replika telefondan islam bilgisi44

 replika telefon

replika telefondan islam bilgisi44 bugün yine ben ve replika telefon sizler icin hazırladık ve sunuyoruz replika telefon sizlere diyorki Eshâb-ı kirâma (Peygamber ı arkadaşlarına) iftirâ eden şîar dan. On birinci imâm olan H< Askerî’nin adamlarından olduî yen İbn-i Nusayr adındaki bc kimseye uyanlar.Eshâb-ı kirâma iftirâ eden şiî toplanmaktadır: Birincisi, Taf ret-i Ali. Eshâbın en üstünü< İkincisi, Seb’iyy©; Eshâb-ı kirâ çından başkası zâlim, kâfir c Bunlar, sebbediyor (söğüyor lar. Üçüncüsü Gulât; hazret-diyorlar. Sebeiyye ve Nusay da böyledir. İbâdet etmezleı Dehlevî)


NUSH

Nasîhat, öğüt (Bkz. Na.sîhai

Nush He uslanmayanı etmeli i Tekdir ile uslanmayanın hakk

NUSRET-İ İLÂHİ

Allahü teâlânın yardımı, ime Ben demek yâni nefsine güv üstün görmek felâkettir. N gelmesine mâni olur. (îmâi

NUTK

1-Söz. söz söylemek kuvvı öyle yaşamalıdır ki, yanın« bâtınları (gönülleri, kalp Onları gönül dağınıklığına< Kendini toplamalıdır. K« Nutk çekecek, dedikodu değildir. (Ahmed Fârûkî) Cumâ hutbesine dünyâ sö; İldir. Hutbeyi nutk, konfer mamalıdır. (Seâdet-i Ebeo hazret-i îsâ’nın doğumu kabûl gün olarak bilinmekte ise de îsâ aley-Imın doğum günü kesin belli değil-Cudüs civârında dünyâya gelen -i îsâ’nın doğumu hakkında, o zamâ-jip ve münevverlerinin eserlerinde,

' bilgiye rastlanmamaktadır. En kü-idiseleri bile yazan Roma târihçileri ısusta derin bir süküt içindedirler, ca, ibrânice eserler yazanlar da aynı î ilgisizdirler. Putperestlikden hıristi-\ dönen büyük Kostantin’in yılbaşı kabûl ettiği noel, İlmî ve târihi bir te dayanmamaktadır. Bu sebeble fsâneden öteye bir mânâ taşımamak-NJoel gecesinin ve gününün islâmi-/eri hiç yoktur. (Rehber Ansiklope-

imparatoru Büyük Kostantin putpe-en mîlâdın 313. yılında nasrâniyeti 5tmiş, bütün İncîrierin birleştirilerek r İncîl’in yazılmasını emretmişti. Yeni I ¡ncîl’e eski dîni olan putperestlikten şey sokturmuştu. Noel gecesinin de olmasını kabûl etmiş böylece yeni istiyanlık dîni kurulmuştu. (Seâdet-î /ye)

A-l CEVVALE

hareket hâlindeki nokta. Dâire şek-ızlı dönen, bir nokta.

(zan) ve hayâl, nokta-ı cevvâleyi 5 dâire şeklinde görür. Hâlbuki hakî-dâire yoktur. Nokta vardır. Fakat /e hayâl bakımından, hâricde dâire-unması hakîkîdir. Bunun gibi vahdet-i (Mahlûkâtı tek bir varlık olarak gör-r bakımdan hakîkîdir. Birden ziyâde >e vehm ve hayâl bakımından hakîkî-tâm-ı Rabbârû)

i cevvâleden hâsıl olan, mevhûm lilen) dâire, bu noktanın hiç bir cihe-leğildir.Nokta, dâirenin cihetlerinin
yâda velîler, Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlak-landıkları için her yerleri göz gibi olur. (İmârn-ı Rabbânî)

nOh ALEYHİSSELÂM

Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine Ülü’l-azm denilen altı peygamberin İkincisi. İdrîs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderildi.

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki;

Muhakkak biz Nûh*u (aleyhisselâm) kav mine resul (peygamber) olarak gönderdik. (A'râf sûresi: 59)

BizNüh*u (aleyhisselâm) kavminepey-gamber olarak gönderdik. O, onlara dedi ki: Ben sizi Allahü teâlânın azâ-bıyla korkutuyorum ve azâbdan kurtuluşun çâresini açıklıyor beyân ediyorum. Allahü teâlâdan başkasına ibâdet etmeyin. Bcuta muhâlefet etmeniz hâlinde bir gün üzerinize elem verici çok şiddetli bir azâbın gelmesinden korkuyorum. (Hûd sûresi: 25-26)

Nûh (aleyhisselâm) **Bismillah** ve Elhamdülillah** demeden büyük olsun, küçük olsun herhangi bir iş yapmazdı. Bu sebeple Allahü teâlâ onu Çok şükredici bir kul** olarak isimlendirdi. (Hadisi şcrîf-Taberânî, îbn-i Cerîr)

İdrîs aleyhisselâm göke çıkarıldıktan sonra, insanlar azdı. Doğru yoldan ayrıldı. Putlara yâni heykellere tapmaya başladılar. Cenâb-ı Hak bunlara Nûh aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. O zaman elli yaşında idi. Onları yıllarca dîne dâvet etti, putlara tapnnaktan sakındırdı ve Allahü teâlâya ibâdet etmelerini söyledi. Nûh aleyhisselâma kendi oğlu Yâm yâni Ken’ân bile îmân etmedi. Nûh aleyhisselâmı alaya alıp işkence ettiler. Nûh aleyhisselâm onlara beddûa etti. Allahü teâlâ ona gemi yapmasını emretti. Gemi bitince tûfân oldu. Nûh aleyhisselâm mü’minler (inananlar) ile gemiye bindi. Üç katlı olan gemiye binenlerin savisi Sftk.‘îftn kişi k;ırlarrl

mektedir. Rûh, ilim, nutk kuvveti ile fazilet--lerl, üstünlükleri anlıyacak, amelî kuvveti ile bunlara sarılacak kötülüklerden sakınacaktır. (Hadi mî)

NÜBÜVVET

Peygamberlik; insanları Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, onlara doğru yolu göstermek için Allahü teâlâ tarafından seçilmiş kimselere verilen peygamberlik.

(Bkz. Nebí).

NÜBÜVVET YOLU

İnsanları Allahü teâlânın sevgisine, rızâsına kavuşturan iki yoldan biri. Bu yolda sâ-likler (tasavvuf yolcuları) yetişmiş ve yetiştirebilen bir velînin sohbetinde bulunup kemâle geldikten sonra feyzi asıldan yâni Resûlullah efendimizden alırlar (Bkz. Vilâyet yolu).

Nübüvvet yolu aslın aslına kavuşturur. Eshâb-ı kiram (Peygamber efendimizin arkadaşları) bu yoldan kavuştular. Sonra gelenlerden pek az kimse de bu yoldan maksada ermiştir. Bu yolda,sebebe vâsıtaya lüzum yoktur. Yetişmiş ve yetiştirebilen bir rehberin sohbetinde kemâle geldikten sonra, feyzi asidan alıp, ilerler. (Abdullah-ı Dehlevî)

NÜCEBÂ

Allahü teâlânın velî kullarından tanınıp bilinmeyen ve gizli olan mübârek kimseler. Nücebâ, insanların imdâdına yetişip, işlerinde dara düştükleri zaman yardımcı olurlar. Onların belâlardan korunmasına sebeb olurlar. (Molla Câmî)

NÜKTE

1-İnsana te’sîr eden güzel mânâlı söz. Nükte: "Malı seviyorsan yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun. Eğer sevmiyorsan ye de yok olsun.” (Abdullah-ı En-sâri)

Nükte yaparken dikkat etmeli, dinleyicilerin yanlış anlıyacağı nüktelerden sakınmalıdır.

(Seyyid Alizâde)

2-Derin düşünerek ve zihni yorarak İlmî, edebî veya başka bir söz ve vazıdan nuan-
aldıktan sonra vazgeçerek satı verme.

Ayıplı (özürlü) mal satıcıya iâde 6 verilirse, bu satıcı da, kendine sa çeviremez. İkisinden birini ikrâı etmesi veya nukûl etmesi lâzınr şâhidlerin dinlenmesiyle hâkim k£ (Mecelle)

NÜSÜK

İbâdet. Hac ve umrede yerine g< lâzım olan işlerin herbiri (Bkz. Mı

Allahü teâlâ âyet-i kerîmede buyurdu ki:

De ki; **Şüphe8İz benim ncL nüsüfmm, hayâtım ve ölümün lerin rabbi olan Allah içindir.

sûre.si: 162)

NÜZÛL

1-İnmek, inme, felç (Bkz. Nâzil).

2-Tasavvuf yolunda ilerleyerek, s âlemini görmeyip yalnız sebeplerin! yâni Allahü teâlâyı bilme hâline (un şan bir velînin insanları irşâd için, sı âlemine inmesi, yüksek makâmdi dönmesi.

insanları Allahü teâlânın rızâsına ki ran rehber ne kadar çok nüzûl eden berliği, irşâdı (doğru yolu gösterme! kadar kuvvetli olur. İrşâd edebilmı tâlib (tasavufda yetişen talebe) ile re yakın olması lâzımdır. Bu da rehberli dereceye yâni tâliblerin derecesine etmiş olması ile olur. (İmâm-ı Rab
I

çok kimse vardır ki, onla-yalnız açlık ve susuzluk \ır. (Hadîs-i şerıf-Mcktûhât-ı

(, Allahü teâlânm sıfatlarıyla r. Zîrâ Allahü teâlâ yemekten \ münezzehtir. (Muhammed

ıın on bir faydası vardır; Ce-(alkan olur. Şâir ibâdetlerin îbeb olur. Bedenin zikri olur. Icbu (yaptığı ibâdetleri ve hayır-eyi) kırar. Huşû’u (Allah korku-'.Sevâbı mîzânda (kıyâmetgünü ır gelir. Allahü teâlâ o kulundan ân ile vefât ederse, Cennet’e er-e sebeb olur.Kalbi ve aklı nûr-ımmed bin Kuthüddın Îznikî)

^rîfin orucunu ta’zîm (hürmet irerek) ve yakar ile tut. Her kim rucunu güzelce tutsa, haramınsa, kazâ namazlarını kılsa, lazretleri her gün için, bin gün tutmuş gibi sevâb ihsân eyler ile Cehennem arasında bir çok nur. (Süleyman bin Cezâ)

FARZ

nanın bilmesi ve yapması lâzım e ibâdet bilgilerinden en önem-

z meşhûr olup şunlardır: laltı. İslâm’ın şartı beş. Namazın

malıdırlar. Eğer bilmiyorlarsa nikâh kıyacak kimse. Besmele, hamd ve salevât (Peygamber efendimize duâ) okuduktan sonra, bu otuz üç farzdan; îmânın ve İslâmın şartlarını münâsib bir yolla dâmât ve geline öğretmelidir. (Seâdct-i Ebediyye)

ÖDÜNÇ VERMEK

Çarşıda misli yâni benzeri bulunan her şeyi, belirsiz bir zaman sonra, misli geri verilmek üzere verme (Bkz. Karz-ı Hasen).

Bir müslümana Allah rızâsı için ödünç veren kimseye, her gün için sadaka sevabı verilir. (Hadîs-i şerîf-Kimyâ-yı Seâdet)

Ödünç vermek, tasadduk etmekden (sadaka vermekden) on sekiz derece daha faziletlidir. (Hadîs-i şerîf-Kimyâ-yı Scâdet, Ey Oğul İlmihâli)

Ödünç alan kimse, hakkıyla ödemeği niyet ederse, borcunu ödemesi için melekler ona duâ eder. (Hadîs-i şerîf-Kimyâ-yı Scâdet)

ödünç vermek çok sevâbdır. îcâb ve kabûl ile (aldım, verdim gibi sözleşme ile) sahîh (geçerli) olur. Bir altın ödünç alan bir altın öder. Değeri değişti diyerek önceki veya sonraki değerde gümüş veya kâğıt lira veremez. Ev, dükkan, elbise gibi kıyemî olan yâni misli (benzeri) bulunmayan şeyleri ödünç vermek fâsittir. Kullanılması harâm olur. (Muhammed Mcvkûfâtî) ödünç verirken, zaman tâyin etmemeli, (^ünkü, zaman tâyin ederse, malı, misli ile veresiye satmış olur. Bu ise fâiz olur. Senede ödeme târihi koymamakla, ödünç veren verdiğini geri almak hakkına her zaman sâhib olmakda, 'belli bir zamânı beklemek zorunda kalmamaktadır. Zaman tâyin etmeksizin ödünç vermeli ve arzû ettiği zaman isteyip geri almalıdır. (Hamzâ Efendi)

Çok malı olmayan veya çoluk-çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde bunların ihtiyâçlarını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya kendisi muhtâc olan kimsenin ödünç vermesi isrâf olur. (îbn-i Âbi-


Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Ey insanlar! Yapmadığınız bir şeyi yaptığınızı söylersiniz? Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah katında büyük öfkeye sebeb olur.

(Sad sûresi: 2}

... Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar az bulunsa da, mallarını Allah yolunda verirler, öfkelerini belli etmezler. Herkesi affederleri Allahü teâlâ ihsân edenleri sever. (Al-i İmrân sûresi: 133) Kızdığı zaman öfkesini yenerek yumuşak davranan kimseyi Allahü teâlâ sever. (Hadîs-i şerîf-îsfehânî)

Hiç kızmamak değil, öfkesini yenmek fazilettir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

öfkesini yenen, kendisine yapılan kötülüğü affeden kimseyi Allah korur ve düşmanını ona boyun eğdirir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

Dostunu günâhlarından dolayı mâzur gör. Kusurlarını ört. Sefîhlerin (düşkün ve alçak olanların) ezâsını, zamânın cefâlı işlerini sabır ve metânetle karşıla. Zâlimlere karşı mukâbelede bulunma. Onları Allahü teâ-lâya havâle et. Bil ki, halîmlik, yâni yumuşaklık öfkeli olmaktan hayırlıdır. (İmâm-ı Mâuerdî)

ÖLÜM

Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, mevt, ölme, ölmek.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Her nefs (canlı) ölümü tadacaktır. (Âl-i imrân sûresi: 185)

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. (Hadîs-i şerîf-thyâ-u ulûmiddîn) İnsanlara vâiz olarak (öğüt ve ibret verici, nasîhat edici olarak) ölüm yetişir. Zenginlik isteyene, kazâ ve kadere imân etmek yetişir. (Hadîs-i şerîf-Bey-hekî ve Taherânî)

ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırla-
fakirlik gelmeden önce i meşguliyetten önce boş ölmeden önce hayâtın. (

Buhârî ve Müslim) ölmek yok olmak değildir. V yan bir iştir. Ölümle rûhun bağlılığı so.na erer; rûh bedj (Abdülhakîm Arvâsî)

ÖMR

Hayât süresi, yaşama müd ânından ölüm zamânına kac man.

Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlâ ruyor ki:

Herkesin ömrü ve ömür ması hep yazılıdır. (Fâtır Allahü teâlâ ezelde inse tırken; ecellerini, ömürl zıklarını takdir etmiştir. Müsned-i Ahmed bin Hanh

Kazâ-ı muallakı hiç bir ş mez. Yalnız duâ değiştiı yalnız ihsân, iyilik artı

şerîf-Mektûbât)

İnsanların en iyisi, ömrü güzel olan kimsedir. İru kötüsü, ömrü uzun, amel dır. (Hâdîs-i şerîf-Et-Tergib Kıymetli ömrü lüzumsuz m harcamamalıdır. Haramla elbette lâzımdır. (İmâm-ı Ra

Kıymetli ömrü lüzumsuz müt izin verilen şeylere) bile ha Haramla geçirmemek ise elt (İmâm-ı Rabbârû)

Bir kimse binlerce sene ömrünü nefsini temizlemek güzel huylar ile yanındakileri âletler ile bütün insanlara Muhammed aleyhisselâma ti seâdete kavuşamaz. (İmâm-i Kıyâmet günü makbûl olan lanlardan olmak istiyorsanız, nın râzı olduğu, beğendiği iy Sünnet-i seniyyeye,

amber efendimizin sallallahü aleyhi ve 1 Ehl-i beytinden (akrabâsmdan) olup, /ufda en yüksek derecelere ulaşmış an iki büyük zât. Bunların hepsine bir-¦imme-i İsnâ aşere de denir, ci imâm; Ali bin Ebî Tâlib, Hasen, Zeyne’l-âbidîn, Muhammed Bâkır, “i Sâdık, Mûsâ Kâzım, Ali Rızâ, mmed Cevâd Takî, Ali Nakî, Hasen î Zekiy ve Muhammed Mehdî’dir. ilazîz Dchlevî)

ullah’dan sallallahü aleyhi ve sellem feyzler (mânevî yardımlar) ve mârifet-imler) hep hazret-i Ali’nin vâsıtasıyla Fâtımat-üz-Zehrâ ve hazret-i Hasen ızret-i Hüseyn (r. teâlâ anhüm) bu mda hazret-i Ali ile ortakdırlar. öyle 5rum ki, hazret-i Ali dünyâya gelme-nce de bu makamda idi. Vefât ettikten da bu yolda her velîye gelen foyzler, itler yine onun vâsıtası ile gelmekde-jnkü kendisi bu yolun en yüksek nok-a bulunuyor. Bu makâmın sâhibi Hazret-i Ali vefât edince ondan yayı-^zler hazret-i Hasen ve sonra hazret-i m vâsıtası ile geldi. Daha sonra on iki ian sağ olanları da vâsıta oldular, rdan sonra gelen evliyâya feyzler bu imâm vâsıtasıyla geldi. Abdülkâdir-i nî velî oluncaya kadar hep böyle idi.
iftirâda bulunmamışlar, bilhassa on iki imâmın sevgisini son nefeste îmân ile gitmeye vesîle olacağını bildirmişlerdir. On iki imâmda Resûlullah efendimizin zerreleri vardır. Bunlara kıymet vermek, saygı göstermek her müslümanın vazifesidir. (Abdülazîz Dehlevî)

ORTA YOL

îmân ve ibâdetlerde yâni dinde Ehl-i sünnet (Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının yolunda olan) âlimlerin gösterdiği ve bildirdiği en sâlim (doğru) ve sağlam yol (Bkz. Ehl-i Sünnet).

Ortayolun sağında ve solunda olmak iyilikten ayrılmak olur. Orta yoldan uzaklığı kadar iyiliği azalır. Hak yol orta yoldur.

(Hadimi)

ORTODOKS

Hıristiyanlık mezheblerinden. Ortodoks mezhebinin dînî rûhânî lideri patrik olup, merkezi İstanbul Fener’deki patrikhânedir.

Roma imparatoru Konstantin üç yüz on senesinde hıristiyanlığa izin verdi. Kendi de hıristiyan oldu. İstanbul şehrini yaptı. Roma’dan İstanbul’a taşındı. Fakat bu dînin esasları bozulmuş, unutulmuş olduğundan. papazların elinde oyuncak oldu. Mîlâ-dın 395. senesinde Roma devleti ikiye ayrıldı. 1054 (H. 446)'da İstanbul patriği olan Mihâel Kirolarius Roma’daki papadan ayrılarak Ortodoks kilisesini (mezhebini) kurdu. Roma’daki papaya tâbi olanlara katolik, İstanbul’daki patriğe tâbi olanlara Ortodoks denildi. Kiliselere resimler, heykeller kondu. (Fâideli Bilfiiler)

Şark kiliseleri olarak da bilinen ortodoks dünyâsında İstanbul’dan başka İskenderiye, Antalya ve Kudüs’de de patriklik vardır. Çok sayıda millî kiliseler bu dört patrikliğe bağlıdır. (Rehber Ansiklopedisi) Ortodoks mezhebini diğer hıristiyan mezheplerinden ayıran noktalardan bâzıları şunlardır: Rûhânî başkanları patriktir. Papanın üstünlüğünü, hazret-i îsâ’nın vekîli olduğunu, yanılmazlığını kabul etmezler. Rûh-ul-kuds’ün (kutsal rûhun) oğul yoluyla babadan çıktığını ileri sürerler. İbâdetlerini

Gördüm ol serv-kâmeîin ardınca fûz-ı vasi ömr-i fürûgüzeşte şifâbân olup gider.

(Fuzulî).

(Kavuşma günü servi boylu sevgilinin ardında geçmiş ömrün koşarak gittiğini gördüm. Kıyâmette bütün hepsi o sevgilinin karşısında yeniden ortaya çıkacaktır. Sevgili karşısında bütün hâtıraların canlandığını gördüm.

ÖMRE (Umre)

Hacc-ı asgar; hac zamânı olan beş günden yâni Arefe ve Kurban bayramının dört gününden başka, senenin her günü ihrâm ile Kâbe’yi tavâf ve sa’y yapmak ve saç kazımak veya kesmek (Bkz. Umre)

ÖMRl HİBE

Bir kimseye: “ömrün boyunca evim senin olsun" diyerek yapılan hîbe. ömrî hibe câizdir. Hibe yapılan kimse vefât edince ev sâhibine, ölmüşse mîrâscılanna verilir. (Abdullah Mûsulî)

ÖRF

Islâm hukükunun kaynaklarından, dînin ve aklın güzel gördüğü, beğendiği şey (Bkz. Âdet).

İslâm hükukunun kaynakları iki kısımda mütâlaa edilir. Kitab (Kur’ân-ı kerîm). Sünnet (Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sözleri, işleri ve görüb de mâni olmadıkları hususlar), icmâ’ (bir asırda bulunan müctehid denilen âlimlerin bir işde sözbirliği) ve kıyas (ictihâd). Bu dört ana kaynakdan başka, ikinci derecede (tâlî) kaynaklar da vardır ki, bunlardan birisi de örf ve âdetlerdir, (tbn i Nüceym) Zamânın değişmesiyle, örf ve âdete dayanan ahkâm (hükümler) değişebilir. Nassa (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfe) dayanan

ecmaîn) ve müctehid denilen âlimle nında başlayan ve devâm eden helâle delil olurlar. Sonradan âdet c ler, şerl delil olmaz. Muâmelatda veriş, ticâret gibi mes’elelerde) hı için bir beldenin, memleketin nassa (aykırı) olmayan âdetleri delîl oluf bunları* fıkıh âlimleri anlar. (İbn-i Ali Haydar Efendi)

ÖŞR

Onda bir. Topraktan alınan mahsûl tı.

öşür vermek dînî delîllerle sâbittir. **Ekinin hakkını biçildiği gün (En'âm sûresi: 141) meâlindek kerîme ile farz kılınmıştır. (îbn-i Â

Semânın suladığı mahsûldt kova veya dolapla sulanan t\ den öşrün yarısı vardır, (Had Nasb-ur-râye)

Hanefî mezhebinde yağmur ve; suyu ile sulanan öşürlü toprak mikdarı az olsa da ve çabuk çürüyt lan sebze, meyve olsa da, onda bir rak verilir. Hayvan ile veyadolab ile motor ile sulananın yirmide biri v< bir masraf çıkmadan önce vermek (îbn-i Âbidin)

Çift sürmekle olsun, bağdan hâı mahsûlün öşrünü fakir müslüman den önce yemek haramdır. Eğeı çıkarıp ölçü ile yedikten sonra, yec öşrünü hesaplayıp verirse, yediği t On kile buğdayı olan, bir kilesini rr fakire vermezse, yalnız o bir kilesi kilenin hepsi haram olur. (Abdu Îmâdî)

ÖZR(ÖZÜR)

1- Abdesti bozan bir şeyin bir na durdurulamayıp. devâmı üzere olması. İdrârinı tutamama, iç süi kaçırmak, burun kanaması, yare sarı su akması, ağrı ile göz ya: birer özür olup, özürlü erkeğ kadına ma’zûre, bu hâle (duruma Hftnir


1 iddia ettiler. Teslis yâni üçlü tanrı i kabûl ettiler. Üçlü tanrı inanışına <an papalar oldu. Meselâ Papa s hiç bir zaman üçlü tanrı sistemi lisi kabûl etmediği için öldükten z sene sonra İstanbul’da toplanan ûhânî meclis) tarafından resmen niştir. (Kl-Hâc Abdullah hin Des-üafa)

n arasından çok korkunç câniler unlardan biri olan papa Borjiya (düşmanlarını ve bunların arasında din adamlarını türlü türlü zehirlerle mallarını gasb etti. Her türlü rezâ-li. Kız kardeşi ile karı-koca hayâtı Bütün bunlara rağmen, mukaddes hsız papa sayıldı. (Şemseddîn Sâ-her Ansiklopedisi)

: (PAPAS)

ın din adamlarına verilen ad. ^hisselâmdan sonra İsevîlik dîni . Hıristiyanlık adıyla yayılarak dev-'¦esmî dîni hâline geldi. Orta çağda ; bir karanlık devir başladı. Hıristi-Imin ve fennin karşısına çıkdılar. tüylerini ürperten Engizisyon mah-i kurarak yüzbinlerce insanı haksız çok kereler sırf servetlerini ele ık için dinsiz adı altında türlü işken-parak öldürdüler. Yalnız Allahüteâ-hsûs olan günâh affetmek kudretini ra verdiler. Papazlar da çeşitli men-karşılığı günâhları affettiler. Hattâ ’ten yerler sattılar. Hıristiyanlık papazların evlenmemesi, evlenmiş mselerin kat’iyyen boşanmaması, çıkarmak mecburiyeti gibi mantık deler konuldu. Dünyâda yaşamak günâh sayıldı. (Kâmûs-ül-a'lâm.

» Lâzım Olan îmân) ve ilimden mahrûm olan papazlar, înine ve onun yüce peygamberine rkunç iftirâ yapıp yalanlar uydurdu-im âlimleri, papazlarla yaptıkları lünâzaralarda onları cevap veremez etirdiler. Hıristiyanlar içinde de rın zulmlerine akıl ve mantıkdan

I I liK^r
bir hıristiyan mezhebi ortaya çıktı. (Rahme-tullah Efendi)

Roma kilisesi diğer din mensublarını ve vahşi kavimleri hıristiyanlaşdırarak nüfuzunu artırmak için dünyânın her tarafında husûsî katolik mektebleri kurdu. Hıristiyanlığı duyurmak ve yaymak için misyoner ismini verdikleri çok müteassıb (yanlış ina-nışda ısrâr eden) papazlar yetiştirdi. Bu papazlar gittikleri yerlerde câhilleri aldattılar. Anayı kızının, oğulu babasının aleyhine kışkırtarak birbirlerine düşman ettiler. (Har-putlu İshâk Efendi)

PARA

Alış-verişde araç olarak kullanılan, biriktirme ve tasarruf etmeye yarayan, çeşitli mâdenlerden veya kağıttan îmâl edilmiş değer ölçüsü. Belli ağırlıkda basılmış olan altın ve gümüş paralara sikke veya meskû-kât, altın paralara dînâr, gümüş paralara dirhem denir.

Geçen ümmetlerin herbirine fitneler verildi. Benim ümmetimin fitnesi mal ve para toplamak olacaktır.

(Hadîs-i şerif-Heri ha)

Bir kimse helâl para ile bina yaparsa, insanlar bundan faydalandığı müddetçe kendisine sevâb verilir. (Hadîs-i şerif-Berika)

Bir zaman gelecek ki, insanlar yetiniz malın, paranın gelmesini düşünüp helalini haramını düşünmiyecekler.

(Hadîs i şerif. Muhit)

Malı, parayı İslâm dîninin izin vermediği yerlere sarf etmemeli, izin verilen yere de israf etmemelidir. Parayı oyunlara, haramlara, çalgılara, süslenmeye, gösteriş yapmaya, öğünmeye, mal toplamaya kullanmamalıdır. Bunlara dikkat edince mal, para zarardan kurtulur ve dünyâlıklar âhiretlik hâlini alır. Belki de bunlara dünyâ denmez. (Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî) Haram olarak ele geçen bir kuruş parayı sâhibine geri vermek, yüz kuruş sadaka ver-mekden daha sevâbdır. (Abdullah bin Mübârek)

F.shâh-ı kirâm iPftvoamher efendimizin

Fâtımîler, Resûlîler gibi müslüman ismini taşıyan ve İslâmiyet’e uymayan devletler, para üzerine âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf yazmışlar, milleti kandırmışlardır. (Seyyid Ahdülhakîm Aruâsi)

PASKALYA

Hıristiyanların kendi inanışlarına göre îsâ aleyhisselâmın haça gerildikten sonra dirilerek göğe yükselmesi ile ilgili olarak heryıl Mart ayının on dördüncü gününden sonra gelen ilk Pazar günü yaptıkları şenlik, âyin. Nevrûz günü mecûsîlerin (ateşe tapanların) bayramıdır. O gün mecûsîlerin yanına gidip onların yaptıklarını yapmak küfürdür. O gün bayram yapan müslümanın îmânı gider de haberi olmaz. Bunun gibi Noel günü ve gecesinde ve kâfirlerin paskalya ve yortularında onlar gibi bayram yapanlar da îmânsız olmaktadır. (Kerdcrî)

Hindûların bayram günlerine ve ateşe tapı-nanların Nevrûz günlerine ve hıristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek (saygı göstermek) ve o zamanlarda onların âdetlerini onlar gibi yapmak şirk olur. Küfre (îmânsızlığa) sebeb olur. Kâfirlerin bayramlarında, paskalya ve yortularında müslümanların câhilleri müslüman olmayanların yaptıklarını yapıyor ve bu günleri müslüman bayramı zan ediyor ve kâfirler gibi birbirlerine hediye gönderiyorlar. Eşyâlarını sofralarını kâfirlerin yaptığı gibi süslüyorlar. O geceleri başka gecelerden ayırd ediyorlar. Bunlar hep şirktir, îmânsızlıktır. (Ahmed Fârûkî)

PATRİK

1- Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyan-ların. en büyük rûhânî (dînî) lideri.

1054 (H. 446) yılına kadar Roma’daki papaya bağlı kalan İstanbul patriği Mihâel Kirolarius, papadan ayrılarak şark (doğu) kilisesini kurdu. Ortodoks kilisesi adını alan bu kilisenin idâresini eline aldı. Bundan sonra ortodoks kiliselerinin merkezi İstanbul Fener’deki patrikhâne oldu. Ortodoksların en büyük dînî lideri olan patrik İstanbul’da bulunmaktadır. (Ceuâb Veremedi)
7 v«yv«vıırvıc4i I lOiaiM UC V ItTl | i II

hıristiyan tebeayı devlete kar maya teşvik etmek için çalıştılı Devleti’nin duraklama ve gerilo rinde dînî faâliyetleri bırakıp siy« lerde bulundular. Sultan İkine Han, Boğdan-Eflâk ve Mora plânlayan ve Osmanlı Devleti’ni rak yıkmaya çalışan Rum patri( us’u patrikhânenin kapısında îd Tanzimattan sonra batılı hıristiyfi rin destek ve teşvikiyle daha da ı ket eden patrikler, Osmanlı parçalanmasında ve yıkılmasın^ rol oynadılar. (Rehber Ansiklop

2- Şark (doğu) kiliselerinde ön eski birkaç merkezin piskoposla len ünvan.

OsmanlI Devletinde Rus sefîı elçisi) olarak uzun seneler çalışan hâtırâlarmda Sultan İkinci Mah zamânında Fener patrikhânesii sında asılan 1821 (H. 1237) Rum baş plânlayıcısı olan patrik Greg Rus Çarı Aleksandr’a yazdığı açıklamaktadır. Mektûb ibret veri

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkn kün değildir. Çünkü Türkler, n oldukları için çok sabırlı ve mul (dayanıklı) insanlardır. Türklerzei kendilerini müsbet yolda sevk ve iı cek reislere sâhib oldukları müd çalışkandırlar. Gâyet kanâatkâr ve, rine (geleneklerine) bağlıdırlar. 1 evvelâ itâat (bağlılık) duygusunu mânevî bağlarını parçalamak, dînî lıklarını zayıflatmak lâzımdır. Bunı kısa yolu millî geleneklerine ve değerlerine uymayan hâricî (yabaı ler ve hareketlere alışdırmakdır. ( Lâzım Olan îmân)

PAZARLIK ÉTMEK

Alış-verişte satan ile alan arasınC fiyâtı husûsunda anlaşmak, bir işi husûsunda yapılan anlaşma. Birbirinizi kıskanmayınız, verişte birbirinizi aldatmayın.

(Halcbî)

leret, eksiklik beyân etmek. iman kardeşinin özrünü kabul nek, günâh olur. (Hadîa-ı şerif-a)

kabul etmek ve kusurları affetmek teâlânın sıfatları ndandır. Böyle olma-nseye Allahü teâlâ azâb eöer.(Hâdirrü)

n affetmesi için özür dilenmesini bek-inâfık (iki yüzlü) aybların ortaya çık-I ister. (Hâdimî) li, engel, sebeb.

a-malına saldıracak düşman kor-hasta, kötürüm olmak, çok ihtiyârlık,

1i soğuk ve sıcak; cemâate ve Cumâ tına gitmemek için özürdür. (Hâdimî)

et orucu: hastalık, yolculuk gibi bir e veya bayram günlerine rastlamak li ile bozulursa veya Ramazân'a rast-/eniden altmış gün tutmak lâzım olur. Âbidîn)

n îmânı ve küfrü tanımamak ve ibâdet->ğru yapamamakda câhillik özr olmaz, ımek lâzımdır. (Molla Hüsrev) Sâhibi: Bir namaz vakti içinde yâni z vaktinin başından sonuna kadar, İt alıp yalnız farzı kılacak kadar bir n, abdestli kalamıyan yâni idrâr ve 1 akıntılar gibi abdesti bozan şeyler-liri kendisinde devamlı mevcûd olup ıramayan kimse. İstihâzalı olan, sâhibinin özrü, sonraki her namaz ide bir kere biraz çıkınca özrü devam r sayılır. Bir farz namazın vaktinde hiç îzse yâni bir namaz vakti başından ıa kadar özürsüz geçerse, o kimse sâhibi olmaktan kurtulur. (Halcbî) sâhibi her namaz vakti için ayrı abdest kbdestini bozan başka bir şey olma-bu abdest ile o vakit içinde dilediği namaz kılar. (Ibn-i Âbidîn)

I olabilmenin şartlarından biri de özür i olmamaktır. Özürlü olan özürlü yanlara imâm olamaz. Özürleri birbi-)enzeyenler birbirlerine ve bir özürlü

L>; Al, /-kinn't irv>Am /Nİnl^ılSr hAölil^î
PAPA

Katolik mezhebine mensûb hıristiyanların en yüksek rûhânî (dînî) lideri. Atalar atası mânâsına gelen papa, Roma’da bulunur, îsâ aleyhisselâmm dînini yaymak için seçtiği on iki havârîden mürted olan (dinden çıkan) Yehûda (Judas) ilk papa olarak kabûl edilir. Aynı zamanda Roma piskoposu olan papanın aldığı kararlarda yanılmaz olduğuna inanılır. Papa, kardinaller meclisi tarafından seçilir.

Bugün papa, Vatikan sarayında bir hüküm-dâr gibi hareket etmektedir. Papaya bu hakkın tanınması, 1870’de İtalya birliğinin kurulup Roma’nın ele geçirilmesinden sonra olmuştur. Papaların hıristiyan devletleri üzerindeki siyâsî otoriteleri kalkmakla berâber. halka te’sir etmede ve kilise adına vergi toplanmasındaki te’sirini devâm ettirmektedirler. Lüks bir hayat yaşayan papanın ve papalığın masrafları hıristiyan halkından toplanan kilise vergisi ile karşılanmaktadır. (Rehber Ansiklopedisi)

Orta çağda hıristiyanlık dîni, papaların oyuncağı hâline geldi. Papalar istemediği her kişiyi dinden afaroz ediyor, istediğini affediyor, para karşılığı Cennetten arsa satıyorlardı. Engizisyon mahkemelerinde binlerce insanı afaroz ettikten sonra işkenceyle öldürtüyorlardı. Papalar, makamlarını kuvvetlendirmek ve servetlerini artırmak için akıl almaz yollara baş vurdular. Galile, Kopernik, Newton dünyânın döndüğünü İslâm âlimlerinin yazdığı kitablardan öğre-niD sövlevince. bu sözleri suç sayıldı. Galile,

y,-,
Peygamber efendimizin mübárek torunları, imâm-ı Masen ve Hüseyn (r.anhümá) her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almağa uğraşırlardı. Kendilerine; bir günde binlerle dirhem sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz? dediklerinde: “Verdiklerimizi Allah rızâsı için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır. Fakat alış-verişde aldanmak, aklın ve malın noksan olmasıdır" buyururlardı. {İmâm ı Gazâlî)

PERİ

Ateşin alev kısmından yaratılmış olan ve her şekle girebilen cisimler, cin (Hkz. Cin).

PEYGAMBER

İnsanları Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, onlara doğru yolu göstermek için gönderilen seçkin zâtlar. Gönderilmiş kişi, haberci (Bkz. Resul ve Nebí).

Allahü teâlânın emirlerini tebliğ etmekte, duyurmakta ve insanları Allahü teâlânın dînine çağırmakta p>eygamberler arasında bir ayrılık yoktur. Peygamberlere îmân etmek, aralarında hiç bir fark görmeyerek, hepsinin doğru sözlü olduğuna inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hiç birine inanmamış olur. (Seyyid Abdülhakîm)

Peygamberlik: çalışmakla, açlık, sıkıntı çekmekle ve çok ibâdet yapmakla ele geçmez. Yalnız Allahü teâlânın ihsânı ile olur. İnsanların dünyâdaki ve âhiretteki işlerinin düzgün ve faydalı olması için ve yanlış, zararlı işlerden koruyup, selâmete, hidâyete, râhata ve seâdete kavuşturmak için peygamberler gönderilmiştir. (İmâm ı Rab-hânı)

Her peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, her insandan her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselâm ise her zamanda ve her mekânda her insandan her bakımdan üstündür. (Seyyid Abdülhakîm)

Peygamberler mezarlarında bizim bilmediğimiz bir hayat ile diridir. Mübârek vücudla-rını toprak çürütmez. Bunun içindir ki.

Pîr, Allahü teâlâya kavuşmaya Maksûd olan (arzulanan, istef sübhânehüdür. (Hâce Behâüddi Pîr, kâmil ve mükemmil ise, (yı yetiştiren ise) sohbeti büyük nîı onun bakışı devâ (ilâç) ve sözleri şifâdır. Ve sohbetsiz vüsul (1^ mümkün değildir. (Abdülhakîm Píre bağlılıkta bozukluk olum mek düşünülemez. (Hâce Mı Bâkî-billah)

Her işde pirlerin mübârek rûhlaı yaparak Allahü teâlâya yalvamnc etmelidir. (Süleymân bin Cezâ) Bağlı olunan píre, zâhiren (açıkça nen (gizli) îtirâz etmek feyz kapısıı (Hayderîzâde İbrâhim Fasîh Ef Pirini incitenden sen de incinmez» senden daha iyidir. (îmâm-ı Rab Rrlik ve müridlik yalnız külâh giy ve babadan oğula kalmakla olm sünnet ve cemâat yolunu bilmek, c ve göstermekle olur (îmâm-ı Rab Pîr-i Fânî: ölünceye kadar Rami cunu veya kazâya kalmış oruçlarır yacak kadar çok yaşlı olan.

PİSKOPOS


ayin sâhibi. yaratıcısı, mâliki, hâkimi, ucusu ve yardımcısı, terbiye edeni, ireni, nîmet ve rızık vereni mânâlarına j teâlânın ism-i şeriflerinden. n-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: i; Allah her şeyin rabbi iken, hiç Allah*dan başka rab mı isterim? iesin kazanacağı ancak kendine r. Hiç bir günahkâr, başkasının İhını çekmez. Sonunda dönüşü-Rabbinizedir. O vakit Allah, dün-I aynUğa düşdüğünüz şeyleri haber verecektir. (Enam sûresi:

h bütün göklerin ve yerin ve ara-ıdakilerin rabbidir. O hâlde 0*na let et ve 0*na ibâdet etmekte sab-

. (Meryem sûresi: 65)

leleyle başlıyalım her işe!

I adı, en iyi bir sığnakdır. itleri sığmaz ölçü hisâba, acıyan, affı seven bir Rab'dır.

(Seâdet-i Ebediyye)

tâ ve kaderime râzı olmayan, enmeyen ve gönderdiğim belâ-I sabretmeyen benden başka Rab sın. Yeryüzünde kulum olarak unmasın, (Hadîs-i kudsî-Mektûbât-ı bânî)

ı-i mahfûza ilk olarak; **Benden baş-AUah yoktur. Muhammed aley-Helâm benim Resûlümdür ve bibimdir ve her şey benim mahlû-ndur. Her şeyin Rabbiyım, Hûlı-

Bunun gibi müezzinlerin (Râbbenâlekel-hamd) demeleri de mânâyı bozuyor. Çünkü Rab kelimesini Râb şeklinde uzatarak söylemek Allahımıza hamd ederiz yerine, üvey babamıza hamd ederiz oluyor. .Bu şekilde okuma tegannî ile okumak olur. Tegannî ile okumak mânâyı bozarsa, namazı da bozar. Söylenişine dikkat etmek lâzımdır. (Alâüd-dîn Haskefi)

rabbani

1-Allahü teâlâdan gelen.

Evliyânm sözünde Rabbânî te'sir vardır. Seyyid Ahdülhakim)

2İlim, amel, ihlâs ve kurb (yâni Allahü teâ-lâya yakınlık) mertebelerinde kâmil (olgun-laşmış, yetişmiş) ve mükemmel (olgunlaştıran, yetiştiren) derin âlim. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:


Abdullah bin Abbâs (radıyallahü anh) vefât ettiği vakit ibn-i Hanefiyye şöyle dedi: “Bu ümmetin Rabbânîsi vefât etti. ’

RABBÜL’ÂLEMİN

Âlemlerin rabbi, sâhibi olan Allahü teâlâ (Bkz. Rab).

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Hamd, RabbüVâlemîn olan AUcdıa mahsûsdur. O, Rcdımân (Dünyâda nimetini herkese veren) ve Rahim (âhi-rette nimetlerini sâdece mü’minlere veren) dir. (Fâtihâ sûresi: 1,2)

RABBENA LEKEL HAMD

"Ey Rabbimiz sana hama olsun” mânâsına, namazda rükûdan doğrulunca okunan ve sünnet olan söz.

Peygamber efendimiz cemâatle namaz kılarken; "Semiallahü İlmen hamideh" yâni Allahü teâlâ kendisine hamd edenin ham-dini işitir, kabul eder” deyince, ilk safta bulunan hazret-i Muâviye "Rabbenâ lekel hamd” derdi. Böyle söylemesi takdir ve tah-sin (iyi) buyrularak, böyle söylemek kıyâ-mete kadar sünnet olarak kaldı. (İbn-i fAbidîn. Hindivye)replika telefon sizin icin sundu yarın kaldıgımız yerden devam edecegiz.




replika telefon, replika telefonlar,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder