belirtecek ve daha sonra sözedilmeye değer ve ihtilaf konusu konular üzerinde dursLcağız.
1 — Yüz ve bileme kadar iki elin dışında bedeni-nin tümünü örtmenin kadına farz oldu^ konusunda İslam fıkhmda hiç bir şüpheye yer yoktur. İslam’ın karşı çıkılamayan ve gerekliliklerinden olan bu konuda Kuran, Hadis ve fetva açısmdan bir farklılık olmayıp, hiç bir ihtilafa rastlanmaz. Bu konuda sözkonusu edilen sadece yüz ve bileğe kadar iki elin Örtülüp örtülmemesi konusudur.
2— Kadınm görevi olan ‘yüz ve bileğe kadar iki eli örtme farizalan’yla erkeği ilgilendiren ‘kadma bakmanın haram oluşu’ sorununun birbirinden ayrılması gerekir. Kadının yüz ve bileğe kadar iki elini örtmesinin farz olmadığı görüşünde olan birinin aynı zaman, da erkeğin bunlara bakmasmın haram olduğu görüşünü birlikte ileri sürmesi mümkündür ve bu noktadan hareket ederek bu iki sorunun birbirinden ayrılmaz, birbirinin varlığmı gerektiren iki konu oldukla-rmı farzetmek ise yanlıştır. Yine bunun gibi erkeğin başmı örtmesinin fıkhi açıdan farz olmaması, kadma,* erkeğin baş ve bedenine bakmasına izin verildiği anlamına gelmemelidir.
Eğer bakma konusuna izin verildiğini kabul edersek o zaman örtünme konusunun farz olmadığım kabullenmemiz gerekir. Çünkü kadmın yüz ve bileğe kadar ellerine bakmak erkeğe caiz, amma yüz ve bileğe kadar ellerini örtmeyerek açık bırakmasmm kadına haram olması uzak bir ihtimaldir. Daha sonra nakledeceğimiz gibi eski müctehitler arasmda. kadmm yüz ve bileğe kadar iki elini örtmesini farz bilen birini bulmak imkansız iken, erkeğin kadma bakmasmı haram bilenler çoktur.
3— Bakma sorununda bakış, eğer ‘telezzûz’ (zevk alma) veya ‘reybe’ (günaha düşme şüphesi) yoluyla olursa kesinlikle haramdır.
‘Telezzûz’ tat alma, zevk alma anlamlarına gel
mekte olup, telezzûz için bakmcü^, zevk almak amacıyla bakmak demektir. Ama ‘reybe*de göz otlatmak ve zevk almak amaç olmamakla birlikte bakan ve bakılanın bulundukları durum normal olarak tehlikeli olup, bakıştan sonra bir günaha düşme mümkündür. Bu her iki bakış şekli de kesin olarak haramdır. Ve hatta bu hüküm mahremler, yani birbirine namahrem olmayanlar arasmda da geçerlidir. Sadece görücülüğe çıkma, kız isteme konusımda müstesna olmak üzere bakmak caiz olup, bakış eğer telezzûz yoluyla da olsa —^ki normal olarak böyledir— szıkıncası yoktur. Ancak bir özellik de kişinin hedefinin gerçekten evlenmek olması şarttır. Yani erkek, evleneceği kadmı bütün diğer özellikleriyle beğendikten sonra ciddi olarak evlenmeye niyetliyse ancak son aşamada kadına bakabilir. Yoksa evlenmek bahane ederek sadece göz otlatmak için kadma bakmak caiz değildir. Kaldı ki ilahi kanun, insani kanımlar gibi değildir ki insan görünüşteki hilelerle kendini avutsun, burada insan vicdanı hakim ve şahittir. Allah Tebarek ve Teala’ya hiç bir şey gizli değildir. Buna göre bu işte hiç bir istisna yoktur. Yani kesinlikle haram olan bakış, telezzûz. zevk alma amacıyla olan ve günah tehlikesi olandır. Fakat bakış, eğer telezzûz amacıyla değilde telezzûz zorunlu olarak meydana gelirse sakmcası yoktur.
Ve yine fakihlerin açık bir şekilde belirttikleri üzere kadınlara, içlerinden birini seçmek amacıyla bakmak da caiz değildir. Görücülük konusunda ise görünüşte bir kadına bakmak caizdir ve kadmın erkeğe tanıtılması, erkeğin kadm hakkında iyice düşünmesi ve de yüz ve bedeninden başka bütün diğer özelliklerde şüphesiz olmaması gerekir ki, son aşamada kadmı be-. denen de beğenmek için bakabilsin. Elbette bazı fakih-1er bu konuya ihtiyatla yaklaşmışlardır.
Öitülmesinin kesin olarak farzolduğu yerleri açıkladıktan sonra bu bölümde de yüz ve bileme kadar iki elin örtülüp örtülmemesi konusunu ele alacağız.
Yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesinin farz olup olmaması, dolayısıyla tesettür sorunu, biribirinden tamamen farklı iki felsefi akımın ortaya çıkmasına yol-açacaktır... Eğer kadının, yüz ve bileğe kadar iki elini örtmesini gerekli görürsek, bu gerçekte kadını perde arkası hayata itmek ve onu sınırlı bir çevre dışında bütün işlerden yasaklamak veya yüzde yüz kadınlara ait çevrelerde kalmasmı istemek anlamına gelir.
Fakat eğer yüz ve eller dışında bedenin diğer or-ganlarmı örtmeyi gerekli görmekle birlikte her türlü tahrik edici eylemi haram sayar ve de erkeklerin te-lezzûz ve reybe yoluyla bakmalarını haram bilirsek, bu sefer ayn bir felsefi görüşle karşılaşırız ki, artık ka-dmm eve itilmesi zorunluluğu ortadan kalkar ve perde arkası hayat sözkonusu olmaz. Elbette bu durumda her türlü cinsi lezzet sadece aile çevresinde aranmalı, kadının gireceği topluluk temiz ve armmış olmalı ve de kadın evlilik çevresi dışmda ister gözle, ister dokunmakla ister duymakla olsun hiç bir zevk peşine düşmemelidir. Bütün bu şartlara bağlı kaldıktan sonradır ki, ancak kadm, sosyal mesleklerden birinde çahşabilir. Burada birkaç noktanın açıklığa kavuşturulması gere-İdr.
A — Biz, şimdiki durumda; kadının ilk aşamada ailevi, ev içindeki işleri mi görmesi gerekir, yoksa tersini mi? prensibini kabullenecek noktaya gelmiş değiliz. Şüphe yok ki, biz hepimiz, kadının ilk görevinin annelik etmek ve ev işleriyle uğraşmak olduğu görüşünden yanayız,
B — Siyaset, kadıhk görevi, fetva ve taklit mer
cii makamında bulunmak gibi bazı meslek ve makam-1ar vardır ki İslam açısından kadmm bu makamlarda bulunup bulunamayacağı başlı başına bir konu olduğu için ayrıca ele almması gerekir.
C — Kadının yabancıyla a3mı yerde yalnız İcal-ması. kapalı bir yerde yalnız bulunması sakıncalı olup, fakihlerin çoğunluğu bunu haram kılmıştır. Kadının yabancı erkekle yalnız kalmasını gerektirecek işler şimdilik kon>rmuz dışmdadır.
D — İslam açısından erkek, ailenin reisi, kadm ise aile kurumunun bir üyesidir. Aile reisi olan erkek, ailevi maslahatları dikkate alarak kadmı belli bir işi yapmaktan yasaklama hakkına sahiptir.
Yüz ve bileğe kadar her iki eli ve özellikle de yüzü örtmek eğer farz olursa kadının, eylemleri kendiliğinden ev içiyle, kadınlara ait topluluklarla smırlanacak-tır. Ama yüzü örtmek farz kabul edilmezse bu sınırlama ortadan kalkar. Özel durumlarda bazı smırlamalar konulsa bile bu belli durumlara ait istisnai haller olacaktır. Her durumda yüzü örtmek gerekli görülmediğinde bir kısım eylemlerin caiz veya haram olduğuna ilişkin şer’i hüküm açıklığa kavuşacaktır. Bir çok eylemler vardır ki, şer’i açıdan ve fakihlerin görüşüne göre kendiliğinden haram değildir, ancak yüz ve bileğe kadar iki eli örtmeyi eğer gerekli sayarsak bu durumda kadının bir çok eylemlere katılması bu hüküm sonucunda haram olacaktır. Yani, yüz ve ellerin örtülmesinin gerekli görülmesi nedeniyle haram olmakta ve kadının bu işleri yapmaya izinli olup olmadığı yüz ve bileğe kadar iki elinin örtülmesini gerekli bilip bilmemeye bağlıdır. Bu eylemlerden bazılarmı örnek olarak aşağıda sözkonusu ediyoruz:
1 — Kadmm şoförlük yapması caiz midir? Bilindiği gibi şoförlük sorunu için özel bir hüküm yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken özellik, kadmm şoför-
143
lük sırasında öteki görevlerini yerine getirip getire. meyece|:idir. Yüz' ve bilelre kadar iki elin örtülmesi eğer farz kabul edilirse bu durumda kadının şoförlük yapması mümkün değildir.
2— Kadının ev dışında satıcılık yapması caiz midir? Elbette amaç şimdiki durumda dünya üzerinde adet olan ve gerçekte satıcılıktan daha çok dolandırıcılık olan iş değil.
3— Kadının dairede çalışması caiz midir?
4— Kadın, isterse erkekler için olsun ders vermeye mücaz (izinli) mıdır? Eğer yüz ve ellerin örtülmesi gerekli görülmüyorsa ve de erkeğin bakışı telez-züz ve rey beden armmışsa yüz ve ellere bakabilir ve sonuçta ise bir sakmca yoktur yoksa caiz değildir, ka-dmm hapsedilmesinin,
saklanmasmın veya tersinin smın, yüz ve ellerin örtülmesini gerekli görüp görmemeye bağlı olup tesettüre karşı olanlarm eleştirileri de yüz ve ellerin örtülmesinin farz kabul edildiği yönündedir. Yoksa yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesi gerekli görülmediği takdirde bedenini diğer kısımlarmı örtmek konusunda hiç bir eleştiri yapılamaz. Eğer ka-dm amaçlı bir şekilde açık-saçık olarak dışarı çıkmak istemiyorsa yüz ve elleri dışında bütün bedeni ve ba-şmı örten tek bir sade elbiseyle bile kendini örtebilir ve bu onım dışarıdaki eylemlerini de engellemez. Fakat kendini göstermesi için modaya uygundur diye dar-düdük elbiseler giymesi kadmı pasif ve asalak bir yaratık haline sokar ki, kadm bütün zamanını pozisyonunu korumak için harcayacaktır. İleride açıklayacağımız üzere, daha önce de eski mûfessirlerden naklettiğimiz gibi yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesinin caiz görülmesi bir takım güçlükleri ortadan kaldırmak ve kadının eylemlerini mümkün kılmak amacıyla tanınmış bir istisnadır.
Şimdi de konumuz etrafında ileri sürülen uygun ve karşı delilleri incelemeye başlıyoruz.
Bir kaç nedenden ötürü yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesinin farz olmadığını söyleyebiliriz.
1 — «Tesettür» ayeti olarak bilinen ve örtünme görevini açıklayarak örtünmenin smırlarmı belirleyen Nur suresi 31. ayeti, yüz ve bileğe kadar elleri örtmeyi gerekli kılmamaktadır. Bu konu ayeti kerimedeki iki cümleden delillendirilebilir. Birincisi, «Açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler», ötekisi «Ve baş örtülerini göğüslerini örtecek bir şekilde omuzlarmdan aşağıya doğru salsmlar».
Birinci cümlenin tefsirinde açıkbğa kavuştuğu üzere müfessirlerin çoğunluğu «açıkta olanlar» istisnasıyla kına, gözdeki sürme, yüzük, bilezik ve benzeri 2i3metlerin amaçlandığım söylemişler, bu ziynetler yüz ve bileğe kadar iki elde bulıman cinsten süslemeler olup, kma, 3nüzük ve bilezik ellerde, sürme ise gözde bulunur.
Yüz ve bileğe kadar elleri de örtünmenin farz olduğunu ileri sürenler «görünenlerden başka» istisna-smdan amacın dış elbise olduğunu söylemelidirler. Oysaki bu uzak bir ihtimaldir ve Kuranı. Kerimin an-latıımna da aykırıdır. Dış elbiseyi gizlemek imkansız olduğundan istisna tutulmasma da ihtiyaç yoktur. Kaldı ki dış elbise ancak bedenin bir kısmı görüldüğü zaman ziynet sayılabilir, örnek olarak örtüsüz kadm-lann elbisesi onlann ziynetidir denilebilir ve fakat kadın eğer bedenini baştan aşağı örtecek bir elbise giyerse, bu elbise ziynet sayılmaz. Toparlarsak ayeti kerimenin bedendeki ziynetlerden bir kısmını istisna tuttuğu inkar edilemez ve aksi, ulaşan rivayetlere de aykırı olup, bu rivayetlerin doğruluğu şüphe götürme3’’e-cek kadar açıktır.
İkinci cümle ise göğüslerin örtülmesini buyurmak.
ta ve bu açıklama sınır belirleme yerinde olduğu için eğer yüzün örtülmesi gerekli görülseydi açıklanırdı. Oysaki yüzün örtülmesinin gerekli olduğu belirtilmiyor. Dikkat edilirse <humar» (başörtüsü) aslında ba-şm örtülmesi için konulmuştur. «Humr» kelimesinin anılmasıyla başörtüsünün olması gerektiği belirtilmekte dolayısıyla başörtüsüyle örtünme sadece başa aittir. Ancak başörtüsüyle başın dışında başka yerleri örtüp örtmemek konusu ayrı olup ayetin açıklamasına bağlı, dır. Ayeti kerimede başörtünün iki tarafmm göğüs üzerine atılması sözkonusu edildiğinden sadece bu kadarının farz kılmdığı anlaşılır.
Bazıları «Ve baş örtülerini göğüslerini örtecek bir şekilde omuzlarmdan aşağıya doğru salsmlar» cümlesinin, başörtüleri perde gibi yüz üzerinden omuzlan ve göğsü örtecek bir şekilde aşağıya doğru salsınlar, anlamına geldiğini zannedebilirler. Anc2ik ayeti kerimeyi hiç bir şekilde böyle açıklayamazlar. Çünkü birincisi; burada kullanılan ‘cilbab’ değil ‘humar’ kelimesidir. Humar küçük başörtüsü, cilbab ise büyük başörtüsüne denilmektedir. Küçük başörtüsünün hem perde gibi yüz üzerinden aşağı sarkarak yüzü örtmesi ve de aynı zamanda bo3mu, omuzlan, göğsü ve başı saçlarla birlikte —ki saçlann o zaman uzun olduğu da dikkate almırsa— örtebilmesi mümkün değildir.
İkincisi; Ayeti kerimenin örtünmeleri için belirttiği başörtüsüyle eğer iddia edildiği üzere yüz de örtülmüş olsaydı kadınlar, örtülerini göremeyecek ve yû-rüyemeyecek duruma geleceklerdi. Çünkü o zaman ki başörtüleri dışarıyı gösteren tül veya ağ şeklinde yapılmış değildi ki bu amaca uygun olsun. Eğer ayetin amacı yüzün örtülmesi yönünde olsaydı, o zaman mevcut başörtülerin yerine hem yüzü örten hem de yürümeye, dışanyı görmeye elverişli yeni başörtülerin yapılması buyrulurdu.
Üçüncüsü; «darb» kökü ile «alâ» kelimesinin bileşimi. asmak, aşağıya doğru sarkıtmak anlamına gelmiyor. Daha önce Arap edebiyatçılarından naklettiğimiz üzere «darb»ın "alâ» ile birleşimi sadece bir şeyi herhangi bir şey üzerine perde gibi koymak, örtmek anlamını verir. Örnek olarak «Fadarabna Ala azani-him» cümlesi, kulakları üzerine perde koyduk (kulaklarına perde çektik) anlamındadır. Toparlarsak, «Veli-yedribne behomrehinne ala ceyubehinne» cümlesiyle belirtilmek istenen, başörtülerinizi omuzlarınız ve göğsünüz üzerine perde gibi çekin, mefhumudur. Yani örtünmenin sınırları belirlenirken, başörtülerinizi yüzünüz üzerine çekin denilmiyor ve buradan açıkça anlaşıldığı üzere başörtüsüyle yüzü örtmek farz değildir.
Burada açıklığa kavuşması gereken ayn bir nokta da müslüman kadınların ayeti kerime nazil olmadan önce kendilerini nasü örttükleri ve başörtülerinin niteliği sorunudur. Tarih açısından şu kadan biliniyor ki. müslüman kadmlar tesettür ayetlerinin nuzûlün-den önce, Araplarda o çağda adet olduğu üzere yüzlerini örtmüyorlardı. Daha önce naklettiğimiz gibi başörtüsünü kulakların arkasından bağlıyarak kenarlarını arkalarına atarlardı ve böylece kulaklar, küpeler, yüz. boyun, ve bo3mun etrafı açık bırakılırdı, işte böyle bir durumda inen ayeti kerime, başörtüsünü omuzlara atmayı buyurmakta, başörtüsünün sağ ve sol her iki taraftan öne getirilerek omuzlara atılması gerektiğini belirtmektedir. Bu emrin yerine getirilmesi ise ister istemez kulaklar, küpeler, boîmn ve omuzlarm örtülmesine. yüzün ise açık bırakılmasına yolaçacaktır. Sö2^ konusu ayetin bu anlamı verdiği konusunda bize göre hiç bir şüphe yoktur. Çünkü ayet, tesettürün smırla-nnı açıklama yerindedir ve usul alimlerinin ıstılahlarına göre açıklama makammda ihmalde bulunmak caiz değildir. Böylece yüzün örtülmesinin farz olmadığı kesin bir dille söylenebilir. Tesettür sorunuyla doğrudan ilişkili veya bakış atmaya izin verilip verilmediği bir çok konularda alimlerle soru soranlar arasında geçeri konuşmalardan da anlaşıldığı kadarıyla daima kadının saçı sözkonusu edilmektedir, yüzü değil. Yani yüz ve bileğe kadar iki eli örtmenin farz olmadığı biliniyor farzedilmiş ve sözkonusu bile edilmemiştir. Alimlerle müslüman halk arasında geçen bu tür konuşmalardan bir kaçını örnek olarak anacağız:
Kendi karısının kız kardeşine bakmanm haram olduğu konusunda: 8. İmam, hz. Rıza (s.a)’in yakın dostlarından Ahmet bin Ebu Nasr diyor ki, Hz. İmam Rıza’dan, erkeğe baldızının saçına bakmasının caiz olup olmadığını sordum. İmam buyurdu hayır, ancak baldız eğer ihtiyarlamış, şehvetten düşrhüş olursa caizdir. Dedim, öyleyse karının kızkardeşi ve yabancı kadınlar bir midir? Buyurdu, evet. Dedim ihtiyar kadına bakma konusunda hangi sınıra kadar bakmak caizdir. Buyurdu, onun saçına ve parmaklarından dirseğine kadar bakabilirsin.»
Dikkat edilirse rivayetleri birinci soruda ve îmam Rıza (s.a)’ın son cevabında anılan saçtır, yüz değil. Yani yüzün bakma konusunda müstesna olduğu her iki durumda da taraflarca bilinmektedir. Ve yine ihtiyar kadınların saç ve dirseğe kadar el ve kollarına bakmanın caiz, ama yüzüne bakmanın caiz olmaması uzak bir ihtimaldir. Oysaki bu konudaki soruya cevapta bakılması caiz olan miktara yüz eklenmemektedir. Yani yüze bakmanın caiz olduğu soru soran ve cevap veren taraflarca bilinmektedir.
B — Erkek çocuk konusunda;
ğına varıncaya kadar kadının, saçlarını ona karşı örtmesi gerekli değildir.» Burada da saçın örtülmesi söz-kbnusudur, yüz değil. Hadis kitaplarında bu konuyla ilgili rivayet oldukça çoktur. Burada karşımıza söyle bir soru çıkabilir; Saç örnek olarak anılmıştır. Beden ise örtmek farz olduğu halde anılmamıştır. Ve bu noktadan hareket ederek denilebilir ki yüz de anılma-dığı halde örtülmesi farz olabilir.
Cevap olarak diyebiliriz ki yüzün örtülmesi eğer farz olsaydı, yüzün örnek olarak anılması daha uygun olurdu. Çünkü pratikte yüzün açılması saçın açılmasından daha çok mümkündür ve yüzü örtmenin farz olduğu açıklandıktan sonra başka kısımların örtülmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılacaktır. Fakat örf ve adet üzere bedenin başka kısımlarını örtmek pratikte sözkonusu edilmezdi, çünkü bedenin diğer yerlerini açmanın yasak olduğu herkesçe bilinmekte olduğundan, bu konuda soru bile sorulmazdı.
C — Köle konusunda:
«Kölenin, sahibi olan kadmın saç ve baldırına bakması caizdir.
Ayrı bir rivayet bunsalar (kendisinde hem erkeklik, hem dişilik olanlar) hakkındadır ve bunların köle olmamaları da mümkündür.
«Hz. imam Rıza (s.a)’nın yakın dostlarından Mu-hammed bin İsmail bin Bezii diyor ki; Hz. İmam Rıza’ dan hür kadmların(*) hunsalara karşı başlarını örtmelerinin gerekip gerekmediğini sordum. Buyurdu; hayır gerekmez. Hunsalar, babam İmam Musa bin Ca
fer (s.a^ in kızlarının yanına başörtüleri yoktu.
geldiklerinde, onların
Daha sonra o hunsalann hür olup olmadıklarını sordum. Buyurdular: Hayır hür değillerdi. Dedim; eğer hür olsalardı kadınlar başlarını onlara karşı örtmek zorunda mı kalacaklardı? Buyurdu: Hayır.»
Hunsa ve kölenin kadına mahrem olup olmadığına gelince daha önce bazı ayetlerin tefsirlerinde de belirttiğimiz üzere fakihlerden bÜ3dik bir bölümü mahrem olmadığı görüşündedirler. Ancak bu rivayetlerden —ve de hadis kitaplarında bu konuda geçen başka rivayetler bazı yönleriyle karşı bile olsalar— çıkarılan sonuç şudur ki, yüze bakmanm caiz sayıldığı istisnası konusunda hiç bir şüphe yoktur.
D — Zımmi (İslam devleti uyruğu olan gayri mûs-lim) kadm konusunda.
«Kendisi Ehl-i sünnetten olan ve Şia ulemasmm da güvenini kazanan Sekuni. İmam Cafer-i Sadık'tan şu rivayeti nakleder: İmam dedi ki, Resulullah (SA. V). ehl-i zımmi kadmlann saç ve ellerine bakmanm haram olmadığmı buyurmuştur.»
Ayrı bir rivayete göre; «Hz. Ali (s.a), şöyle buyurdu ; Ehl-i Zimmet kadmlann başlarma bakmak caizdir.»
Ehli Kitap kadmlanna bakmanm caiz olduğu sorunu konusunda fakihler ve müçtehidler aynı görüştedirler. Ancak fakihlerden bir grup bakılması caiz olan kısım konusunda Resulu Ekrem (S.A.V) zamanında ehl-i zimmet arasmda geçerli olan kısma bakmakla yetinilmesi şartmı k03nnaktadırlar. Yani o sıralarda zimmi kadmlann bedenlerinin ne kadarmı örtmediklerini dikkate almak ve sadece o kadanna bak.
mak caizdir. (Bu bakış ise lezzet almak ve reybe yüzünden olmamalıdır.) Ancak zımmi kadmlann zamanımızda oldu^ gibi açılıjı-saçLlmalan halinde onlara bakmak caiz değildir.
Fakihlerden bir grup ise zımmi kadınlan arasmda her zaman adete göre değişen, bedenlerinin örtülü olmayan kadarma bakmanın caiz olduğımu, söylemektedirler. Yani Resul-u Ekrem (S.A.V) zamanmda nasıl giyindikleri veya daha az yerlerini açtıkları dikkate almmaksızm, şimdi adet olduğu üzere bedenlerinden örtmedikleri kadarma bakmak caizdir.
E — Çölde yaşayan kadınlar konusunda :
İbad bin Sahib, Hz. İmam Cafer-i Sadık (s.a)'tan şu rivayeti nakledir. «Hz. Caifer-i Sadık (s.a) bu3rurdu ki, Tehame kadmlarıyla, çölde, kırda yaşayan, çevredeki köylü kadınlan ve Alec (Arap olmayan cahillerdir ki, kırlarda yaşayan araplar hükmündedirler.) Ka-dınlannm başlarına bakmanın bir sakmcası yoktur. Çünkü onlar ne kadar yasaklansalar da faydasızdır.
Fakihlerden bir grup bu rivayete dayanarak fetva vermişlerdir, örneğin Merhum Ayetullah Seyyid Ab-dulhadi Şirazi bu hükmün köylü kadmlan gibi, yasak-lanmalan fayda vermeyen şehirde yaşayan kadmlar hakkmda olduğunu belirtmekte ve rivayette yeralan «Onlan ne kadar yasaklasalar da faydasızdır, cümlesini senet (delil) olarak almaktadır. Ve yine çağımı-zm taklit mercileri ve fakihlerinden bazılan da a5men böyle fetva vermekte ve rivayetteki o cümleye dayanmaktadırlar. (*)
Fakat fakihlerin çoğunluğunun fetvası buna karşıdır ve hatta kırsal bölgelerde ve köylerde yaşayan
kadınlar konusunda dahi sadece, bu kadınların bulundukları yerlerden geçen erkeklere, yollarını kesmelerinin farz olmadığıyle yetinmekte ve eğer yollarını değiştirmeden devam eder ve gözleri onlara ilişirse sakıncası yoktur demekle birlikte bunu daimi bir istisna olarak kabul etmemektedirler.
Her durumda da bu rivayet ve fetvalardan bizim çıkardığımız sonuç şudur: Hiç bir konuda yüz ve eller hakkmda soru sorulmamaktadır. Çünkü bu kısımları örtmenin gerekmediği raviler tarafından kesinlikle bilinmekteydi ve buna bilinen bir sorun olarak bakıl, maktaydı. Daha önce de söylediğimiz üzere bu konu hiç bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktı ve yüzün örtülmesinin farz olduğunu kesin bilip, saçlarm örtülüp örtülmeyeceğinde şüphede olduklarını varsaymak uzak bir ihtimaldir.
3— Rivayetler yüz ve eller konusundaki hükmü, ister örtmek ister onlara bakmak konusunda olsun açık bir şekilde açıklamaktadır. Ancak yüz ve elleri örtmenin farz olmaması bedenin bu kısımlarma bak-manm caiz olduğuna delil oluşturmaz. Ama bakmanın caiz sayılması yüz ve bileğe kadar iki eli örtmek gerekmediğine delil oluşturur. Daha önce «Açığa çıkanlardan, görünenlerden başka zİ3metlerini göstermesinler» ayetini açıklarken bu tür rivayetlerden bazılarını an-mıştık, konunun daha iyi anlaşılması İçin bir kaç ri. vayet daha anıyoruz.
«Mesud bin Zerrare îmom Cafer-i Sadık (s.a)’ten söyle nakleder. îmam hazretlerinden kadının göstermesi caiz olan ziynetleri konusunda sorulduğunda, yüz ve bileğe kadar iki el, diye buyurdu.»!*)
«Mafdal bin Ömer İmam Cafer-i Sadık hazretlerinden; bir kadın eğer yolculuk sırasında ölür ve onu gusledecek bir kadın veya mahrem bir erkek bulunmazsa, diye bir soru sorduğunda İmam hazretleri şöyle buyurdu : Teyemmüm uzuvlarını (bileğe kadar el ve yüz) gusletmeleri gerekir. Ancak onun bedenine dokunmamaları ve de Allah'ın örtmesini farz kıldığı ziynetlerini açmamaları şarttır. Nasıl davranılması gerektiği sorulduğunda şöyle bu^nırdu ; Önce elinin iç tarafı daha sonra sırasıyla yüz ve ellerin arkası yıkanmalıdır.!*)
Dikkat edilirse, yüz ve bileğe kadar ellerin, örtülmesi farz kılman kısımlardan olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
«İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin oğlu Ali, kardeşi yedinci İmam Hz. Musa bin Cafer (s.a.)’den, erkeğe; mahremi olmayan kadına hangi sınıra kadar bakması caizdir? diye sorduğunda İmam hazretleri; yüz ve bileğe kadar eller ve bilezik yeri, buyurdu.!*)
«Cabir bin Abdullah Ensari diyor ki: Resuiullah (S.A.V)’la birlikte Patıma (s.a)’nm evine gittik. Re-sulullah selam verdi ve giriş için izin istedi ve Patıma (s.a) izin verdi. Resulu Ekrem (S.A.V.). birlikte olduğum biriyle gireyim mi? buyurduklarında Patıma tûz-zehra (s. aleyha) babacığım başımda bir şey yok dedi. O da üstündeki örtüyle başını, ört buyurdu ve içeriye girebilir miyiz? diyerek yeniden izin istediğinde buyurunuz cevabını duyduk. İçeri girdiğimizde Hz. Patıma* nın yüzü çekirge kammı andırırcasına sapsarıydı. Re
sulu Ekrem (S.A.VJ niçin böylesin? diye sordu^da. açlıktandır cevabını verdi. Resulullah (S.A.V), Yarabbi! Kızımı doyur diye dua ettikten sonra Patıma tûz-zehra'nın yüzü gül gibi açıldı. Şöyle ki kanın, yüzün -derisi altmdan koşuştuğunu görür gibiydim. Hz, Fatı-matüzzehra ondan sonra hiç bir zaman aç kalmadı.* (*)
Bu hadis çok açık bir şekilde, yüzü örtmenin farz olmadığına ve 3rüze bakmanın caiz olduğıma delil oluş-. .turmaktadır.
«Fudayi bin Yesar diyor ki: İmam Cafer-i Sadık lıazretlerinden, kadımn zîrâ’ı (dirsekten el bileklerine kadar olan kısım) mahrem olmayanlara karşı örtmesi gerekli kısımlardan mıdır? diye sordu^mda şöyle bu-3Turdu: Evet, başörtüsünün altmda kalan kısım da ör-tülmehdir. Ve yine bilezik yerinden yukarısı da örtûl-melidir.
4— İhram babmda, anılan rivayetler yüzü örtmeyi kadına haram kılmaktadır.
Yüzü ihramda iken açmanın farz, ihram dışında açmanın ise haram olduğunu söylemek birbiriyle çelişki oluşturan uzak bir ihtimaldir. Hacc veya umre menasikini yerine getirme sırasmda kadın ve erkeklerin kalabahk içinde birbirlerine kanştıklan dikkate almdığında açıktır ki, eğer erkeğe karşı yüzün örtülmesi gerekli görülseydi kesinlikle belirtilmesi gerekirdi. Kaldı ki ulaşan rivayetlere göre 5. İmam, Hz. Mu-hammed Bakır (s.a), ihramdayken yelpaze ile yüzünü örtmüş bulunan kadını görünce bizzat kendisi elindeki çubukla yelpazeyi kadının yüzünden uzaklaştırdı.
Ulaşan bazı rivayetlerden anlaşıldığı kadanyla ih
ramdayken kadınm yüzünün açık bulunması, erkeğin başının açık bulunması yerinedir. Ve bımdan amaç ihrama bürünenin, sıcak ve soğuğun etkisiyle zahmete, zorluğa düşmesidir. Ve yine a,yn bir rivayete göre; ihramdayken peçe takmış bir kadmı gören İmam Bakır hazretleri şöyle bu3rurdu: Peçeni kaldır, çünkü, eğer peçe takarsan yüzünün rengi değişmez, yani güneş yüzün derisini değiştirmelidir.
Toparlarsak, ihrama bürünmüş eğer erkekse ba« şmı, kadınsa yüzünü açık bırakmahdır, hükmünden amaç, başka zamanlarda refah ve rahatlık içinde bulunan insanın burada bu rahathktan biraz yoksun olmasıdır. Aynı zamanda mukaddes İslam ise tesettür kanununun sabit kalmasmı isterken kadma başmı aç-masmı bujaırmuyor, sadece 3nûzünü açık bırakmasıyla yetiniyor. Eğer İslam, ihramdayken tesettür kanımım-dan vazgeçmek isteseydi, kadma da başmı açması gerektiği hükmünü koyabilirdi. Fakat şimdiye kadar fa-kihler arasmdan kimse İslam’ın mukaddes kanunlarının ihram sırasında kadmm örtünmesi konusunda istisna kabul ettiğini belirtmemiştir.
Bu konu etrafmdaki işaret ve rivayetler, Şia ve Ehl-i Sünnet kaynaklarmda ve İslam tarihinde oldukça fazladır ve inkar edilmesi imkansızdır. Bizim bu bölümde andığımız rivayetler sadece birkaç örnekten oluşuyordu. Yoksa bütün bu rivayetleri nakletmeye kalksak ajm bir kitap hazırlamamız gerekirdi.
Karşı Deliller
Yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesini farz sayanlar aşağıdaki delilleri ileri sürmektedirler,
dindar insanların geçmiş hayatlarını incelediğimizde durum bunun tam tersinedir.
Siret, göz yumulacak cinsten basit bir şey değildir. Eğer gerçekten de müslümanlar, Asr-ı saadetten çağımıza kadar sürekli olarak yüz ve ellerin örtülmesini farz kabul etmişlerse bunu elbette kendilerinden uydurmamış ve kesinlikle Resulu Ekrem (S.A.V) ve İmamlardan öğrenmişlerdir. Yani müslümanlann sürekli olarak süregelen sireti ise Resulu Ekrem (S.A. V)’in sünnetine işarettir, Resulullah’ın sünneti ise bizim için açık bir delildir.
Fakihler. hükümleri delillendirmeye çalışırken çoğu kez sirete başvurmaktadırlar. Örneğin, sakalı traş etmenin haram olduğu probleminde gösterilen en muhkem delil siret-i müslimindir. Yani müslümanlann ilk asırdan beri sakallarmı traş etmemeleri, sakalı traş etmemek gerektiği hükmüne delil olarak gösterilmektedir. (Elbette burada da ayn bir tartışma konusu karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, müslümanlar arasm-da sakal traş etmemenin adet olmasından sadece sakal bırakmanın haram olmadığı hükmü çıkarılabilir, yoksa sakal bırakmanın farz olduğu hükmüne varılamaz. Çünkü buradan ancak sakal bırakmanın sünnet, müstehab veya mübah olduğu hükmü çıkarılabilir.) Bunun gibi kadmın yüz ve eUerini örtmesi probleminde de siret-i müslümine dayanılmaktadır.
Bu istidlalin (çıkarım) cevabında sosyal ve tarihi bir noktayı dikkatlice incelememiz gerekir. Şöyle ki, İslamdan önce Araplar arasmda örtünmek her ne kadar adet olmasaydı bile, îslam’ın müslüman Araplara örtünme hükmünü bildirdiği sıralarda başka milletler arasında örtünme en şiddeti bir şekilde yaygmdı.
İran’da ve Yahudilerle, Yahudi dinine bağlı halklar arasmda tesettür, îslami tesettürden çok daha şid
tabımızın birinci bölümünde yer vermiştik.) Daha Önce de belirttig^imiz Üzere bu anlamsız bir İddiadan öteye geçmez. İslam tesettür konusundaki hükümlerini tekrar tekrar vurgulamakta ve bu problemin hikmet ve felsefesini de açıklamaktadır.
Buna göre; birincisi, iddia edildiği üzere böyle bir siret yoktur ve İkincisi, eğer böyle bir siret müslüman-1ar arasmda sürüp gelmiş olsa bile, yüz ve ellerin örtülmesi gerektiğine delil oluşturmazdı. Ancak bu sire-tin İslam büyükleri ve İmamlar’m hayatmda da varolduğu ispatlansaydı delil olurdu. Bu ispatlanamayaca-ğı gibi, bize ulaşan rivayetlerden anlaşıldığı kadanyle İmamlar’m hayatları son asırlarda müslûmanlar arasmda yaygın olan yaşayış şeklinden farklılık göstermektedir.
Müslümanlarm siretine dayanmak konusu, derin bir tarihi incelemeyi gerektirir. Çünkü, toplumlarm davranışleınnda yavaş yavaş meydana gelen binlerce değişiklik vardır ki, sadece büyük gürültülerle ortaya çıkmış olaylar olmadıkları için, tarih onları kaydetme konusunda susmuştur, örneğin, erkeklere ait elbiselerde asırlar içinde meydana gelen değişiklikler, modalar o kadar çoktur ki sayılması bile mümkün değildir. Sireti müslimin, açıkladığımız üzere Resulu Ekrem (s.a.v)’in sünnetine işaret olduğu çoğu kez söylenemeyeceği gibi, delil de oluşturmaz. Böyle bir siret ve metodun Resulu Ekrem (S.A.V.)’in hayatında varolduğu ispatlansa bile yine de yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesinin farz olduğu sonucuna veırabiliıiz. «İffetli davranmaları daha hayırlıdır onlara.» ayetinin tefsirinde andığımız üzere; kuşkusuz İslami tesettüre elden geldiğince daha çok uyulması, kanunun yüce hedefine vaniması yönünden daha iyidir.
Şehid-i Sani (R.A) ‘Mesalik’ adlı eserinde bu sorun üzerindeki delillere işaretle siret ve müslümanlarm gö
rüşbirlig:indeR delil çıkarılması konusunda şöyle diyor.
«Yüz ve bilelre kadar iki elin açık bırakılmasının haram olduğuna delil olarak mûslümanlann görüşbir-li|:inde olduklarını iddia etmek yanlıştır. Çünkü, böyle bir görüş birliğinin tersi de varolup, yapılan nakillere göre sireti müslimin, kadınların yüz ve ellerini sürekli açık bıraktıklarmı doğrulamaktadır.*
Yine Şehid-i Sani sözkonusu edilen konu çerçevesinde uygun delil ileri sürerken şöyle diyor:
«Halkın amel ve davranışlarına bakıldığmda genellikle bütün asırlarda kadınlar yüzleri açık bir şekilde evden dışarı çıkarlardı ve hiç kimse bu ameli kötü saymazdı.*
İkincisi; sireti müsliminin, yüz ve bileğe kadar elleri açık bırakmaya karşı olduğunu kabul etsek bile, bu. delil olarak alınamaz. Çünkü siretin, delil olabilmesi ve. peygamberin emri olduğunun kabul edilebilmesi için, işin içinde peygamberin sünnetini kabul etmekten başka bir nedenin bulunmaması şarttır. Oysaki büyük bir ihtimalle bu siretin temelinde fertlerin namus Ve erkeklik duygusu yatmaktadır. Resulu Ekrem (S.A.V.)’in sünnetine itaat değil. Gerçekte sorunun dış görünüşü de böyle olup, bu siret namus ve erkeklik •duygusundan kaynaklanır.
Ayn bir ihtimal de bu siretin temelinde, örtünmenin faizleti düşüncesinin olmasıdır. Çünkü yüz ve elleri bileğe kadar açık bırakmaya izin verilmesine rağ-men bu bölümleri örtmek, açık bırakmaktan daha fsu-ziletlidir.
Yüz ve bileğe kadar iki eli örtmenin gereğini sa. vunanlarm ileri sürdükleri a\Ti bir delil de esasın, yani temel ölçünün dikkate almmasıdır. Buna göre; eğe
bedenin bütün diğer kısımlarını örtmek farzsa yüz ve elleri örtmek de farz olmalıdır. Çünkü bedenin diğer kısımlarını örtmenin hikmet ve nedeni, açık bırakıldığı taktirde fitneye yolaçmasmdandır ve yüzün güzelliğiyle tahrik edici yönü, bedenin diğer kısımlarm-dan az olmadığı gibi fazladır da. Bunun gibi saçın tahrik edici olması ve güzelliği dolayısıyla örtülmesi farz iken, kadınm güzelliğinin merkezi durumunda olan 3Tüzün örtülmesinin farz olmadığı düşünülemez. Tahrik edici, şehvete yöneltici ve iffete zarar verici herşeyi yasaklayan mukaddes İslam kanunlarmm, yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesini gerekli görmemesi mümkün müdür?
Bu görüş sahiplerine cevap olarak diyebiliriz ki, yüz ve bileğe kadar elleri örtmenin farz olmamasmm nedeni bedenin bu kısımlarının temel ölçüye veya örtünmenin hikmetine tabi olmamalarından değil, tam tersine daha önce de eski müfessirlerden naklettiğimiz üzere başka temel prensipler, yüz ve ellerin örtülme hükmünden müstesna kabul edilmesini gerektirmektedir. Maslahatı gözeten bu temel prensiplerden birine göre; yüz ve bileğe kadar elleri örtmenin farz kabul edilmesi kadının normal eylemlerini (faaliyetlerini) İmkansız hale sokacak ve dolayısıyla bu da zorluğa yol-açacaktır.
Daha önce de andığımız üzere yüz ve ellerin örtülmesi sorunu kadının hapsedilmesi ile normal eylemlerini sürdürmesi arasındaki sının belirler. Hicab veya tesettür kavrammın etkileri yüz ve ellerin örtülmesi veya örtülmemesiyle tamamen değişmektedir. Bu konunun daha iyi aydınlanması için usul-u fıkıh ilmiyle ilgili bir terimi açıklamamız gerekir: Usulcülere göre mûbah iki bölümdür; îktizai mübah (mübah oluşu bir maslahata dayanan) ve La-iktizai (mübah oluşunun belü bir maslahatı olmayan)*mübah. Bazı işler masleu hatı veya zaran olmadığı için kanunun onu farz kıl-
ması veya haram kılması gerekmez böyle işler; haram veya farz olma nedenini bulundurmaları nedeniyle mûbah olarak adlandırılır ve bunlara La-iktizai mübah denir ki, mûbahlarm çoğunluğu bu türdendir.
Fakat bazı işlerin mübah sayılmasmm bir nedeni, hikmeti olduğundan ruhsat verilmesini gerekli kılar. Yani kanun, o ameli mübah saîrmasaydı fesad ortaya çıkacaktı. Bu tür mübahlara iktizai mübah denilir ve yerine getirildiğinde veya terkedildiğinde maslahat veya fesadm ortaya çıkması mümkündür ancak kanım, ruhsat verilmesi gereken daha önemli bir maslahata uyulması batırma, başka esaslara göz yumarak bu amelin işlenmesini mübah kılabilir.
Bazı sıkmtılar (harecler) gözönüne almarak mübah sayılan ameller bu türdendir. Kanun ko3nıcu, halkı bazı işlerden yasakladığı taktirde hayatm zorlaşaca-ğmı dikkate alarak bu amelleri haram kılmaktan ksu çınmıştır.
Buna en İ3Û örnek boşanma problemidir. İslam açı-smdan talak (boşamak) beğenilmeyen, hatta en çirkin mûbah ve helallerin en kötüsü olarak kabul edilmesine rağmen boşanma haram değildir. Mukaddes İslam kanunları, erkeğe kansmı boşama yetkisini vermiştir. Burada karşımıza çıkan soru, İslam kanunu açısmdan hoşlamimayan bir hareket olmasına rağmen boşamanın niçin helal olduğudur. Eğer beğenilmeyen, hoşlanılmayan bir amel değilse niçin bu kadar İslam’da kötülenmiş ve helallerin en hoşlanılmayanı diye nitelenmiştir.
Muhaddislerin rivayetlerine göre; Ebu Eyyûb En-sari, karısı Ümmü Eyyüb’û boşamak istiyordu. Resulu Ekrem (S.A.V) bunu işitir işitmez bu3nırdular ki: «Ümmü Eyyûb’û boşamak büyük bir gûnah»tır. Ve eğer Ebu Eyyüb karısını boşamış olsaydı Resulu Ek-
rem (S.A.V) bu boşamanın batıl oldugrunu buyurma, yacaklardı.
öyleyse bu problemin sun nedir? Acaba bir haram ölçüsünde kötü (hoşlanılmayan) sayılan bir şe. yin aynı zamanda mübah olması nasıl mümkündür? Evet, İslam’da bir şeyin haram derecesinde ve hatta birçok haramlardan daha kötü (menfur) olarak kabul edilmesine rağmen aynı zamanda maslahat gereğ:i haram kılmmaması mümkündür. İslam’da talak probleminin sim şudur: İslam evlilik binasmm zorunluluk üzerine kurulmasmı uygun görmez. Erkek, kadmm koruyucusu olarak ona ilgi gösterirken kadm da mah-bub ve sevgili olarak evde bulunmahdır. Yani İslam’da aile binası muhabbet üzerine kurulmuş olmalıdır.
Aşk ve ilginin zorunluluktan doğabileceğini düşünmek doğru olmadığı için İslam, kadım zorla koca-sma bağlamayı da uygun görmez. Kan-koca arasmdeu ki ilginin yokolması sonucunda aile bağlan da ister istemez kendiliğinden ortadan kalkacaktır, özellikle de bu nefretin erkekte kendini göstermesi halinde durum daha bir korkunçtur. Çünkü ailedeki karşılıklı ilgi ve sevgi daha çok erkeğin tavrma bağhdır. Erkek eğer bu ilgi ve sevgisini korursa, kadm yaratüışı gereği sevilmesini, kendisine ilgi duyulmasmı istediği için erkeğe ilgi duyacaktır. Çünkü kadm sevgiliye sahip olmaktan daha çok kendisi sevgili olmaya, sevilmeye önem verir. Yani kadm ancak kendisini seven erkeğe ilgi duyar ve erkeğin sevgilisi olmayı ister. Toparlarsak, aile içerisinde karşılıklı ilgi ve sevginin anahtarı erkeğin elinde olup, erkeğin karısına olan sevginin ortadan kalkması durumunda aile yuvası doğal olarak yıkılmış demektir. Muhabbet, ilgi ve samimiyet üzerine kurulması gereken evlilik ve aile yuvasının kanun zoruyla korunması mümkün değildir. Kadın hizmetçi veya işçi değildir ki kanun, iş sahibinin istememesine rağmen or»n işyerinde tutabilsin.
Bütün bir hayatın düzenleyicisi dunmumdaki İslam, kan-koca arasmda sogrukluk ve huzursuzlukların çıkmaması için bir takım önlemler sunar. Kocanın aynen mum çevresinde uçup duran kelebek gibi, karısına olan aşk ve ilgisiyle onun korunmasını sağlamaya çahşır. Ama aile 30ivasmda huzursuzluk ortaya çıktı-ğmda ve a3uıhk için şartlar zorlamaya başladığmda erkeğin karısını boşamaya izin verir. İslam, bu işi çok kötü bir hareket bilmesine rağmen yine de boşanma3n yasaklamıyor, çünkü artık başka çare kalmamıştır. Bu anlatılan, iktizai mübahlar için açık bir örnektir.
Hicab veya teşettür konusundaki istisnalar da is. ter mahremlerle ilgili olsım ister örtünmenin sınırla, rmdaki istisnalar şeklinde olsun, bu türden istisnalardır. Ancak mahremler konusunda (kocası hariç) ka-dm ne kadar fazla örtünse o kadar iyidir.
Birinci dereceden mahremler (baba, evlat, amca ve kardeş gibi) konusunda şehvani arzulann tahrik olması hemen hemen sıfır olmasma rağmen, ikinci dereceden veya daha sonraki dereceden mahremler (koca-smm babası, kocasmm oğlu) için özellikle de kadın genç ve güzel olursa bu tahrik sözkonusu olabilir. Ancak mukaddes kanun zorunlu sosyal ilişkilere bir çok konularda ruhsatlar vererek, mahremler arasmda kolaylığı sağlar. Örneğin, kadının, kardeşi ve babasma karşı örtünmesi gerekli görülseydi hayatm ne kadar zorlaşacağı, apaçık ortadadır. Baba, amca ve hatta kardeş konusunda sapık, doğruluğunu yitirmiş olmadıkları taktirde cinsi ilgi sözkonusu değildir. Ancak koca-nm cğlu konusunda durum değişik olmasına rağmen maslahat dikkate almarak kocasmm oğlu da kadma mahrem sayılmıştır. Erkeğin karısı güzel ve oğlu da genç olursa, bu gencin babasmm karışma, üvey annesine karşı, a3men kendi annesine karşı duyduğu hisleri beslemesi düşünülemez. Demek bazı mahremler karşısında örtünmenin farz olmaması maslahatı gözet-
me kuralından kaynaklanmaktadır. Bu hükmü. Nur suresi 58. ayetindeki cümleden anlamaktayız. Keşşaf tefsiri sahibi ve bunun gibi bazı müfessirler ayeti kerimedeki bu cümle çevresinde söz konusu noktaya değinmişlerdir. Defalarca andığımız üzere bu istisnalar maslahatı gözetmek ve huzursuzluklara neden olmamaya yöneliktir, haram oluşu esasını gözardı etmeye değil. Toparlarsak, tesettüre ne kadar fazla uyulursa o kadar İ3ddir., Kadın ve erkeğin ayn yerlerde bulunmaları, örtünme, bakışları terketme ve insanı cinsi sorunlar sınırmdan uzaklaştıran her şeyden kaçmma konu. İ£unna mümkün olduğunca uyulmahdır.
Kadınlann îslami smırlamaya uyarak örtündükleri bir durumda kadm ve erkeklerin her ikisinin de katıldıkları meclis veya ders sınıflarmda kanşık oturmaları mı yoksa ayn ayn bölümlerde oturmalan mı gerekir sorusuna verilecek cevap, elbette ayn ayn. bölümlerde oturmalan daha iyi olacaktır. Genel olarak zorunlu esas ve ihtiyaçlan dikkate almahyız ve bu şer-i izni bahane ederek yabana kadm ve erkeklerin, ara-leuındaki perdeyi kaldırmaya kalkışmamalı ve kadm-erkek ilişkilerinde öne çıkacak tehlikeleri ımutmama-hyız. Yine bilmeli3dz ki hiç bir içgüdü cinsi güdü gibi ha^as ve başkaldıncı değildir. Yabana kadm ve erkeklerin, zorluk ve huzursuzluğa yolaçmaması şartıyla mümkün olduğunca birbirinden uzak durmalannı öğütleyen İslam işte bu psikolojik prensibi temel almaktadır. Psikoloji ve psikiyatri ilimleri bu görüşü yüzdeyûz doğrularken, tarih ve hikayelerden de şunu anlamakta3oz ki çok kere bir anlık karşılıklı bakışlar, aile yuvasının 3akılmasma yolaçmıştır. İnsanın, bütün günahlar karşısmda sahip olduğu iman ve takva gücüne yaslanarak, kendini günahlardan koruması mümkün olmakla beraber cinsi güdülerden kaynsdclanan günahlar konusımda bu geçerli değildir. İman ve takva gücünü en kuvvetli ahledd güç olarak niteleyen
Yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesinin farz olduğunu söyleyenlerin ileri sürdükleri üçüncü delil hadis kitaplarında nakledilen bir rivayetdir. Şehid-i Sani, Mesalik adlı eserine bu rivayeti almakta ve eleştirmektedir. Rivayet şöyle:
«Veda Hacc’mda kadımn biri, bir sorunu sormak için Resul-u Ekrem (S’A.V)’in yanma geldi, Fazi bin Abbas, Resulullah (S.A.V)’in arkasında merkep üzerinde duruyordu. Fazi ile o kadm arasmda karşılıkh bakışlar oldu ve Resul-u Ekrem (S.A.V), o ikisinin birbirlerine dalarak baktıklarım ve genç kadımn, sorduğu sorumm cevabma dikkat edeceği yerde bütün dikkatini yeni yetişmiş genç üzerinde topladığım görünce Fa2d’m yüzünü çevirdi ve korkarım ki, genç bir kadınla genç bir erkeğin araşma şeytan girsin, buyurdular.» (*)
Şehid-i Sani (R.A) bu istidlalin (verilere dayanarak sonuç çıkarma) cevabmda diyor ki; «Bu rivayet, yüzün örtülmesinin farz olmadığına ve hatta yabancıların yüzüne bakmanm caiz olduğuna delildir, yoksa bakışm haram olduğuna ve yüzü kapatmanın farz olduğuna delil oluşturmaz.»
Şehid-i Sani’nin sözünü şöyle açıklayabiliriz: Birincisi, Resulu Ekrem (S.A.V) kadını yüzünü açık tutmaktan yasaklamamıştır ve sonuçta böyle bir olay olmuştur. İkincisi, Resul-u Ekrem (S.A.V) ’in kendisi ka-dma cevap verirken kadımn yüzüne bakıyorlardı ve dolayısıyla keulımn Fazi’m güzel çehresine hayranlıkla baktığını böylece anlıyorlardı. Üçûncüsü, bu kıssadan ^aşıldığı kadarıyla o ikisi birbirlerini şehvani arzu
lardan doğan bir dikkatle süzüyorlardı. Şüphesiz böyle bakışlarda bulunmak kesinlikle haramdır. Bunun içindir ki Resulu Ekrem (S.A.V), Fazi’ın yüzünü başka yöne çevirerek kadın ve erkeğin birbirlerine bakışla-rma engel .oluyordu. Dördüncüsü, bu olaydan sonra da Resulu Ekrem (S.A.V) kadma yüzünü örtmesini buyurmadılar ve sadece o ikisinin birbirlerine karşı şehvetten kaynaklanan bakışlarına kendileri engel oldular.
Şeyh Ensari’de ‘Nikah’ adlı eserinde, bu hadisi naklederek, bunun yüzün örtülmesine delil oluşturduğunu iddia edenlere verdiği cevapta şöyle diyor: *Bu hadis daha çok onların iddialarmm aksine delil oluşturur.»
Kız isteme, görücülük konusu
Yüzün örtülmesinin farz olduğunu söyleyenlerin ileri sürdükleri iddialardan biri de şöyle-. Evlenmek niyetinde olan erkeğin, evleneceği kadımn yüzüne bakmasına izin verilmiştir. Buradan almacak sonuç, evlenmek niyetinde olmayanlann bakmalarmm caiz olmadığıdır.
önce bu konuda nakledilen bazı rivayetlere deği. nelim
a — «Ebu Hure5rre diyor ki: Resul-u Ekrem’in ya^ nmda bulunduğum sırada adamın biri geldi ve Ensar’ dan bir kadmla evlendim dedi. Resul-u Ekrem (S.A.V) buyurdular.- O kadını gördün mü? Hayır, dedi. Buyurdular ki, git ve onu gör, çünkü Ensar’m gözlerinde genellikle kusur vardır.
b — Muğıre bin Şubenin bir-kadım istediğini duyan Resul-u Ekrem (S.A.V) ona dediler ki: Git ve gör,
ÇunJcû eğer gördükten sonr*Abdullah bin Sennan . eliyor ki: İmam Ca.-fer-i Sadık hazretlerinden, birinin evlenmek istedig^i zaman istedi^ kadınm saçlarına bakması caiz midir?^ diye sorduğunda, buyurdular: Evet, çünkü değer kar-şılığmda almak istiyor.!*)2
Yani, insanm evlenmek için girişimde bulunması hayatmm en kıymetli şe3idir. Açıktır ki, amaç mehir değildir. Çünkü mehir parasmın ki3rmeti en kıymetli şey değildir. Tam tersine burada amaçlanan erkeğin kadmla birlikte hayat sürmesi ve ömrünü onunla geçirmesidir.
2— «Adamm biri îmam Cafer-i Sadık (A.Ş)’dan, evlenme niyetinde olan erkeğin, evlenmek istediği ka-dınm saç ve güzelliklerine bakmaya hakkı var mıdır?-diye sorduğunda îmam, lezzet almak amacıyla olma-dığmda sakmcâsı yoktur, buyurdu,»!*).
Anlaşıldığı üzere evlenmek isteyen erkek için caiz saînlan bakış, kadmm sadece yüz ve ellerine mahsus, edilmemiştir.
Üçüncüsü: Konumuz şimdilik yüz ve bileğe kadar iki elin örtülmesinin gerekip gerekmediği hususunda olduğımdan, erkeğe caiz sayılan bakış ayn bir konudur.. Evlenmek isteyen erkeğe, kadmın yüz ve ellerine bakmasmm caiz olduğunu söyleyen rivayetlerden dolaylı olarak başkalarmm, yani evlenmek isteyen erkeğin dışındakilerin, kadmm yüzüne bakmasına cevaz verilmediği anlaşılsa
Kadının yüz ve ellerini örtmesinin farz olduğunu söyleyenlerin dayandıklan ayn bir delil de cilbab ayetidir ki şöyle busnıruyor: Ahzab suresi 59. Ayetten <Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarma ve inananlarm kadınlarma söyle, dışan çıktıklan zaman cilbablannı giysinler (kendilerine yaklaştırsmlar)...»
Bu kanıta göre; «Cilbablanm kendilerine* 3raklaş-tırsınlar» kinaye olarak kuUmıılmıştır ve cilbablarla yüzün örtülmesi amaçlanmıştır. Nitekim mûfessirler-den bazıları bu cümleden Zemahşeri; Keşşaf adlı tefsirinde, Feyz; Safi tefsirinde böyle tefsir etmişlerdir.
Ancak, incelememizin geçen bölümlerinde «İffetin Sının» başlığı altmdaki kısımda bu tefsirin hiç bir da-yana|:ı olmadı|:ını ispatladık ve El-Mizan tefsiri ve diğer bazı Kur’an tefsirlerinin görüşünü doğruladık. Benim bildiğim ve hatırladığım kadarıyla şimdiye kadar hiç bir fakih, bu ayeti tesettürdeki farzlan. belirlemek için delil olarak almamıştır.
KADININ TOPLANTI YERLERİNE KATILMASI
Uygım ve karşı delilleri gerekli görüldüğü kada^ nyla açıkladık. Bütün bu söylediklerimizden iki konu tamamen açıkhğa kavuşmuş oldu. Birincisi İslam, ka-dm ve erkek arasmdaki cinsi ilişkilerin, bu cümleden bakış, dokunma, dinleme ve birlikte yatma dunımla-rmm şeri ölçüler içerisinde olmasma tam bir dikkat göstermekte, bu ölçülere göre bir önem ve kıymet vererek buna zarar verilmesine hiç bir şekilde ve hiç bir ad altmda olmamaktadır. Fakat günümüz dünyası bu insani değerlere göz yumarken varolan sosyal 3rapıda görülen ahlaki aksakhklar insanlığı tehdit etmekte ve ancak kimse bunu anlamak istememektedir.
Günümüz dünyası; kadın hürriyeti, daha açık bir deyimle cinsi ilişkilerde serbestlik adı altmda gençU. ^n ruhunu şiddetli bir şekilde bozmakta, onlan ah-laksızlı^a yöneltmektedir. Bu hürriyet; yeteneklerin tomurcuklanıp filizlenmesine yeşermesine yeırdım ede. cegi yerde, geçmişte eşine rastlanmamış apayn bir şekilde insanın güç ve yeteneklerini öldürmekte, yok et. mektedir. Kadın, ev köşesinden dışan çıktı ama. nere, ye yüz çevirdi? Sinemalara, plajlara, cadde köşelerine, gece partilerinel Günümüz kadını, bu hürriyet adına okul ve dl^er yerleri onarmaksızın, lyıleşürmekflztn sadece evini harabeye çevirmiş bulunuyor. Yanılmıyorsam okul ve diğer merkezleri de bozmuştur aym zamanda.
Ve işte adına hüriyet, serbestlik denilen bu kayıt-sizlik ve sefil durum neticesindendir ki. gençlerin tahsil randımanları aşağı düşmekte, gençler okul ve Uim öftreamekten kaçmakta cinsi mesellerden dnayeüer artmakta, sinema piyasası canlıhk kazanmakta, mak-ya| malzemeleri üreten fabrikatörlerin cepleri dolmakta. dansözlerin sayısı düşünür ve ycnilikp sosyo. toclaım sayısının 3rüzİerce katma varmış bulunmaktadır.
Bu konu bir ülkeye giden bir bilim adamına kant ymiHUa karşılama ve duyulan ilgiyle yine aynı ülkeye gıdan bir dansözün karşılanması mukayege edilmasl fieiicaaınde kolayca anlaşıUr
Ayn bir nokta da şudur İffet duvanmn yıkiimast tahlıkefi karşısında uun hır dıkkaı göeıeren ICam dınt nar lurtü aamlık ve aşın olmaktan uzak kalanut tltmlı ve ona bir ûmmvi şuımayı planlarken, insanın boşka dıiiraç-an karşiMOda da kayıiaa kalmamak ;adtr lalam kedmian feeed v« ahlakaoiıg» yolaçmadUüan ali. mtm ı^p^«nu.era kaiümaktan utak tuimaa ve bacı kn» ntdarde kadmiari bana macbur kdaf Meeeia Hant ka-
dm ve erkece aynı derecede farzdır ve hattş erkek, ka-nsmı, bu farizeyi yerine getirmekten uzaklaştırma hakkına sahip değildir. Bazı durumlarda, ise farz kılmak yerine sadece izin vermekle yetinmektedir.
Bilindiği gibi cihad kadınlara farz değildir. Ancak müslümanlarm şehir ve yerleşim merkezleri saldırıya maruz kalır ve yüzde yüz savımma olursa, fakihlerin fetvaları gereğince savunma cihadı kadmlara da farz olur.C*) Fakat bunun dışmda farz değildir.
Farz olmamasma rağmen Resulullah (s.a.v) savaşlarda askerlere ve yaralılara yardım etmeleri için bazı kadmlara izin veriyordu. Bu konuda İslam tarihindeki örnekler oldukça çoktur. (*)^
Kadınlarm cuma namazma katılmaları farz değih dir. Fakat eğer birbirine ulaşır ve bir topluluk oluşturursa namaza katılmaları ve terketmeleri farz olur.C*)*
Ba3rram namazlarına katılmak kadmlara farz değildir. Ancak katılmaları da yasaklanmamıştır. Gösterişli ve cemal sahibi kadmlara ise bu gibi toplantılara katılmaları mekruhtur. (*) ^
Resulü Ekrem (s.a.v) —^kura çekerek— kadınlarım kendisiyle birlikte sefere götürüyor, azhaptan bazıları da aynen böyle yapıyorlardı. (*)^
(*) Musalik'e, Cihad kitabınm başına müracat et.
(*)1 Meğazi ve Asr-ı Sadet tarihi kitaplarına müracaat ediniz, Sunen-i Ebu Davud, 2. oilt 17. sh. ve Camsui Tinnizi 247. sh: müracaat.
(*)2 Vesaü; cüt 1. sh. 467.
(*)3 Vesaü,!. cüt474. shf.
(*)4 Sahih-i Buhari 7. cüt 43. sh. bütün tarihçüer bu ionuyu iaydetmişlerdlr.
Resulü Ekrem (s.a.v) kadınlardan biat aldı. Fakat onlarla musafaha (el sıkışma) yapmadı ve bir kap su gretirerek kendi elini bu suya batırdı, kadınlarm ellerini suya batırmalarını buyurdu ve bunu biat saydı. (*)«
İslam, kadınlan, cenaze törenine katılmaürtan ya^ saklanamaz ama onu gerekli de görmez. Resul-u Ekrem (S.A.V) kadınlarm cenaze törenine katılmamalarım tercih ediyordu. Bıma rağmen kadınlar, bazı özel durumlarda cenaze törenine katılmış ve namaz da kılmışlardır. Ulaşan rivayetlere göre ResuluUah’m büyük kızı Zeyneb vefat ettiğ:inde Zehra-i Merziye (Selamul-lahi aleyha) ve müslüman kadmlar geldiler ve nama-zmı kıldılar. (*)i Şia rivayetlerine göre genç kadınlann cenaze törenine katılmalan mekruhtur. Ehl-i Sünnet ulemasmm Ümmû Uteyye’den naklettiklerine göre; Ümmü Uteyye dedi, ki, ResuluUah bizim cenaze törenine katılmamızı ö^tledi ancak yasaklamadı.
Yezid-i Ensari’nin kızı Esma, Medine’deki müslüman kadınlar tarafmdan görevlendirildi ve Medine kadmlanmn şikayetlerini içeren mesajmı Resulullah’a ulaştırmak ve cevap almak için onlarm temsilcisi olarak gönderildi. Esma Resul-u Ekrem’in yanma vardı-ğmda ResuluUah ashabı arasında bulunuyordm Esma şöyle dedi:
(*)5 Bu olay hakkmda tarihçiler ve müfessirler aynı görüşe sahiptirler. Tarihçiler bunu Mekke’nin fethi olaym-da, Müfessirler ise Mûmbehina suresi 12. ayetimn tefsirinde anrmşlardır. Aynca Usul
«Anam babam sana feda olsvm, ben kadınlann temsilcisi olarak sana geldim. Biz kadmlar diyoruz ki, AJlah (c.c) seni hem erkeklere elçi olarak gönderdi hem de kadmlara, sen sadece erkeklerin peygamberi değilsin. Biz kadmlar da ,sana ve senin Allah'ına iman ettik. Biz kadmlar kendi evlerimizde oturuyor ve siz erkeklerin cinsi ihtiyaçlarmı karşılıyor,sizin evlatla-rmızı rahimlerimizde besliyor, yetiştiriyoruz. Ama öte yandan görüyoruz ki, mukaddes görevler ve seçkin, sevabı bol, kıymetli ve büyük işler erkeklere ait sayı-hrken biz yoksun kalıyoruz. Cuma ve cemaat namaz-larma katılma, hastalan ziyaret, cenaze törenlerine katılma, defalarca Hacc’a gitmek ve hepsinden daha üstün AJlah yolunda cihad etmek sadece erkeklere caiz kılmmıştır. Oysa ki erkek Hacc’a ve Cihad’a gittiğinde biz kadmlar, sizin mallarmızı koruyor, elbiselerinizi tamir ediyor, çocuklannızm eğitim işiyle uğraşıyoruz. Nasıl oluyor ki, siz erkeklerle zahmetlere katlandığımız zaman ortağız, fakat mukaddes ve büyük görevlere, mükafatı bol işlere katılamıyor ve bütün bunlardan yoksun kalıyoruz.
Resulu Ekrem ashabma dönerek şöyle buîmrdu: «Acaba şimdiye kadar bir kadmdan bu kadar güzel, mantıklı ve akışlı bir konuşma dinlemiş mi3rdiniz?»
Ashabtan biri «bu konuşmanm bu kadmın kendisinden olacağım sanmıyorum» de3rince ResuluUah bu adamm cevabma itina göstermiyerek yüzünü Esma’ya çevirdi ve şöyle dedi:
«Ey kadın! söyliyeceklerimi iyice dinle ve seni gönderen kadınlara da anlat. Her kim erkek olursa saymış olduğun işler vasıtasıyla ecir, mükafat ve fazilet elde ederek başanh olacaktır ve ama kadmlann bundan mahrum kalacakları düşüncesi hiç de doğru değildir. Kadm eğer evini ve kocasını iyi korur, temiz aile yu-vasmı her türlü kirlilik ve karanlığa kau^ı temiz tu-
tarsa ecir, mükafat, fazilet ve başarısı, erkeklerin, yaptıkları işlerden elde ettiklerine eşittir.»
Fsma iTnarıh biT kadındı, o ve aynı düşüncede oldu^ diğer kadmlarm bu isteği imanlarmın derinliklerinden çıkmaktaydı. Yoksa günümüz dünyasında şurada burada görüldüğü gibi şehvani arzulardan kaynaklanan istekler delildi. Esma ve diğer müslûman kadmlarm korkuşu kendi sorumluluklarma bırakılmış görevlerin kıjnnetinin, kadrinin muhtemelen az ol-, ması ve bütün kıymetli vazifelerin erkeklere verilmiş olması endişesinden kaynaklanıyordu.^Esma ve arkadaşları kadm-erkek eşitliğini değil, kadmlarm da fazilet elde etmeleri ve mukaddes vazifeleri yüklenmelerini istiyorlardı. Onlarm akimdan geçmeyen tek şey ise ferdi ve şehvani arzularma kadm haklan adım takarak gürültü koparmak meselesiydi.
Esma, Resulü Ekrem (s.a.v) den bu cevabı ahnca sevinçten yüzü gülmeye başladı, ve bu sevinçli haliyle arkadaşlannm yanma döndü. (*)
Kadmlarm sözettiğimiz toplantı yerlerine iştirak etme konusunda hadis kitaplarmda bulunan rivayetler birbiriyle çehşki teşkil eder. Bu rivayetlerden bazı-lan şiddetli bir şekilde btmım haram olduğunu bildirirler. Fakat kendisi usta bir muhaddis olan Vesail ki-tabmm sahibi bütün islami eser ve rivayetleri dikkate alarak şöyle diyor:
«Rivayetler mecmuasmdaû istifade edilerek şu neticeye varılabilir ki kadmlarm, yaş meclislerine, cenaze merasimlerine katılmak ve halkm hakkım eda etmek için dışan çıkmalan ve böyle toplantılara katü-malan caiz görülmüştür. Nitekim Hz. Fatıma (Sela-mullahialeyh) ve inananlann hanımlan böyle toplan
tılara katılıyorlardı. Yani rivayetler arasındaki çeliş-kiyi yok etmek için kadmlarm böyle toplantılara katılmalarına dair rivayetlerin tiksintiye yönelik olduğuna hükmetmek gerekir. (*)
Resulu Ekrem (S.A.Vl işlerini yapmak için dışan çıkmaları gereken kadınlara izin veriyordu. Resulul-lah’m eşlerinden Zem’a kızı Şevde, uzun boylu bir kadındı. Bir alcşam Resulü Ekrem (s.a.vl den izin alarak bir iş için dışan çıktı. Gece olmasına rağmen, Ömer bin Hattab Sevde’yi uzım boylu oluşundan tanıdı. Bu hususta şiddetli bir taassuba sahipti ve kadmlarm hepsinin evde oturması taraftarıydı.
Cahez, El-Beyan ve El“Teb3dn'inde 2. cilt 90. sh. ve 3. cilt, 155. sh. de Ömer bin Hattab’tan şöyle nakleder .*
«Kadınlara çoğu vakit «hayır» deyin. Çünkü «evet» denilmesi onlan isteklerinde daha da cüretlen-meye yöneltir.
Keşşaf tefsirinde Ahrab suresi 53. ayeti tefsir ederken şöyle deniliyor :
«Ömer bin Hattab, Resulullahm, eşlerinin perde arkasında bulımmalan ve dışan çıkmamaları hususunda çok istekliydi ve bu meseleyi sık sık sözkonusu ederdi. Resulullahm (s.a.v) eşlerine hitaben bir defa-smda şöyle dedi Yetki eğer benim elimde olsa sîzleri kimse görmezdi. Aradan bir gün geçtikten sonra yine
(*) Vesail 1. cilt, 72. sH,
Behar-Til Envar 11. cilt - 118. sayfada Kati'den nakledilen bir rivayete göre; Hz. İmam Musa bin Cafer ' A.S) bu lıusxısta şöyle bujruruyor :
«Babam îmana Cafer.i Sadak, kendi annesi ve benim nnemi, L«ledineraln yoksul ve düşkünlerinin ilıti3’'açlaram itarşılamalan için gönderirdi.»
şöyle dedi: Siz diğer kadınlardan farklısınız. Nitekim sizin kocanızda diğer erkeklerden farklıdır, lyisimi ken, dinizi perde arkasında saklayın. ResuluUahın eşlerinden Ze3mep şöyle dedi: Hattabm oğlu vahiy bizim evimizde nazil olmakta ve sen bize karşı taassup beslemekte, bizim görevlerimizi mi tayin etmektesin?* (*)
Sünen-i îbni Mace'nin» 1587 numaralı hadiste şöyle yazıyor:
«Resul-û Ekrem (s.av) bir cenaze törenine katıldı ve vefat edenlerin yakmlarmdan bir kadm da törene iştirak etmişti. Ömer bin Hattab o kadm üzerine hiddetle hitap edince Resulullah, bırak onu ey Ömer onun gözleri yaşlı, kalbi yaralı ve ölüsü yeni vefat etmiştir.»
Bu gibi olaylara Ömer bin Hattab’m hayatmda sık sık rastlanmakta olup Mevdudi’nin «Hicab» adh eserin 318. sayfasmda Muta Malik’ten naklen şu olay naklediliyor.
«Ömer eşi Atike mescite gitme konusunda O'nun-la devamlı münakaşa ederdi. Ömer bin Hattab eşi Ati-ke'nin mescide gitmesini istemezdi. O ise bunda ısrar ederdi. Atike kocasma itaatsizlik etmek istemiyor, Hz. Ömer ise eşinin bu işten açık bir şekilde uzak durmasını istemiyor, fakat Atike’nin isteği karşısmda susarak onun mescide gitmesini istemediğini belirtiyordu. Atike’nin bu isteği karşısmda daima susarak ağzını açmazdı. Fakat Atike her defasmda vallahi açık bir şekilde benim bu işten uzak durmamı istemediğin sürece gideceğim diyor ve gidiyordu.»
Sahih-i Buhari’de ise îbn-i Abbas’tan şöyle naklediyor :
«Uygun bir fırsatım bulup, Ömer bin Hattab’tan Kur’an-ı Kerim de «Entetuba ilellahfagat seğat
golubokoma» ayetinin indiği o iki kadının kim olduklarını sormak için uygun bir zaman elde ettim. Ellerine abdest suyu dökerken dedim: Ya Emir-ûl Mü’minin! Allah Tebarek ve Tealanın Kur’an-ı Kerimde işaret et. tiği ve buyurduğu «Tahrim süresi 4. Ayet» o iki kadın hangileridir? Çok ilginçtir senden böyle bir sorunun gelmesi. Onlar Aişe ve Hafsa'dır. dedikten sonra kendisi hadiseyi şöyle anlattı: Ben ve Ensar’dan biri Medine’nin merkezine ve mescide uzak, Medine’nin yukarı semtinde ikamet ediyorduk. Ben ve O vardığımız karara göre, her birimiz bir gün uzaklıkla şehir merkezine ve mescide gidecek ve ortaya çıkacak yeni hadiseler konusunda birbirimizi haberdar edecektik.
Biz Kureyş halkı Mekke’de bulunduğumuz sıralarda kadmlanmız üzerinde tam bir hakimiyet sağlardık. (2) Fakat Medine halkı ise tam bizim aksimizeydi. Yani kadmlan ona hakimdi. Ve bunun için Medine kadmlarmm ahlakı bizim kadmlanmızın üzerinde gittikçe tesir bırakmaya başladL Birgün eşime sinirlendiğimde o beklenmedik bir şekilde cevap verdi.
Bana cevap mı veriyorsun? dediğimde şöyle dedi-’ Bilmiyor musun ResuluUahm hanımlarmin yüzü Ona
(2) Sahih-i Müslim 4. cilt 190. sh.’da nakledilen başka bir rivayete göre Hz. ömer^şayle dedi :
«Vallahi biz cahiliyet devrinde kadınlara değer vermezdik. (Kur’an-ı Kerimde) AUahu Teala ayetler göndererek kadm haklarım tayin etti.»
Tahrim suresi 4. ayette;
«İkinizde tövbe ederseniz Allah’a, çünkü gerçekten de
gönülleriniz suça meyletmiştir.........> Bu ayet-l Kerime
nazaran açıktır ve Ona cevap vennekteler ve bazen ResuluUahın hanımlarından biri O’nnnla bütün bir. gün dargm dururlar.
Bu sözü duyduğumda çok üz^düm. Vallahi Peygambere karşı böyle davranan bedbah olmuştur, dedim ve hemen elbisemi giyerek indim ve kızım Hafsa’-nın yanma gittim. Duyduğuma göre siz bazen bütün birgün Peygamberin canmı üzüyormuşsun, dediğimde evet dedi ve ben; «kızcağızım biçare olmuşsun Allahu Teala’nm Peygamberi batırma sana gazab etmiyeceği-ne dair bir güvencen mi var yoksa? Kızcağızım! Benden duymuş ol, bımdan sonra ne peygambere karşı ne aşın ol ne de O’na danl, istediğin bir şey varsa bana söyle rakibin (Aişe) eğer senden daha güzelse bunun için canını sıkma, dedim. Olay böylece geçip gitti.
O günlerde Kassanilerin Şam üzerinden yapacak-lan saldın3a merakla bekliyorduk. Bize karşı saldınya heızırlandıklarmı duymuştum. Ensar’dan olan arkadaşınım sırası olduğu birgün evde bulunmuyordum. Gece evimin kapısmı hızla vurarak, O evde mi? diye söylediğini duydum ve korkulu bir halde dışan çıktım. O ■ büyük bir olay oldu di3ûnce Kassaniler mi saldırdı dedim ve O hayır ondan daha da bü3mk, dedi. Ne oldu diye sorunca, Peygamber kendi hanımlannı terket-mişü diyince, Haifsa mahvoldu, daha önce de tahmin ediyordum ve Hafsa’nm kendisine de söylemiştim, dedim.
Sabah erkende kalkıp elbisemi giydim, sabah namazı için mescide gittim ve peygamberle cemaat namazı kıldım. Peygamber namazdan sonra kendisine ait hususi odasma çekildi ve herkesten uzaklaştı. Ben, Hafsa'nm yanına gittim, ağladığını görünce niçin ağlıyorsun? dedim, sana söylememişmiydim Peygamberi bu kadar üzme3nn. Sizi boşadı mı? diye sorduğumda bilmiyorum şu kadarı açık ki herkesten uzaklaşmış bu
lunuyor, aeai. Mescide döndüm ve Peygamberin minberi yanında bir grubım toplanarak a^ladığmı görün-ce bir müddet onlarla birlikte oturdum. Ve çok üzüntülü oldugrum için Peygamberin odasma doğru yürüdüm. Kapıda duran zenci köleye, peygambere söyle Kattab’m Oğ:lu Ömer içeri girmek için izin istiyor de dedim. Gitti ve geri dönünce «söyledim ama peygamber hiç konuşmadı» dedi. Döndüm ve minberin etra-fmda toplanan cemaat arasmda bir süre oturdum, huzur bulamıyordum. Bir daha kapıya geldim ve köleye Ömer için izin al dedim. Köle gitti ve dönünce ‘Peygamberden senin için izin istedim ama peygamber sukut etti! dedi. Üçüncü defa olarak peygamberin sıkm-tısından üzimtülü halde minber etrafmda toplanan halkın yanma döndüm ve 3dne huzur bulamadım. Üçüncü defa geldim ve zenci kapıcı aracılığrıyla giriş izni istedim. Köle gitti ve dönünce yine peygamber sukut etti dedi. Üzgün bir halde geri döndüm ki aniden zenci kapıcmın beni çağ:ırdığmı duydum, gel peygamber izin verdi diyordu. İçeri girdiğimde peygamberi kumlar üstünde yanı üzerine uzanarak hurma liflerinden bir yastığa dayanmış bir halde gördüm, öyle ki küçük taşların bedeni üzerindeki izleri belliydi.
Selam verip oturdum ve Ya Resulullah, eşlerinizi boşadığrmızı söylüyorlar, doğ:ru mu? dediğ:im-de, hayır dedi. Allahu Ekber dedim. Ayakta durduğ^ım halde konuşmaya başladım ve maksadım şaka yolunu açmaktı. Dedim: Ya Resulullah biz Kureyş halkı Mek-kede bulunduğumuz sırada kendi kadmlanmıza hakimdik, bu şehre geldik ve kötü şanssızlıktan, bu şehir kadınlan erkeklerine hakim idiler, dedim. Peygamber bu cümleyi duyduğunda tebessüm etti. Konuşmama devam ettim ve ben daha önce kızım Hafsa’ya eğer Aişe senden daha güzel ve daha çekici ise bundan ahn-mamalısm demiştim, dediğimde peygamber bir kez daha tebessüm etti. Tebessüm ettiğini görünce oturdum
ve etrafa bakınca orada üç adet koyun postundan başka birşey görünmüyordu. Dedim: Ya Resulullah dua et Allahu Teala senin ümmetine de bolluk inayet bu-3Tursun, nitekim Fars ve Rum nimet içinde boğuluyorlar, Uzanmış halde bulunan peygamber hemencecik oturdu ve bımlar AUah'm lutfıma delil değildir. Onlar nimetlerini Allahtan bu dünyada almış bulunuyor; buyurdu. Dedim; Söylediklerimden ötürü pişmanım benim için mağfiret dile3rin. Bundan sonra peygamber bir ay kadmlarmdan uzak durdu. Çünkü Hafsa, bir sun Aişe’ye açmıştı. Bir ay sonra peygamber ka-dmlannın yanına döndü. Tahrim ayeti yeni nazil olmuştu ve ayet şöyle bu3ruruyordu. Resulullah’m eşlerinden her biri eğer evliliklerini sürdürmeye razı değillerse peygamber bu bir hoşluk ve bolca mali yardımlarla onlan serbest bıraksın ki her nereye isterlerse gitsinler ve istedikleri* herkesle evlensinler ve Onlardan her biri bu fakir dununla uzlaşmak isterse peygamberle yaşamaya devam etsinler. Onlann hepsi tam bir içtenlikle; Biz Allah ve Peygamberini seçiyoruz ve Resulullah’ın eşi olma iftiharmı bırakmak istemiyoruz.» (*) dediler.
Evet, İslam aşınhk ve aşinalık arasmda vasat bir yol takip eder. Daha önce de sözettiğimiz gibi İslam cinsi serbestlik denilen ilişkilerden kaynaklanan tehlikelere tamamen vakıf olup, birbirine yabama erkek ve kadmlarm toplumsal ilişkileri ve münasebetleri konusunda azami dikkati gösterir. Yabana kadm ve erkeklerin birbirlerinden uzak durmalan ynniısı olan İslam aynı zamanda hayatm felce uğramamasım da dikkâte alır. İslam kadınlara da mescide gitme izni vermektedir ama birbirlerine kanşmamalan için, kadm ve erkeklere ait bölümlerin birbirinden a3mlmasmı emreder. Bir rivayete göre Resulü Ekrem (s.a.v) kendisi
hayatta iken, kadınlann mescide giriş kapısıyla erkeklerin giriş kapısmm birbirinden ayn olması gerektiğine işaret etmiştir. Bir gün kapılardan birini göstererek şöyle buyurdu:
«Bu kapıyı kadınlara a3nrmanız hayırlıdır.» Daha sonralan Ömer bin Hattab erkeklerin o kapıdan girmesini açık bir şekilde yasakladı (*) ı
Ayn bir rivayete göre de.- Resulü Ekrem (s.a.v) akşam namazı bittig:inde, önce kadınlann daha sonra erkeklerin dışan çıkmasmı emretti. Yani Resulullah erkek ve kadmlann birbirlerine kanşmış halde mescitten çıkmalarmı hoş görmüyordu. Çünkü fitneler böyle karışmalardan ortaya çıkar. Nitekim Resulullah birbirine dokunmalar, çarpmalar olmaması için cadde ve sokaklarda erkeklerin ortada kadınlann ise kenardan yürümesini emrediyordu. (*) 2
Bir gün Resul-û Ekrem mescidin dışında bulunuyordu. Kadın ve erkeklerin mescidden beraber çıktık-larmı görünce kadmlara hitaben, İ3risi siz bekleyin onlar gitsin, siz kenardan ve onlar ortadan yiırüsünler, buyurdu.!*) 3
Bunun içindir ki fedühler verdikleri fetvalarda ka-dm ve erkeklerin birbirlerine kanşmasmı mekruh saymışlardır. Merhum Ayetullah Seyyid Muhammed Kazım Tabatabai 'Yezdi (R.A) Ürvet-ül
maktadır ki İslam cinsi münasebet ve sosyal ilişkiler, deki paklık ve temizliği korumak için azami dikkati gösterirken öte yandan kadmm insani kabiliyetlerini ortaya koymasına karşı hiç bir engellemede bulunmaz. Bilakis îslam’m her türlü aşmiık ve aşıncıhktan uzak proğramı uygulanırsa ruhlar, moraller salim kalacağı gibi hem aileler arası ilişkiler daha samimi ve daha ciddi bir duruma gelecek hem de sosyal hayat ortamı kadın ve erkeğin açık çalışabilmeleri için daha uygun bir hale gelecektir.
Ahlaki Tavsiyeler
Usul-ü Kafi’de nakledilen rivayetlerin bazılannda şu noktaya işaret edilmektedir; Erkeğin dikkati yere kadmm dikkati ise erkeğedir, öyleyse kadınlan evin duvarları arasmda sakla3nn.
Usul-ü Kafi’nin yazarına göre; bu rivayetle ksu dmlarm bir de, önce evlilik hisarma koyulması amaçlanıyor. .
Ancak bir takım başka rivayetler vardır ki bunlar, kadınlara nisbetle davranışlarmda erkeklere tavsi3re edilebilir nitelikte olup kadm-erkek ilişkilerindeki tehlikeler konusunda aydınlatıcı sa3nlabilir. Vesail adh hadis kitabında yer alan bu rivayetlerden bazılarmdan söz edeceğiz.
a — Emir-ül Mü’minin Hz. Ali (SelamuUahia-leyh) oğlu İmam Hasan’a şu tavsiyede bulunmaktadır. (*)
«Hanımının yabancı erkeklerle görüşmemesi için elinden gelen her işi yap. Hiç birşey kadım korumada evinden daha iyi değildir. Kadmlann evden dışarı çık
malan ve ev dışında yabancı erkeklerle görüşmelerde bulımmalan onlar için zararlı ve tehlikeli olduğu gibi senin yabancı bir erkeği eve getirmen ve evde onunla .görüşmelerde bulunmasma izin vermen de aynı şekilde zararh ve tehlikelidir. Eğer yapabilirsen öyle bir iş gör ki, hamımn senden başka erkeği tanımasm.»
Bu ahlaki bir tavsiye olup, İslam Uleması da bu cümleyi ahlaki bir tavsiye olarak düşünmüşlerdir. Elbette biz olsaydık ahlaki l;>ir tavsiyeden de öte bundan öyle bir hüküm çıkarırdık ki yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesi bir yana kadının eve hapsedilmesi gerektiğine hükmederdik. Ancak fakihlerin böyle cümlelere dayanarak fetva vermemelerinin sebebi bu cünu lenin zahiri manasma aykın olan rivayet ve imamların siretinden. daha kesin delillere dayanmış olmalarıdır ve daha açık ifadeyle bu cümlelerin zahirine ulema itibar etmemiştir ve ahlaki tavsiyeler olduğundan sadece ahlaki açıdan değerlendirilebilir fıkhi açıdan değil.
Fakihlerin bu gibi cümlelerden çıkardıkları hükümlere göre; bu gibi cümleler iki cins arasmdaki ilişkilerin ruhi gerçeklerini göstermektedir ve bu da şüphesiz yabana erkek ile kadm ilişkisinin oldukça tehlikeli olduğu gerçeğini açıklar. Bu ilişkiler aynen bir çamur gibi olup, pehlivanlar, çok güçlü insanlar bile üzerinde kaymaktan kurtulamamaktadır. îslamm insan-hğa yaptığı ahlaki tavsiyelerin en azı mümkün olduğunca toplumda kadm ve erkeğin birbirine kanşma-sını önlemeye yöneliktir. Günümüzdeki toplumlarda karışık bulunmanm zararları açıkça göze çarpmaktadır. Kadınların da aynen erkekler gibi sözde «omuz omuza* çalışmalarda bulunmasının ne gereği vardır ki? Acaba kadın ve erkek ayn ayrı bölümlerde çalışsalar onlarm çalışma ve randımanlarında bir eksiklik mi ortaya çıkacaktır? Halbuki bu omuz omuza çalışmalar genellikle sonunda kucak kucağa çalışmalarla sonuçlanmaktadır.
b ^— Hz. Fatıma-tüz Zehra (Selamullahialeyh) dan nakledilen bir hadisde (gerçi fakihler hüküm verirken bu hadisi delil olarak almıyorlarsa da açık bir açıklaması olabilir.) Kısa olarak şöyle buyruluyor: .
«Resulullah birgün halktan, kadm için her şeyden daha hayırlı olan nedir? Sorduğunda kimse cevap veremedi. O sıralarda çocuk yaşta olan îmam Haşan (selamullahialeyh) bunu annesi Fatıma-tüzzehra’ya (selamullahialeyh) naklettiğinde Hz. Fatıma şöyle buyurdu : Kadm için herşeyden daha hayırlı olanı yabancı erkek görmemesi ve yabancı bir erkek tarafından görülmemesidir. (*)
Bu hadiste ahlaki bir tavsiye olup, kadın ve erkeğin birbirlerinden alınıp uzak durmalarmm tercih edildiğini açıklamaktadır. Daha önce de söylediğimiz gdbi îslamm bu konudaki izinleri toplumdaki sıkmtı ve aksaklıkları önlemek içindir. Yoksa örtünmenin 8Üı-laken tercih edilmesi ve kadm ve erkeğin birbirine uzak durmaları bir sınırm olması mümkün olduğunca yerine getirilmesi gereken tavsiyelerdir.
c — Resulü Ekrem (s^.v) Hz. Ali’ye şöyle buyurdu:
«Ya Ali, birinci bakış faydana, ancak ikinci bakış faydana değil, zarannadır.» (*)^
Elbette bu hadisin bir hükmü mü yoksa sadece bakıştan kaynaklsman etkileri açıklama babından mı olduğu konusunda ihtilaf vardır. Şeraye kitabının sahibi ve Aileme HiUi gibi bazılarının görüşüne göre, bu ha«-dis bir hükmü ortaya koymeıktadır: Yani ilk bakış caizdir, İkincisi haramdır. Bazılarına göre ise-, bu hadisten amaç bilerek, istiyerek bakış kesinlikle haramdır, ancak bilmeyerek jatılan ilk bakış caizdir.
Ancak gerçek şudur ki. bu hadis şehvani duygu
lardan kaynaklanan bakışın terkedümesini tavsiye etmektedir Ve böyle bir bakış kesinlikle haram olup, konumuzun dışmdadır. Hadisten anlaşılan şudur ki, insan eğer kadına bakar ve ondan hoşlanırsa lezzet almak için bir daha bakmak ister. Birinci bakışta lezzet almsa da bilerek olmadığ^ı için sakmcası yoktur. Fakat ikinci bakış sırf lezzet almaya yönelik olduğundan caiz değildir.
Sûnen-i Davud 1. cilt 496. sh.’da şöyle yer alır:
«Ya Ali la tetebbo....
Vesail’de nakledilen bazı şia rivayetlerinde de aynen bu şekilde aktınimaktadır.
d — İmam Cafer-i Sadık hazretleri şöyle buyurdu : «Bakmak şeytan tarafından atılan zehirli bir ok ^bidir. Birçok bakışlar vardır ki, daiıa sonraları bir takım hasretler ve uzun üzüntüleri birlikte getirmiştir.» (*)
Diğer bir hadiste ise :
«îki gözle bakmak bir tür zinadır.» (*)
Bu iki hadiste de şehvetle karışık bakışları belirtir ki ahlaki olmaları mümkündür.
Ne Hapsetme Ne de İhtilat (Karışma)
Şimdiye kadar açıklamaya çahştıklarmuzdan varılan sonuç şudur; îslamm söylediği emrettiği ne îslamı, kadını eve hapsetmekle itham eden İslam muhaliflerinin iddialarıdır ne de çağımız dünyasmm kabûllendiği ve kötü akıbetlerini seyrettiği sistemin ortaya koyduğu, yani kadın ve erkeğin genel yerlerde birbirine karışmasıdır.
rin ferdi ve toplıomsal ilişkileri kitap ve sünnet ışığında aydınlığa kavuştu ve görüldü ki sözü edilen se. netler yüz ve bileğe kadar elleri örtmenin farz olma-dığını delillerle sabit kıldığı gibi lezzet alma ve günaha düşme korkusu olmadığı taktirde sözkonusu yerlere bakmanm caiz olduğunu da kuvvetlendirmektedir.
Bu noktada verilen fetvalara da bakmamız gerekir. Çünkü herkes İslam ulemasının bu iki önemli konu etrafmda, Asr-ı Saadetten zamanımıza kadar nasıl fetva verdiklerini öğrenmek isteyecektir. Sorulardan birincisi; İslam faldhl erinin yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesi konusundaki görüşü nedir? İkincisi; bakış konusunda nasıl görüş belirtmişi‘;rdir?
Yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesinin gerekmediği konusunda ister Şia ister Ehl-i Sünnet uleması ara-smda zahiren hiç bir. görüş a3mlığı yoktUT; Sadece Ehl-i Sünnet ulemasmdan Ebu Bekr bin Abdurrahman bin Hişam’m görüşü farklıdır. O ise namaz sırasında mı yoksa namahrem karşısmda mı aydınlığa kavuşmuş değil. Yüz konusunda hiçbir görüş a3mhğı yoktur, ancak bazı alimler bileğe kadar eller veya topuğa kadar ayaklar konusımda —^bımlann da istisna olup olmadığı etrafmda— farklı görüşler ileri sürmüşler.
Görüşleri nakletmeden önce iki noktayı gözönûn-de bulundurinamız gerekir: Birincisi şu ki; Fıkıh alim, leri örtünme konusunu, namaz ve nikah olmak üzere iki yerde sözkonusu etmektedirler. Namaz konusunda kadının bütün bedenini namahrem olsada olmasa da örtmesi farzdır. Burada namaz esnasında yüz ve bileğe kadar ellerin örtülmesi de farz mıdır? Sorusuyla kar. şılaşınz. Nikah konusunda 3dne genelde örtünme ve bakmanın smırlan bahsi, kadmla evlenmek isteyen erkeğin, kadına ne kadar bakma hakkma sahip olduğu incelenirken ortaya çıkar.
Böylece fıkıh açısından iki tür «tesettür»’le karşı
Burada, ev kcnusunda kullanılan «avret» kelimesi evm krrumasm olması anlamına alınmakta ve kötü ve
laşmaktayız: Setr-i Salati, namaz sırasmda u3oılması gereken örtünme şekli olup elbette elbisenin pak ve gasbedilmemiş olması gibi şartlan da vardır. Setr-i gayr-i Salati, kadmm yabancı erkekler karşısında uyması gerekli olduğni örtünme şeklidir ve namaz esnasına ait şartlan yoktur. Daha sonra açıklayacağımız gibi namaz esnasındaki örtünpıeyle namaz dışında uyulması gereken örtünmenin miktan ve smın eırasın-da görünüşte hiç bir fark yoktur.
İkinci nokta ise. fakihlerin kullandıklan terimler üzerinedir. Derler ki, kadının bedeni yüz ve iki eli dı-şmda «Avreti* tir. Bu tabirin bazı kimseler açısmdan aşağılayıcı bir mana ifade etmesi mümkündür. Çünkü bazılarına göre «Avret» kötü ve aşağılanmış anlamına gelir. Acaba İslam fıkhı açısmdan kadmm bedeni yuz ve iki eli dışında kötü ve aşağılanmış çirkin'birşey olarak mı nitelenir?!
Cevaben diyebiliriz ki, «avret« kelimesi kötü ve çirkin manasma gelmemektedir. Veya her kötü ve çirkine ise «avret» denilmediği gibi «avret» kelimesi kullanıldığı birçok durumlarda kötü ve çirkin manasını da vermemektedir. Mesela Kur’an-ı Kerimde Hendek savaşı anlatılırken zayıf imanlı bazılarmm bahane ara-malarma işaretle şöyle buyruluyor:
«...Ve onlardan bir bölüğü de Peygamberden evlerimiz korumasız, sağlam değil diye izin istemiştL Halbuki evleri korumasız değildi ve sağlamdı, onlar sadece kaçmak istiyorlardı.»
Burada, ev konusunda kullanılan «avret» kelimesi evin korumasız olması anlamına almmakta ve kötü ve çirkin diye hiç bir anlamı da yoktur. Daha önce tefsir ve açıklanan Nur suresi 59. ayetinde de üç dinlenme vakti; sabah namazmdan önce, öğle vakti ve yatsı namazından sonra olarak belirtilirken bu vakitlerde ki-
şilerin elbiselerini çıkardıklan ve korumasız (a;ik) oldukları dikkate alınarak *ûç avret» olarak adlanduıl-dığı belirtilmişti.
Kelimelerin sözcüklerin köklerini bularak manalarının hakkını vermek açısından Kur’an mûfessirleri arasında eşsiz ve mûfessirler dışmdakiler arasmda eşine az raslanır bir özelliğe sahip «Mecma^il Beyan» tef, şirinin sahibi Ahzab suresi 13. ayetinin tefsinde «avret» kelimesini tarif ederken diyor ki;
«Avret; meraklanmaya değer, korunmasız, zarar görmeye müsaid herşey konusunda kullanılır. Mesela*. Smırlar, savaşa ait bir konu, korunmasız ve zarar görmeye elverişli açık ev veya mekan
Açıkhğa kavuştuğu gibi fıkhi bir terim olan «avret» in aşağılayia, kötü bir manası yoktur. Kadma «avret» denilmesi de korunmasız, duvarsız ve zarar görmeye müsait bir eve benzemesinden dolayıdır. Böyle olduğu için mutlaka tesettür duvarı içine almzırak ko-runmahdır.Şimdi îslam fakihlerinin görüşlerini nakletmeye başhyabiliriz. AUame Hilli «Tezkeret-ül Fukehâ Ki-tab-us Salat» adlı eserinde şöyle diyor:Bütün beldelerdeki ulemaya göre kadınm bedeni 3nLizü dışında avrettir. Sadece Ebü Bekir Ab-durrahman bin Hişam, kadmm bedeninin tamamını avret bilmektedir. Bu ise icma hükmüyle reddedilmiştir. Şia ulemasına göre bileğe kadar iki el de yüz gibidir. Ve avret değildir. Malik bin Enes, Şafi, Evza’î ve Süfyan-ı Sevr-Î de bu açıdan şia ulemasıyla a3nn görüştedirler. Çünkü îbni Abbas, «Vela yobdine ziyne-tehunne illa ma zeheremtnha (Nur. 3İ) ayetinin tefsirinde yüz ve bileğe kadar elleri birlikte istisnadan saymıştır. Ancak Ahmed Hanbel ve Davud Zahirî'ye göre eller bileklere kadar da örtülmelidir. îbni Abbas’m sözü, onlann görüşünü reddetmeye yeterlidir.
replika samsung note 4 sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder